2019-12-14
Skip Navigation Links
Destpêk/Anasayfa
Pêwendî/İlişki
Lînk
Skip Navigation Links
Video
Album
Arşîv
Ali Bayramoğlu
 
Cemaatçilik zehiri...
2014-03-17 16:09
Ali Bayramoğlu
Cemaatimsi toplum dokusu Türkiye"nin en önemli sosyolojik verisi ve en önemli siyasal sorunudur. Bizde toplum iç içe girmiş, bütünlenmiş bir yapıdan çok yan yana duran bir topluluklar serisi olarak karşımızdadır. Dindarlar, laik-seküler kesim, Kürtler, Aleviler, sol, milliyetçi gruplar, azınlıklar zımni bir milletler düzeni içinde yaşarcasına her biri içine kapalı değer sistemleri içinde ve varlıklarını sürdürürler. Güven, siyaset, değer açısından ortak sahalar genellikle geride durur.

Böyle bir dokunun temel meselesi doğal olarak bu gruplar arasındaki ilişkiler üzerine oturur.

Demokratik dalga, reform, ekonomik ve siyasi istikrar dönemlerinde gruplar arası temaslar artar.

Buna karşılık iniş dönemlerinde ya da topluluklar arasındaki güç, temsil ve görünürlülük dengesinin, hiyerarşisinin bozulduğu ilişkiler kopar ve karşımıza kutuplaşmalar çıkar. Birbirini duymayan, anlamayan, hatta farketmeyen bloklar oluşur.

Bugün bir kez daha öyle bir dönemi soluyoruz.

Bu tür kutuplaşma ve kopuş dönemlerinin önemli bir özelliği vardır. Toplumun siyasete esir olması siyasetin içinde hapsolmasıdır. Siyasetin toplum, toplumsal ve topluluklar üzerindeki tahakkümü kutuplaşmayla doğar ve ne yazık ki fasit bir daire oluşturarak kutuplaşmayı besler.

Velhasıl kuvvetli bir "ötekileşme" ve "ötekileştirme", yeniden cemaatleşme süreci olarak kutuplaşma kolay ürer, zor gider...

Bugün sorunumuz temel olarak budur.

Yolsuzluk, yozlaşma, tarz-ı siyaset, cemaat meselesi, otoriterleşme, kimlik siyaseti, itiraz siyasallaşması; bunların hemen hepsi en azından iç içe giren birbirini üreten bir bütün olarak, birer besleyici ve birer sonuç olarak bu şemsiyenin altında yer alıyorlar.

Elbet son 10 yıl, özellikle sosyolojik alanda pek çok dönüşüme tanık oldu. Kimlikler kendi içinde yeniden yapılandı, daha özgürlükçü bir istikamet tutturdu. Ancak görüyoruz ki ana doku, sert zihniyet çekirdeği çok dirençli ve alınacak daha pek çok yol var.

Şöyle bir bakın:

Bugün Türkiye, tüm aktörleriyle, siyasetçisi ve aktivistiyle, gazetecisiyle, dindarıyla, genciyle, diğer toplumsal unsurlarıyla boğucu bir siyasete, siyasi kutuplaşmaya esir düşmüş halde. Hiçbir oyuncu bu ortamdan çıkış arayan, zorlayan ipucu vermiyor, umut ışığı sunmuyor.

Çıkışı, rakibin mağlubiyeti, ezilmesi, geriye itilmesi olarak sanma dalgası, daha doğrusu körlüğü her yere hakim.

Basın malum, yazarlar keskin, gençler öfkeli...

CHP, Tayyip Erdoğan"ı yurtdışına kaçma hazırlıklarıyla itham edebilecek bir noktaya geldi, toplumsal muhalefet siyasi iktidara "gayri meşru" damgası vurarak, sert bir düşüşü umarak yol alıyor.

Siyasi iktidar ise Mart seçimlerinde alacağı yüksek bir oyla bu işten galip çıkacağı, bu yolla muhalefeti susturacağı ve yoluna hiçbir şey olmamış gibi devam edebileceği kanısında...

Bunların hepsi çatışmanın ve kutuplaşmanın devamını tahrik etmekten, çıkışı zorlaştırmaktan başka anlam taşımıyor.

AK Parti Mart seçimlerinde muhtemelen yüzde 40"ın üzerinde bir oy alacak, bu genel seçimler itibariyle 45 üstü bir oya tekabül eder. Bu oranı başarı olarak görmemek mümkün değildir.

Ancak bilmek gerekir ki, Türkiye bu koşullarda hiçbir şekilde AK Parti"nin ilk yıllarına, reformcu döneme, 17 Aralık öncesine dönmeyecektir.

AK Parti"nin alacağı oy oranı kaç olursa olsun, "nerede kalmıştık tarzı bir devam siyaseti" uygulanırsa, Berkin"in cenazesinde sokaklara inen topluluklar sessiz değil, ses veren ve isyankar ruh halindeki bir siyasallaşmayı ifade etmeye devam ederler.

O zaman soru şu:

Türkiye bu iklimden nasıl çıkacak? Bu döngü nasıl kırılacak?

Teslim edelim: 17 Aralık öncesine dönmek mümkün değildir.

Bununla birlikte uçağın aşağı
eğilmiş ucunu düzeltmek hala ihtimal dahilindedir.
Bu ise, "kutuplaşma zehri"nin farkına varmakla olur.

Bu zehir eski dönemlerden daha keskin. Eski ve yeni aktörler, değişim ve direnç, laik-dindar kutuplaşmasından daha farklı, daha köklü rüzgarlar var. Siyaset tarzı, siyaset tanımı, demokrasinin niteliği ve derinliğiyle başka ülkelerde de ortaya çıkan dev bir boyut var karşımızda.

Bu zehirin farkına varmak, siyasetçi ve siyasi iktidar açısından tüm topluma değme çabası demekse, bu ancak tüm ülke üzerinde bir meltem etkisi yapacak reformcu, demokratik bir iklimin oluşturulmasıyla mümkündür.

Ve şu açık: Bugün demokratik iklim oluşumu, sadece atılacak somut adımlarla değil, çıkarılacak yasalarla, yapılacak düzenlemelerle değil, siyasette ve siyasi iktidardan toplumu ikna edecek bir şeffaflaşma çabasıyla gerçekleşebilir.

Yargının ve emniyetin yeniden yapılanması, siyaset ve özerk alanlar arasındaki mesafenin yeniden kurulması, yolsuzluk iddialarının açığa çıkarılması, Kürt meselesindeki sıçrama başta AK Parti olmak üzere tüm siyasi partilerin meselesi olmalıdır.

Türkiye yaşadığı bu krizden sadakat sistemi yerine liyakata, vicdana dayalı siyaset yerine kurumsallaşmış siyaset, merkezileşmiş karar mekanizimaları yerine adem-i merkeziyetçi bir denge ve özerklik düzenini üretemezse, iniş devam eder.

Herkes için...

-----------------------------------------

Yeni Şafak-14 Mart
Print