2019-10-22
Skip Navigation Links
Destpêk/Anasayfa
Pêwendî/İlişki
Lînk
Skip Navigation Links
Video
Album
Arşîv
Murat Belge
 
‘Doğru’nun ölçütleri
2014-02-02 20:22
Murat Belge
Tuhaf bir döneme girdik, çok yeni değil, bir süredir bu sürecin içindeyiz. 2002 ile, yani AKP’nin iktidara gelmesiyle başlayan bir süreç bu. 12 Eylül topluma “Yirmilerin ve otuzların Türkiye Cumhuriyeti’nin devamı olacaksınız! Buradan bir santim sapma olmayacak!” demiş ve bunun yasal çerçevesini kurmuştu. Onlar kenara çekilir çekilmez de hayat (Özal’la, örneğin) değişmeye başlamıştı. 2002 değişimin hızlanarak devam edeceğini gösterdi. Onun için, “eski Türkiye devam etmeli” diyenler her düzeyde atağa geçti. Beklenen 28 Şubat olmadı; beklenmeyen tutuklamalar, mahkemeler başladı.

Dediğim o sürece de böyle girdik. Ortaya birtakım belgeler çıkıyor, birileri tutuklanıyor; ama aynı anda başkaları “Bu yalan! Bu sahte!” diye bağırıyor. Tipik örnek: bir yerler kazılmış, “lav” denen silâh bulunmuş. İlker Başbuğ çıkıyor, “boru” diyor. Evet, kullanılmış silâh bir boru olarak kalıyor, doğru. İyi de, orada burada gömülmüş bu nitelikte “boru”lar bulunması normal bir şey midir? Kasımpatı mı bu, lâle soğanı mı?

Bu karşılıklı bağırışma, nesnellik denen şeyi aşındırdı. O çıkan nesne “boru” mudur, başka bir şey midir, nesneye değil de kendi durduğumuz yere, tanışlarımıza, sevdiklerimize bakarak karar verir olduk.

Ama bu arada olaylar, somut eylemler ardarda dizildi ve AKP önce iliştiği iktidar koltuğunda daha bir yayılarak oturur oldu. Oyalanmadan geçelim: böylece Gezi’ye geldik. Gezi, Başbakan’ı çok kızdırdı. Bu yıllarda onca saldırıya uğramış, ama hiç böyle kızmamıştı.

Daha ilk gün, bir “camide içki içme” olayı anlattı; bir de saldırıya uğrayan kadın. İkisi de, akla aykırı şeylerdi. Gezi günlerinin polis-gösterici çatışmalarında birahaneye gider gibi camiye gidip içki içecek adamlar hikâyesi ne kadar inandırıcı? Sokak ortasında bir kadının üstüne işeyecek adamlar daha mı inandırıcı?

Ama kendine oy veren dindar kesimde, öyle olmayanlara karşı ciddi bir nefret uyandırmaya elverişli hikâyelerdi bunlar. O zamandan bu zamana, bunca ay geçti, bu iki olayın gerçek olduğuna dair bir kanıt ortaya çıkmadı. Camide içki konusuna yalanlama da gelmişti üstelik; ama yalanlamayı yapan hocanın başına ne geldiğini bilmiyoruz.

Herhangi bir kanıt yok, ama Başbakan da, çevresi de, bunlar kanıtlanmış, ispatlanmış olaylarmış gibi konuşmaya devam ediyor.

Derken yeni gelişmeler oldu.Yeni gelişmelerle yeni bir terminoloji: “paralel devlet”, falan filan. Başbakan gene herkesin önünde, “çete!” diye bağırıyor.

Devletin “paralel” olanını kurmak, “derin”ini kurmak gibi, suç. “Çete”, adı üstünde. “Faiz lobisi” bildiğimiz, hukuk sistemlerinde tanımlanmış bir “suç örgütü” olmasa da, adı kulağa hoş gelmiyor. Nerede oturur kalkar bu lobi, ne yer, ne içer? Dışarıda mıdır, içeride midir, hem dışarıda hem içeride midir? Bugünlerde pek çok şey bu kategoriye giriyor. Nicedir, “içimizde” İrlandalılar var ya!

“Çete” kurmak suç olduğuna göre, “suç” ne gerektiriyorsa onu yapman beklenir. Devlette suç işleyeni Çarşamba’dan alıp Perşembe’ye vermek yeterli bir tedbir mi? Çarşamba’da yaptığını Perşembe’de yapmayacak mı? Çıkar ortaya suçun kanıtını, ver mahkemeye, bastır cezasını. Kanıt yoksa... Evet, kanıt yoksa neye dayanarak sürüyorsun?

Ama süreç devam ediyor. Nesnel olayın ne olduğu önemli değil. Önemli olan, olay hakkında hiç durmadan bir şeyler söylemek. O söylenenin akla mantığa uygun olması da sadece bir ayrıntı. Ben Başbakan’ı beğeniyorsam, söylediği de, yaptığı da doğrudur.

Savcı 22 kere yurt dışına çıkmış! “Çıkmadım, gel ispatla!” diyor. İspatlayamıyorsun. “Yanılmışım” falan demiyorsun ama, demeyeceksin. Sadece, o sözü tekrarlamaktan vazgeçeceksin. Nasıl olsa yeni “söz” bulmak kolay şimdiye kadar bulduğun yöntemle.

Dünyaya belirli bir nesnellik içinde bakma disiplinini zaten hiçbir zaman edinmemiş bir toplumda son derece zararlı işler, son derece tehlikeli bir gidiş.



------------------------------------------------

Taraf- 1 Şubat
Print