2024-06-12
Skip Navigation Links
Destpêk/Anasayfa
Pêwendî/İlişki
Lînk
Skip Navigation Links
Video
Album
Arşîv
Necla Çamlibel
 
5 Nolu Diyarbakır zindanında bir Kürt bürokratının yaşadıkları
2024-02-06 21:02
Necla Çamlibel
5 Nolu Diyarbakır zindanlarının ve bir ve binlerce Kürd"ün yaşadıklarını ve sonrasında yaşayacaklarını siyasi, psikolojik, ekonomik, sosyal olarak yaşadıklarını ve yaşanmışlıklarını yazmak kolay değildir. Çünkü 5 nolu zindanlarına yaşananlara tanıklık eden duvarların ve insanların canı acımaya devam ediyor.

İki yüz yıllı aşan Kürt sorunundan kaynaklı acıları, özellikle zindanlarda yapılanları, yaşanılanları yazmak, hala dinlerken de yazarken de acıtıyor. Yazı dizimin ikinci bölümünde, 5 Nolu’nun Türkiye"si; 80 darbesinin yaşanmadan önceki siyasi yapıyı hatırlamakta yarar görüyorum.

O günün Türkiye’sinde; 1961 Anayasasının sağladığı özgürlük ortamında, Türkiye"de büyük bir uyanış başladı. Demokratik ve siyasal uyanıştaki olumluluklar. Toplumun aydın ve ezilmiş kesimler üzerinde önemli farkındalıkların gerçekleştiği bir ortam oluşmuştu. Bu aydınlanma sonucu, siyasi ve kültürel kulüpler siyasi akımların güçlenmesini kabul görmesinin yolunu açmıştı.

Bu ilerleme ve uyanış, ezilenlerden yana olumluyken, egemenleri ürküttü. Bunun içinde kitleleri ve bu aydınlanma ve uyanışın önüne geçmek için kontrolüne almak için Türk egemen siyasi anlayışı eliyle yeni bir projeye gidildi. Bu çıkışın mantığında, legal demokratik zemini kapatıp şiddete yönlendirmekti. 1960’lı yıllarda Türkiye"deki iki siyasi parti; DP ve devletin kurucu partisi CHP vardı. Askeri darbe sonucu kapatılan Demokrat Partinin yerine Adalet Partisi kuruldu. Toplumsal değişim siyasi yapılarda değişime itti. Sonuçta 1965 yılında MHP 1970 yılında ise Milli Nizam Partisi kuruldu. Egemenler siyasi yapı ve bu kurulan partilerin eliyle ırkçılık ve gerçek İslami anlayışın yozlaştırılarak toplum üzerindeki egemenliğini şiddete ve daha ezici baskılara yol açtı.

Özünde o günlerde Türkiye siyasi yapısı içerisinde, Kürtlerin özgürleşme ülkedeki çok kimlikli mozaiğin tekleşmesine ezerek inkarla, şiddete baş vurularak bastırmaya çalıştı. Bu anlayış ne yazık ki, insanlar manipüle edilerek algıları ve duygularıyla oynanarak hala sistematik bir şekilde sürdürülüyor.

1961 anayasasıyla toplumun birçok kesiminde başlayan aydınlanma ve uyanışın önünü kesmek için, devletin egemen anlayışı bu sosyal ve politik uyanışın iki önemli dinamiğinin Kürtler ve emekçi kesimlerin olduğunu biliyorlardı. Bunun önünü kesmek için tüm toplumu etkileyecek, dini ve milliyetçi duyguları kullanarak baskı altına almaktı. Ve bunu hala daha ustaca ve en sistematik halde sürdürtüyorlar. Çünkü toplumun en önemli iki ortak gücünü baskı altına almak, egemen olan inkârcı yapısına hizmet edecekti.

Yüzyıllık cumhuriyet tarihinde, son 22 yılın siyasi anlayışındaki baskıcı sağ gösterip solu vuran milliyetçi ve ümmetçi siyasi anlayışı kanımca, bu son elli yılki mücadelenin verilen kayıp ve geçen zaman dilimindeki kazanımları istenilen düzeyde olmadı. Tüm yanlışlık ve gel-gitlere rağmen, az da olsa, iyilerin ve dirençli siyasi yapıların kararlı duruşları sayesinde, bu yirmi yıllık hükümet 100 yıllık siyasi anlayıştan daha olumlu adımlar attığını söylenebilir. Yani yiğidi öldür hakkını yeme. İyilik ve hak adalet, demokrasi, eşitlik mücadelesine katkı sunanlarda gönlümüze göre olmasa da diyalog ve barışçıl demokrasi taşlarının ağır aksak da olsa tarihten dersler alarak döşendiği umut vericidir.

Bunlardan biri de önceki yazımda da belirttiğim üzere, 5 Nolu Cezaevi Hafıza Müzesi Girişim Grubunun girişimleridir.

Hafıza müzesi, kendi başına hafızalarda silmemesi, olanları unutmamak, inkârcı ve şiddet uygulayan veya o yola yönlendiren yapıdaki güçlere karşı, her zaman; şiddet yerine diyalog ve demokratik barışçıl siyaseti söylemleri ve tavırları eylemliliklerin sesini güçlendirmekten geçiyor.

Aynı zamanda egemenlerin bugüne kadar kendilerini korumak için kalkan yaptıkları din, milliyetçilik asker ölümleri üzerinden siyaset yapanların yeni gelişen ve kıymeti harbiyesi kalmayan söylemler geçmişte olduğu gibi, Ortadoğu ve Avrupa"yı dahi çıkılmaz hale getirdiğidir.

Egemenlere karşı kan kusmanın her geçen gün kendilerini, Kürt siyasetini ve Türk sol hareketi adına hareket eden siyasi yapılar da birçok siyasi yapı egemenlerin uyguladıkları metotları ve yollardan geçiyorlar ve benzerliklerini çoğalttığını son yıllarda gördüğümüz dağınıklıktan da anlamak mümkündür.

Kendi biyografi kitabında, 5 nolu’da altı yıl boyunca kalan yıllar boyunca insanlık dışı her türlü şiddet ve işkenceleri gören bir Kürt entelektüelin yaşanmışlıklarıyla, bir bürokratken nasıl “vatan haini” olarak görüldü. Yazdıklarından ve anlattıklarından size aktaracağım.

Bu vesileyle, yaşanmışlıkların 100 yıllık siyasi anlayış içinde ne kadar değiştiğinin yorumunu siz okuyucuların taktirine egemenlerinde vicdanlarına bırakıyorum.

Kürt bürokrat şu soruyu sorarak konuyu daha iyi anlamamızı sağlıyor: Neden insanlar birbirine şiddet uygular? Bin yıllardır insanların birbirlerine uyguladığı işkencelerin sebebi ne olabilir?

“Yapılan bilimsel araştırmalar göstermiştir ki, ilkel komünal toplumda, insanlar arasında şiddet ve işkenceye rastlanmamıştır. O dönemde yaşayan insan iskeletleri üzerinde yapılan araştırmalarda, hiçbir çıkık, kırık veya darp izine rastlanmadığıdır.

İşkence şiddetin özel bir biçimidir. İşkence düzen sahiplerinin düzen karşıtı insanlara uyguladığı biçimli, planlı ve sistematik şiddetin adıdır. İşkencenin amacı, düzen muhaliflerini aşağılamak, korkutup sindirmek, kendine güvenini yitirmesini ve sonuçta kendilerine teslim olmasını sağlamaktır.

İşkence insanın beş-altı duyusuyla; düşünsel ruhsal, bedensel kültürel baskı altına alarak, işkence uyguladığı kişileri grupları kimlikleriyle belli bir denge içinde tutar. Bu duygulardan birinin engellenmesi, insanın mevcut dengesini bozar. Bozulan denge yüzünden insan kendine yabancılaşır, acemileşir, yeteneklerinin bir bölümünü yitirir kendine olan güvenini kaybeder.

Bu baskı ve işkenceler sonucu, kocaman insanlar, annesi olmadan hiçbir şey yapmayan bebeklere dönüşür. İşkence gören insanlar aynı zamanda iyi irade göstermişse o işkencecileri daha çok vahşi yollara başvurmalarına yol açar. Ancak direnen insana kendi davalarıyla ilgili olmayan, hassas noktalarınızdan vurmaya gidilir. Sebepsiz cevap verilse de verilmese de işkenceciler işkencelerini sürdürmekten geri kalmazlar.

İnsanlar onuruyla şerefiyle, aile değerleriyle, kendi isimlerinin yerine, daha aşağılayan sıfatlar, kullanılır. O sıfatları buraya yazmaktan dahi çekindim. Onur kırıcı buldum o nedenle yer vermedim.

Gözleri bağlı olan insana işkence yapılırken, etraftaki sesler daha da ürkütücü gelir. Ani bir ayak sesi, bağırma, insanı daha çok korkuttur. O nedenle; direnen insanı korkutmak ve sindirmek ve strese sokmak için, insanlara aniden tekme atar veya sopayla vururlar. Artık insan ne zaman nereden geleceği belli olmayan bir saldırıyı beklemeye başlar. Günlerce süren bu bekleyiş işkence, insanın tüm sinir sistemini altüst eder; korkularını besler ve beyin fonksiyonlarını zayıflatır. İnsanlar, korkularını denetim altına alma, kalan direncini yitirmemek için kendini umutlandırma konusunda zorlanmaya başlar. Her insanın en doğal ihtiyacı olan; yemek içme, tuvalet uyku düzeni olmayan bu işkence görenlerin umutla bekleyişi sürer. Uyumak için yemek içmek ve ayakta durabilmek için yaşama direncini zor olsa da tüm işkencelere rağmen attırmayı sürdürür. Alıp verdiği nefes atan nabzı dışında direnen insana "akıllı birisin, bu işkenceciler çok gaddar istediklerini yapmaman halinde seni öldürebilirler. Dediklerini kabul et, olsun bitsin. Bu ifadeler önemli değildir. Mahkemede bu ifadeni reddedersin olur biter. Bu cehennemden çıkar, yemeğini yer, çayını ve sigaranı içer, dilediğin gibi uyursun. diye akıl verir.

Öyle tuvalet deyip geçmeyin; tuvalete çıkamamanın ne büyük işkence olduğunu ancak yaşayan ve ona yaşayana tanıklık edenler bilir.

5 Nolu’nun zindan duvarlarında her taşında hala o acıları hissediyor oluşuna, o işkencelerden geçenler yaşamı boyunca bedenen, ruhen yaşamları ellerinden alınanların anılarıyla o duvarlar sıvanmış.

O acıları unutmak, unutturmamak adına... yazı dizim devam edecek.







Print