2022-08-09
Skip Navigation Links
Destpêk/Anasayfa
Pêwendî/İlişki
Lînk
Skip Navigation Links
Video
Album
Arşîv
Kemal Burkay
 
BAŞARIYA ULAŞMAK İÇİN DOGRU STRATEJİ GEREKLİ
2022-04-06 10:50
Kemal Burkay
Geçen yıl (2021) Eylül başında “Face’teki Bazı Modalar Üzerine” başlıklı bir yazı yazmıştım. Yazı doğal olarak tartışmalara yol açtı. Söz konusu yanlışların içinde olanlar ve modaya ayak uyduranlar tepki gösterdiler; bazıları söylenenleri çarpıttı. Bunun üzerine yanlış anlamaları önlemek için altı yazı daha kaleme aldım. Bunların beşi yayınlandı ve onları yeterli bulup altıncısını yayınlamadım. Kilerimde duran bu yazıyı da şimdi yayınlıyorum. Yaşadığımız siyasi ortamda kanımca buna gerek var. (6 Nisan 2022)

* * *

Son olarak şunu da eklemeliyim: Kürt halkının bugün içinde bulunduğu koşullar, Güney Kürdistan’daki federal statüyü bir yana bırakırsak (ki o da hâlâ ciddi sorunlar yaşıyor) acı ve üzüntü vericidir.

Bunun başta gelen nedeni ülkemizin bölünmüş olması, halkımızın üzerindeki ağır ulusal baskı ve sömürü olsa bile tek neden bu değil. Kürt ulusal hareketinin de bir bütün olarak doğru bir strateji izlediği söylenemez. Bu nedenle ulusal güçlerin birliği bir türlü sağlanamadı ve kitle mücadelesi sağlıklı yol ve yöntemler izleyemedi.

Diğer bir deyişle suçu salt başkalarında aramayalım. Kürtler adına sahneye çıkan her örgüt ve kişi kendi politikasına bakmalı, neler yapıp yapmadığı üzerinde düşünmeli.

Bizim kendi payımıza bu konuda alnımız açık. Ben ve arkadaşlarım halkın önüne yanlış yollar koymadık, uygun olmayan koşullarda şiddete yönelmedik, bunu yapanları uyardık. Ama rejim bizzat kendi ajan ve provokatörleri eliyle Kürt hareketini teröre yöneltti. Bizim ısrarlı uyarılarımıza rağmen pek çok deneysiz, yurtsever insan oyuna geldi, sivri sloganlar kullanan PKK’nın ardına takıldı. Onbinlerce genç insanımız bu nedenle yaşamını yitirdi, Kürdistan’da binlerce köy yanıp yıkıldı, boşaldı, onlarca kent ve kasaba yerle bir oldu, milyonlarca insanımız sürgün yollarına düştü. Güya bağımsız Kürdistan için bütün bunları yapan PKK’nın başındaki kişi, sonunda yakalanıp getirilince teslim oldu ve geçmişte lafta da olsa söylediklerini tümden terk etti, 12 Eylül öncesinde olduğu gibi, rejimin tam bir hizmetkârı oldu. PKK da biri iki etmeden onu izledi ve pek çok insan tüm bu olup bitenlere rağmen hâlâ aynı yolda yürüyüp gidiyor.

İnsanların uyanması için daha ne olması gerekiyor? Bu nasıl perdedir gözlere çekilmiş? Bu insanlar görme ve işitme özürlü mü?..

Ama sadece PKK ve hâlâ onu izleyen görme ve işitme özürlüler değil (ki onların bir bölümü, özellikle başı çekenler, ne yaptıklarını çok iyi biliyorlar; bir bölümü görevli, bir bölümü rant paylaşımı için orada), Kürt siyaseti içindeki diğer birçok örgüt ve lider geçinenler de bizim tüm uyarılarımıza rağmen bunu göremediler. Hatta zaman zaman onların yaptıklarına özendiler. Oysa onlar da oynanan oyunu kavrayıp tavır alabilselerdi durum çok daha farklı olurdu.

Biz kendi payımıza, PKK olayını iyi kavrayıp zamanında gerekli tavrı göstermiş olmanın yanı sıra, Kürt ulusal hareketinin başarısı için ortaya sağlıklı bir strateji koyduk. Ulusal ve uluslararası durumu doğru tahlil ettik. Hem ulusal güçlerin birliği için çalıştık, hem de yan yana yaşadığımız halkların, bunun yanı sıra tüm ülkelerdeki ilerici, demokratik, devrimci güçlerle dayanışmanın gereğini savunduk; demokrasi mücadelesine önem verdik.

Daha 1960’lı ve 1970’li yıllarda bu politikanın olumlu ürünleri görüldü. Kitleler hızla bilinçlendiler. Diğer yurtsever kesimlerle iyi ilişkiler oluşturduk. Diyarbakır ve Ağrı’da belediye başkanlığı seçimlerini kazandık. Yurt içinde yaygın biçimde Devrimci Halk Kültür Dernekleri, yurt dışında Federal Almanya ve diğer ülkelerde KOMKAR oluştu. 200.000 üyeli Türkiye Öğretmenler Birliği’nin (TÖB-DER) yönetimini dört yıl süreyle diğer bazı devrimci örgütlerle (TSİP, DEV-YOL, Kurtuluş Grubu) paylaştık. Türkiye ilerici ve demokratik güçleri arasında da mücadelemize hatırı sayılır dost güçler oluştu. 1980 yılı başlarında üç örgütle (Özgürlük Yolu Hareketi, Devrimci Demokratlar ve KUK) Ulusal Demokratik Güçbirliği’ni (UDG) oluşturduk. Söz konusu güçbirliği diğer yurtsever örgüt ve gruplara da açıktı.

Birliği oluşturduktan sonra UDG adına sekiz kadar Türkiyeli sol ve demokratik örgüte (DİSK, TÖB-DER, TSİP, TİP, TKP, Kurtuluş Grubu, DEV-YOL, Halkın Kurtuluşu) faşist ve emperyalist güçlere karşı cephe oluşturmak için yazılı bir öneri götürdük. “Onlar faşizmi getirmek istiyorlar, biz güçlerimizi birleştirirsek bunu önleyebilir ve demokratik halk iktidarını gerçekleştirebiliriz,” dedik. (Bak: Kemal Burkay, Anılar-Belgeler, 2. Cilt, sayfa 170 ve devamı).

Eğer Kürt ulusal hareketi ile Türkiye devrim ve demokrasi güçleri arasında söz konusu birlik sağlansaydı 1980 faşist darbesinin önü alınabilir, PKK tuzağı da boşa çıkarılabilirdi. Kürt ulusal hareketi, UDG’nin ve söz konusu ittifakın yarattığı güven ve enerji ile daha o dönemde Kürdistan’daki belediyelerin büyük bölümünü kazanabilir, parlamentoya hatırı sayılı bir güçle girebilir, bununla akıllıca ve kararlı bir siyaset yürüterek Türkiye politikasını etkileyebilir ve Kürt sorununun adil çözümüne yolu açabilirdik. Sık sık söylerim: 20 milyonluk Kürt halkının oyu, 20 milyon tüfekten daha önemlidir.

Ama öneri götürdüğümüz sol örgütler, özellikle TKP, TİP, DEV-YOL böylesi bir güçbirliğinin önemini kavramadılar ve buna yanaşmadılar. Söz konusu örgütler kendi aralarında bir tür mezhep kavgasına tutuşmuşlardı. Üstelik UDG içindeki DDKD’yi (KİP’i) de olumsuz etkilediler. Böylece UDG de çok geçmeden dağıldı.

Sonuç olarak şunu iddia ediyorum: Bizim izlediğimiz politikalar, Kürt ulusal hareketi için belirlediğimiz strateji sağlıklıydı ve eğer diğer Kürt örgütleri ve yurtsever şahsiyetler bunu kavrayıp destek olsalardı bundan Türkiye’de siyasal hayatı etkileyecek, hatta ona yön verecek büyük bir güç doğacaktı. Bunun sonucu belki de Kürt sorunu, bağımsızlık biçiminde olmasa da federal biçimde, şimdiye kadar çözülmüş olacaktı.

Ne var ki ulusal ve uluslararası durumu doğru tahlil edemeyen, güçlerine bakmayıp büyük taşa sarılan, sivri sloganlarla vakit geçiren birçokları bunu kavramadılar, hâlâ kavramıyorlar. Ve eğer Kürt hareketi bugün bu zor ve dağınık, karamsarlık verici durumdaysa onların da bunda büyük payı var.

Aynı şey Türkiye sol hareketi için de söylenebilir. Zaten sosyalist sistem çöktükten sonra bu sol hızla zayıfladı, ufaldı, etkinliğini kaybetti. Bir bölümüyle PKK’nın kuyruğunda idame-i hayat etmeye çalışıyor.

16 Eylül 2021

Print