2024-02-29
Skip Navigation Links
Destpêk/Anasayfa
Pêwendî/İlişki
Lînk
Skip Navigation Links
Video
Album
Arşîv
Kemal Burkay
 
EKONOMİK KRİZ – NEDENİ VE ÇÖZÜMÜ 1.Bölüm
2023-04-18 19:15
Kemal Burkay
1. Bölüm

Söyleye söyleye dilimizde tüy bitti: Türkiye’nin yüz yüze olduğu en büyük sorun Kürt sorunudur. Ülkeyi yönetenler bunu duymazdan, bilmezden geldikleri ve bu sorunu çözmek için gerekli sağduyulu adımları atmadıkları için de söylemeye devam ediyoruz.

Bu sorunu yaratan Türkiye’yi dünden bugüne yöneten egemen güçlerdir. Onlar Kürt halkına haklarını tanımadılar. Baskı ve şiddet yöntemleriyle Kürtleri asimilasyona, yani Türkleştirmeye çalıştılar. Oysa bu mümkün değildi. Hem Kürt halkı, salt Türkiye sınırları içinde ülke nüfusunun üçte birini bulan nüfusuyla (günümüzde 25-30 milyon) hem de geniş coğrafyası, kadim dili, zengin tarihi ve kültürüyle asimile edilemezdi ve edilemedi. Ayrıca bu insani bir yöntem de değildir.

İzlenen söz konusu yanlış politika sorunu giderek büyüttü ve kangren haline getirdi. Türkiye bu nedenle barış ve demokrasiden yoksun hale geldi.

Elbet tek sorun bu değil. Baskı gören diğer etnik grupların (Ermeni, Rum, Laz, Çerkez, Arap vb.) yanı sıra, inanç alanında da eşitsizlikten ve baskıdan kaynaklanan ciddi sorunlar var (örneğin Alevi sorunu).

Şu dönemde kitleleri bunaltan en büyük sorun ise ülkenin yaşadığı ekonomik kriz. Diğer bir deyişle pahalılık ve yoksulluk.

Peki bu nasıl önlenecek?

Şu günlerde yaklaşan 14 Mayıs seçimleri nedeniyle insanlar bunu tartışıyor. Muhalefete göre bu krizin nedeni iktidar, o gidip kendileri gelirse işler düzelecek.

Gerçekten öyle mi?

Eğer öyleyse çözüm bir bakıma kolay. Krizin acısını çeken, bunalan halk kitleleri, yani seçmen çoğunluğu oylarıyla muhalefeti destekler, iktidarı düşürüp onları iktidar yapar, böylece düze çıkılır.

Bana göre de iktidar yıprandı ve bugünkü krizin oluşmasında payı çok. Yani değişimi hak ediyor. Ama bu ekonominin düze çıkması, toplumun refaha ve demokrasiye ulaşması için yetmez. Sorun bu kadar basit değil.

Hatırlayalım: 2000’li yılların başında da ülke buna benzer büyük bir kriz yaşamış ve Türk Lirası pul olmuştu. Bu kriz o dönemdeki anlı şanlı koalisyon partilerini alaşağı etti ve iktidara AKP’yi getirdi. Türk lirasından 6 sıfır atıldı!

Bununla toplum bir süre nefes aldı ama ekonomi ve demokrasi için kalıcı çözüm olmadı. Yirmi yıl sonra yine aynı noktaya geldik.

Çünkü ekonominin düzelmesini önleyen büyük kara delik kapanmadı. Bu, çözümsüz kalan Kürt sorunu ve onunla ilgili izlenen yanlış politika idi.

Sorun Cumhuriyetten önce vardı ve Cumhuriyet döneminde de devam etti. Kürtlerin hakları tanınmadı ve bu Osmanlı’nın son döneminden beri çeşitli Kürt direnişlerine yol açtı. Bu direnişler kanlı şekilde bastırıldı ve liderleri çoğu kez idam edildiler, Kürtlere yönelik kırım ve sürgünler devreye kondu.

Ama bu, yani Kürtlerin silahlı kalkışması ve devletin bastırması söz konusu devasa sorunu çözmedi.

1960’lı yıllara gelince Kürtler sorunun çözümü için barışçı yöntemlere yöneldiler. Demokratik ve sol örgütler devreye girdi. Kürt hareketi hızlı biçimde gelişip kitleselleşmeye başladı.

Bu örgütlerden biri Özgürlük Yolu Hareketi (Türkiye Kürdistanı Sosyalist Partisi) idi. Bu hareket Diyarbakır ve Ağrı gibi illerde gösterdiği bağımsız adaylarla belediye seçimlerini kazandı.

Ayrıca Kürdistan Demokrat Partisi, DDKD, Rızgari, Kava gibi örgütler vardı. Bölgede şoven-faşist güçler etkisiz kılındılar.

Eğer önü alınmasa, barışçı gelişen bu hareket Kürt sorununun çözümü için çok etkin bir muhalefet olabilirdi. Böylece Kürt halkı özgürleşir, Türkiye de barışa ve demokrasiye ulaşırdı.

Ama rejim bu gelişmeden fena halde ürktü. Çünkü onun Kürtlere herhangi bir hak ve özgürlük tanımaya niyeti yoktu.

Bu nedenle ajanları eliyle sahneye PKK gibi sahte bir Kürt örgütü çıkardı. Sözde bağımsızlık isteyen ve ve silahlı mücadeleyi başlıca yöntem seçen PKK’nın ilk işi (görevi demek daha doğru) barışçı biçimde gelişen Kürt yurtsever örgütlerine saldırmak oldu. Öcalan bunu daha sonra itiraf etti ve şöyle dedi:

“PKK’yı kurduk, 3 yıl süreyle ekmeğimizi ve silahımızı devlet verdi, korumamızı devlet sağladı. Bizden istedikleri diğer Kürt örgütlerine karşı savaşmaktı ve 3 yıl süreyle ne istedilerse yaptık.” (Daha sonra da yaptılar; hem Türk devletinin, hem Suriye, İran ve Irak devletlerinin istediklerini…)

PKK, Suriye’nin yönlendirmesiyle 1984 yılında Türkiye’ye karşı partizan savaşı başlattı. Yani bir bakıma Türkiye’nin silahı kendisine döndü. Ama o bundan yararlanarak Kürt halkına karşı bir sindirme savaşı başlattı. Zaten daha önce bir göçertme planı vardı. Böylece binlerce Kürt köyü ve onlarca kasaba yandı, yıkıldı, yerle bir oldu.

Bu savaş -bir bakıma danışıklı dövüş- 40 yıldır süregelmekte. Bu süre içinde Kürt kesiminde barışçı yurtsever örgütler zayıflar, dağılırken Türk kesiminde de demokrasi güçleri ezildiler ve Toplum aşırı derecede militarize oldu; ırkçılık ve şovenizm güçlendi.

Onlarca yıl boyunca ekonomik kaynaklar silaha ve savaşa gitti. Bu kaynaklar trilyonlarca dolar değerindedir.

Merkezi Londra’da olan Demokratik Gelişim Enstitüsü’nün yaptığı araştırmaya göre son 40 yılda buna harcanan para 3 trilyon dolardır. (Bir dolar şu günlerde 20 TL’ye ulaştığına göre yaklaşık 60 trilyon TL…)

Bu ne anlama geliyor düşünebiliyor musunuz?

(Devam edecek)

Print