2021-01-26
Skip Navigation Links
Destpêk/Anasayfa
Pêwendî/İlişki
Lînk
Skip Navigation Links
Video
Album
Arşîv
Kamer Beysülen
 
ANILAR BELGELER 4
2020-11-28 18:58
Kamer Beysülen



Kamer Beysülen

Şair, politikacı ve yazar Kemal Burkay’ın, anılarını kaleme aldığı, serinin 4. Cildi “Anılar Belgeler 4” ismiyle, “Özgürlük Yolu Vakfı Yayınları” etiketiyle, Ekim 2020 tarihinde yayınlandı.
Bilindiği gibi Kürt Politikacı, Şair ve Yazar Kemal Burkay’ın, anılarının 1. Cildi 2001 yılında yurtdışında “Roja Nû Yayınları” ardından 2002 yılında ise İstanbul’da “Deng Yayınları” tarafından yayınlanmıştı.

Serinin 2. Ve 3. Ciltleri baskıya hazır olmalarına rağmen, bazı nedenlerden dolayı bekletildiler. 2. Cilt 2009 yılında yurtdışında, 2010 yılında da yurtiçinde yayınlandı. 3. Cilt ise 2019 yılında Ankara’da yayınlandı.
Geçtiğimiz ay (Ekim 2020) yayınlanan 4. Cilt, 1995-2010 yılları arasındaki 16 yıllık dönemi kapsıyor ve diğer ciltlere göre biraz daha kapsamlı.
Bu dönem, aynı zamanda Kürt halkına, rejim karşıtlarına ve basına karşı zulüm ve baskının arttığı, Kürt aydın ve iş adamlarının katledildiği, Faili meçhullerin gün be gün arttığı, cezaevlerinde katliam ve baskıların ayyuka çıktığı bir dönemdir. Artık muhalifler için evleri de dahil hiçbir yer güvenli değildir.
Şair ve Yazar Kemal Burkay’ın anıları aynı zamanda ülkenin son 60-70 yılının bir panoramasıdır. Burkay; siyasi çalışmalarının yanı sıra hem yurtdışında hem de ülkede yaşananları yakından takip etmiş ve onlara anılarında geniş şekilde yer vermiş.
90’lı yıllar Türkiye’de, özellikle Tansu Çiller’in başbakanlığı döneminde faili meçhul cinayetlerin hız kazandığı bir dönemdir. Bunlar gerçekte; Kürt aydın ve yurtseverlerine, aaynı zamanda Kürt ulusal mücadelesine destek veren Türk aydınlarına karşı, devlet himayesindeki çeteler tarafından, devletin onayı ile muhalefeti sindirmek için belli bir plan dahilinde işlenen suçlardır. Bu nedenle de failleri yakalanmıyor, bazıları yanlışlıkla yakalansa bile gelen uyarı üzerine derhal serbest bırakılıyordu. Bu faili meçhul cinayete kurban gidenlerden bir tanesi de Avukat Medet Serhat’tır. Burkay, anılarında bu olaya yer veriyor ve şöyle anlatıyor:
“Avukat Medet Serhat de 11 Kasım 1994 gecesi İstanbul Erenköy’de profesyonelce bir eylem sonucu arabasında vurularak öldürüldü. Arabada şoförü İsmail de yaşamını yitirirken eşi Yurdanur ağır yaralandı. Bu da rejimin güdümlü çeteleri tarafından yapılan bir eylemdi. Medet, bizim dönemin aydın ve yurtseverlerindendi. 1959’daki ‘49’lar Davası’nda, yine 1963’teki ‘23’ler Davası’nda tutuklanıp yargılanmıştı. (…)
Medet’in Cenazesi, beş bin dolayında bir kitlenin katılımıyla 16 Kasım günü Zincirli Kuyu Mezarlığında ‘Ey Reqip’ marşı eşliğinde toprağa verildi.
Bu olaydan birkaç ay önce de Avukat Yusuf Ekinci Ankara’da benzer biçimde katledilmişti. Onu da daha öğrencilik döneminde tanıyordum: Tarık ve Tahsin Ekincilerin kardeşiydi, sol ve yurtsever mücadelenin içindeydi. 12 Mart döneminde Diyarbakır DDKO davasında birlikte yargılanmıştık.”

Burkay; Başbakan Çiller’in bir ara, PKK’ya yardım edenlerin listesinin ellerinde olduğunu söylediğini ve bunun ardından bazı Kürt iş adamlarına yönelik seri cinayetlerin başladığını belirterek;
“Ünlü ‘Susurluk Olayı’ndan sonra yapılan soruşturmada tüm bu cinayetlerin devletin bilgisi ve onayı ile yapıldığı, resmi olarak da belgelendi; ama ne katiller yakalandı ne de onları yönlendirip himaye edenlerin üzerine gidildi. Suçlu, aynı zamanda güçlüydü!” diyor.
Kirli savaşın yoğunlaştığı 1993-95 döneminde Kürt Basınına yönelik baskıların da yoğunlaştığını, toplatma, belli sürelerle yayın durdurma, ya da temelli kapatma, ağır hapis ve para cezaları. Yayınların Kürdistan’a girişinin ve dağıtımının engellenmesi ve yasaklanmasının artık kanıksandığını, gazeteciler ve yazarlara yönelik tehdit ve cinayetlerin çoğaldığını belirten Kemal Burkay;
“Kürt basını tüm bu koşullar içinde, eşine az rastlanır bir inat, fedakarlık ve dirençle yoluna devam etti. Tutuklanma, ülkeyi terk etme gibi nedenlerle gazete ve dergilerin sorumlu müdürleri, sahipleri durmadan değişti. Kapanan yayınların yerine yenileri çıktı. Öldürülen gazetecilerin yerine yenileri görevi devraldılar. Ama rejim de Kürt basınını, bunun yanı sıra kirli savaş karşıtı her sesi susturmak, dikensiz gül bahçesi yaratmak için kararını vermişti. Bunun için işi gazeteleri bombalamaya kadar vardırdılar.”
Kürdistan’dan Batı Avrupa’ya ilk göçün, 12 Mart darbesi sonrası başladığını ve az sayıdaki politik mülteciyle sınırlı olduğunu belirten Burkay;
“12 Eylül sonrası başlayan göç, günümüze kadar hiç durmadı. Üstelik siyasi nedenlerle de sınırlı kalmadı; kirli savaşla boşalan köy ve kasabalar, altüst olan sosyal ve ekonomik yaşamla birlikte daha da hızlandı. Aynı nedenlerle Kürdistan’ın İran ve Irak parçalarından da Avrupa’ya göç yaşandı. Bu göç dalgasından Suriye’deki Kürtler de etkilendiler. Böylece yıllar içinde salt Batı Avrupa’da iki milyon dolayında bir Kürt nüfus oluştu.”
Yurtiçinde böylesi bir kaos yaşanırken, yurtdışındaki siyasi ve kültürel faaliyetler de olanca hızıyla devam ediyor. Parti kongreleri ve konferanslar, diplomatik görüşmeler, geziler, toplantıların yanı sıra, Burkay’ın şiir, mizah ve siyasi kitapları da yurtiçinde ve dışında yayınlanıyor.

Burkay anılarında; Kürtler arası gerilimi, PKK bahanesiyle Güney Kürdistan’a operasyon yapılmasını, Apo’nun Suriye’den çıkarışını, Avrupa’da siyasi sığınma çabalarını ve Kenya’da yakalanıp Türkiye’ye getirilmesini, İmralı Duruşmalarını anlatıyor:
“Apo’nun duruşması 31 Mayıs’ta İmralı’da başladı.
Daha duruşmadan günler önce rejim, akılalmaz abartılı işler yapmaya başladı. İmralı adasında ve Mudanya’da acayip güvenlik önlemleri alınıyordu. Apo’ya cam kafes yapılmıştı. Bu olay ‘tarihi duruşma’, ‘asrın en büyük davası’ gibi adlandırılıyordu.”

Burkay, rejimin politik tutuklulara saldırısı ve kıyımını ise şöyle dile getiriyor;
“Rejim bir taraftan Bay ve Bayan Ecevitlerin tabiriyle, ‘Kader Kurbanlarına Af’ adı altında bir yasayla hırsızı-katili serbest bırakmaya hazırlanırken, politik tutuklulara yönelik olarak ise yeni tezgahlar peşinde idi. Koğuş sisteminin denetimi zorlaştırdığı ve ‘terörün’ cezaevlerinden yönlendirildiği ileri sürülerek hücre sistemine dayalı F Tipi cezaevleri inşa edilmiş ve politik tutukluları oraya taşıyıp izole etmeye, fizik ve moral olarak yok etmeye varacak bir uygulama başlatıyordu. Cezaevlerindeki politik tutuklular doğal olarak buna tepki gösterdiler, açlık grevleri yoğunlaştı. Rejim ise bunu gerekçe yaparak ve politik tutukluları biran önce F Tipi cezaevlerine geçirmek için 20 kadar cezaevinde harekete geçti. Jandarma, askeri komando ve polisten oluşan 8 bin dolayındaki güçle, hükümetin teröristler diye nitelediği 12 bin dolayında politik tutuklunun kaldığı cezaevleri kuşatıldı. 19 Aralık’tan başlayarak koğuşlara saldırdılar. Kurşunlayarak, bombalayarak, yakıp yıkarak acımasızca bir kıyım yaptılar.”
(…)
“Bu acımasız ve kanlı operasyona ise insanlarla alay eder gibi ‘Hayata Dönüş’ adını verdiler…”
Kitapta; ülkede ve dünyadaki önemli gelişmeler, iktidar değişiklikleri, yeni kurulan siyasi partiler. Yeni kitaplar, gazetecilerin kendisiyle yaptığı söyleşiler ve şiirleri hakkında yazılanlar. Siyasi ve edebi çalışmalar, kendisine ve partisine yönelik saldırı ve karalamalar ile yitirdiği yoldaşları ve arkadaşları için yazdıklarının yanında belgeler ve resimler yer alıyor.
Büyük boy ve ciltli olarak yayınlanan kitap; 720 sayfadan oluşuyor…
iyi okumalar dileğiyle…
Print