2019-02-21
Skip Navigation Links
Destpêk/Anasayfa
Pêwendî/İlişki
Lînk
Skip Navigation Links
Video
Album
Arşîv
Aydın Güneşli
 
“Türkiyelileşme” mi HAK-PAR mı?
2014-03-26 08:54
Aydın Güneşli
Türkiye’de 30 Mart 2014 tarihinde seçmenler yerel yöneticilerini belirlemek için sandık başına gidecekler.

Kürdistan’da ve Türkiye metropollerindeki milyonlarca Kürdistanlı da sandıklara gidecek, yerel yöneticileri için oy kullanacak.

Acaba Kürdistanlılar açısından bu seçimler, sadece belediye başkanlarını, belediye meclis üyelerini, muhtarlarını seçmek anlamına mı geliyor? Yoksa çok daha önemli bir anlamı da var mı?

Elbette ki yerel yöneticilerin seçimi önemlidir. Ancak esas olarak bu seçimler sömürgeci rejimin Kürdistan özgürlük mücadelesini hedeflerinden saptıran, içeriğini boşaltmaya, Türkiye’nin demokratikleşmesi ile çerçevelenmiş entegrasyon politikalarının da test edileceği, Kürdistanlılarca onanıp onanmadığının göstergesi de olacaktır.

Burada söz konusu olan “Türkiye’nin demokratikleşmesi”nden kasıt, Kürtlerin ulus ülke gerçekliğine dayalı adil bir çözümü üzerinde şekillenen gerçek anlamda bir “demokratikleşme” değildir.

Kürtlerin kolektif haklarından, ülkelerinde kendi kendilerini yönetmekten vazgeçerek, bireysel haklar ile çerçevelenmiş, en fazlası “Avrupa yerel yönetimler özerklik şartı”nda söz konusu edilen, Türk devletinin de kabul edebileceği kadarıyla sınırlandırılmış ve zaman yayılmış bir “demokratikleşme”dir.

Geçmişte de gerçekleşmesi için çabalanan ancak çeşitli nedenlerle söylemden öteye gidemeyen,2014 yerel seçimleri öncesi yeniden gündemleştirilen Türkiyelileşme söylemi bu entegrasyon projesinin adıdır.

1950li yıllarda Demokrat Parti ile,Kürt başkaldırıları sonrası tavsiye edilenlerden arta kalan Kürt ileri gelenleri sömürgeci rejimin partilerine entegre edilmiş,Kürdistan davasını sürdürecek tabaka dejenere edilmişti.Kürt siyasetçileri genellikle Demokrat Parti ile Cumhuriyet Halk Partisi içinde,rejim ile uyumlu en fazlası “hemşehricilik” düzeyinde siyaset yürütmekteydiler.Bu dönemde yani 1950 ile 70 arası yıları arasında üniversite gençliği içindeki Kürtler de Kemalizm’in ağır etkisi altındaki Türkiye sol hareketlerinde yer almaktaydılar.

1965 te Türkiye’de illegal ve çok dar bir kadro ile kurulan Kürdistan Demokrat Partisi daha çok Güney Kürdistan’daki Mustafa Barzani hareketine yönünü çevirmiş, oraya lojistik destek sağlamaya çabalıyordu, Türk sömürgeci rejimine yönelik ise elle tutulur gözle görülür her hangi bir faaliyet içinde değildi. Önemli lider kadroları çeşitli provokasyonlarla, karanlık bir şekilde öldürülmüştü.

Kürtlerin kendi adlarına siyaset sahnesine çıkmaları ancak 1974 yılında sosyalist fikirlerin revaçta olduğu dönemde, yine illegal olarak gerçekleşmişti.

Kürdistan Sosyalist Partisi PSK, Şıvancı hareket(DDKD/KİP)Rızgari, Ala Rızgari, Kawa,Denge Kawa, KUK, nihayet PKK gibi hareketler hızlı bir biçimde ortaya çıkıp kitlelerle buluşuyor ve Türk solu ile geri döndürülemez bir kopuş yaşanıyordu. Artık Kürt illegal siyaseti, Kürdistan gerçekliği üzerinde ayrı örgütlenen bir yapı halindeydi.

İllegal zemin böyleyken, Kürtlerin legal zeminde var olmaları, “Kürt partisi” olarak sahneye çıkabilmeleri için 1990lı yılları beklemek gerekiyordu.

Nitekim o dönemde Kürt kimlikli bir parti kurmak mümkün değildi. Kürt siyasetçiler, SHP-CHP-ANAP-DYP-REFAH gibi çeşitli, Türk partileri içinde var oluyorlardı. Kopuşa 1989 da Paris’te yapılan Kürt Konferansı’na SHP"den Kürt milletvekillerinin davet edilmesinin SHP içinde yarattığı kriz neden oldu. Bu konferansa katılan 7 milletvekili ihraç edildi. O dönemlerde Türkiye’nin “en çağdaş” sosyal demokrat partisi olan SHP"nin bile demokrasi sınırı Kürt meselesi söz konusu olduğunda bu hale geliyordu.

Nitekim ihraç edilen Kürt vekillerin kimi Türk demokratlarıyla birlikte de olsa ayrı bir parti kurma girişimleri, Kürtlerin legal zeminde de sömürgeci rejimden kopmaya yol açacağını,bunun Kürt davasına yeni bir ivme kazandıracağını gören devlet önlem almaya girişti. Başkan olması düşünülen Aydın Güven Gürkan MİT tarafından tehdid ve ikna edilerek geri çekilmesi sağlandı. MİT çeşitli oyunlarla bu partinin başına DİSK Genel sekreterliği de yapmış olan Fehmi Işıklar’ın getirilmesini sağladı. Daha sonra anlaşılacağı üzere Fehmi Işıklar’a kuruluşunu engelleyemedikleri HEP’i yeniden SHP"ye entegre etme, legal zeminde Kürtlerin kendi partilerini kurmasının önüne geçme görevi verilmişti.

HEP kurulduktan sonra hızla kitleselleşti. Kürt yurtseverlerinin ve o dönemde diri olan Kürdistani yapıların üzerinde şekillenen HEP ‘e devlet ve PKK şiddetle karşı çıkıyordu. PKK HEP’in kendilerine karşı kurulduğunu söylüyor ve sert tavır alıyordu. İlginçtir daha sonra her ne olduysa PKK, yandaşlarını HEP’e yönlendirdi. HEP’in seçime girmesi sudan gerekçelerle engellendi. PKK, aynı zamanda devletin “derin adamı” olan, Hikmet Çetin’in evinde kurulan pazarlık masasında yer aldı, 1991"de yapılan genel seçimlerde 18 Millet vekilliğine karşılık SHP’yle bütünleşme kararı aldı.

Bu sadece bir seçim ittifakı olmayacaktı. Verilen sözler yeniden SHP ile bütünleşme, HEP’in fesh edilmesi üzerineydi…

O dönemde HEP ile SHP ittifakına karşı çıkan, ve bağımsız adaylarla seçimlere giden HEP"teki yurtsever kanat başarılı olamadı.

Kürt illerinde oyları yükselen ancak batıda ciddi oy kaybeden SHP genel başkanı Erdal İnönü bu ittifakı "Ülke çıkarı, bir siyasi partinin çıkarından daha önemlidir. HEP ile ittifak zorunluydu, ancak biz bunu halkımıza anlatamadık."diyordu.

Evet devlet çeşitli oyunlarla HEP’in seçime girmesini engellemiş,HEP’i yeniden SHP ile bütünleştirme çabasına girmiş, SHP den kovulan HEPli vekiller ise alınan erken genel seçimlere katılmak ve yeniden seçilmek için arayışlara girmişlerdi.

Cezmi KARTAY “11 Eylül 1980’den günümüze SİYASAL ANILAR ve Sosyal Demokrasinin Öyküsü” kitabında” HEP- SHP İttifakının perde arkasını şu sözlerle ifade ediyor.

Biraz uzunca da olsa bu bölüme göz atmakta ve üzerinde düşünmekte fayda var.

"Ayrılan Milletvekilleri Nasıl Döndüler?..

Güneydoğu raporunun hazırlanmasına yol açan nedenlerden birinin, Paris"teki Kürt Konferansı nedeniyle aramızdan ayrılmış olan milletvekil­lerinin partiye geri dönmelerini sağlamak olduğunu söylemiştim. Rapor birçok bakımdan başarılı oldu. Ancak beklediğimiz dönüş gene gerçek­leşmedi. Kişilerin onuru ile partinin prestijine yönelik kaygılar engellerini sürdürdüler. Bu ortamda ve durumda 1991 Sonbaharı"na geldik. Muhale­fetin uzun süredir dile getirdiği seçim isteğini birden bire kabul eden yeni ANAP yönetimi erken seçim ilan etti. Memnunlukla karşıladık. Arkasın­dan iktidar partisi, artık alışılmış şekilde yeni bir seçim yasası getirdi. Yal­nız bu yasada HEP"in seçime girmesine olanak verecek bir değişiklik yapmayı kabul etmedi. HEP"i kurmuş olan milletvekillerinin yeniden aday olabilmeleri, bu koşullarda, ancak başka bir partiye geçmeleri ile sağla­nabilecekti. Seçim hazırlıklarının bir hayli ilerlediği ve adayları belirleme aşamasına vardığımız günlerde HEP yönetiminin bizimle önemli bir ko­nuyu görüşmek istediğini haber aldık.

Genel Sekreterimizin yaptığı ilk görüşme sonunda anlaşıldı ki, bize getirdikleri öneri, HEP"ten ayrılıp SHP"ye girmek ve seçime bizim adayla­rımız olarak katılmaktır. Bunun üzerine kendilerine sorduk: "SHP"ye geçi­ci olarak mı geliyorsunuz, kalıcı olarak mı? Bizim adayımız olarak seçilir-seniz, sonra tekrar bizden ayrılıp HEP milletvekili olacak mısınız?.. "Ha­yır" dediler, kesinlikle hayır! Biz bu fırsattan yararlanarak partimize dön­mek isityoruz. HEP, bizim için artık bitiyor. Biz ayrıldıktan sonra HEP"in kapatılmasını önereceğiz. Kalan arkadaşlar bunu yaparlar mı, ya da ne zaman yaparlar bilemeyiz. Ama bizim HEP"e dönmemiz söz konusu de­ğildir."

Bu öneri benim de, Genel Merkez"deki birçok arkadaşımın da hoşu­na gitti. Çünkü iki yıldır arayıp da bulamadığımız çözüm kendiliğinden gelmiş oluyordu. Kürt kökenli vatandaşlarımızın SHP"ce dışlandığı suçla­masından kurtulacaktık. Ayrıca benim çok önemli gördüğüm başka bir nokta da şu idi: Kürt kökenli vatandaşlarımızın temsilcileri olarak görül­meye başlayan insanların ayrı bir partide değil de bütün etnik yapılara açık bir büyük parti içinde seçilme olanağını korumuş olacaktık. Bence bu, ülkenin bütünlüğünü tehdit edebilecek ayrılıkları demokrasi içinde önlemenin bir yolu idi. Kuşkusuz bir oyuna getirilmemiz, kandırılmamız teh­likesi de vardı. Eski arkadaşlarımızın içtenliğine inanıyordum. Ama onlar­la birlikte gelecek gençleri tanımıyorduk; bu kişilerin yarın ne yapacakla­rını kimse bilemezdi. Uzun boylu araştıracak vaktimiz de kalmamıştı. Ta­nımadığımız insanları almadan, yalnız eski milletvekillerimizin dönmesini önerdik. Bunu kabul etmediler. HEP"te beraber uğraş verdiğimiz insanla­rı bu şekilde geride bırakamayız, dediler.

Öneriyi Parti Meclisi"ne götürdük. Oradaki tepki de hemen hemen oy birliğiyle olumlu oldu. Parti Meclisi"nin ilkesel onayını aldıktan sonra Genel Sekreterimize girişimlerine devam etmesi talimatını verdik. Çeşitli aşamalardan geçen, hatta bir ara kesilip tekrar başlayan görüşmelerden sonra, seçim kuruluna adayların bildirilmesine birkaç gün kala, olumlu sonuca varıldı. Daha önce Partimizden ayrılıp HEP"i kurmuş olan arka­daşlarımız ve onlarla birlikte, yeni politikaya girmiş bazı gençler, HEP"ten ihraç edildiler ve Parti Meclisi"mizin kararı ile SHP"nin milletvekili adayı oldular.

"Bu kararımız basında, SHP"nin ne pahasına olursa olsun oy kazan­mak için HEP ile bir seçim ittifakı yaptığı şeklinde algılandı, yorumlandı. Karşımızdaki partiler tarafından da çok eleştirildi. Oysa ki, benim açım­dan ve inanıyorum ki Parti Meclisi"ndeki birçok üyenin açılarından, yaptı­ğımız, sadece, aramızdan gereksiz yere ayrılmış, arkadaşlarımızın parti­lerine geri dönmelerini ve böylelikle siyasal yaşamlarına olumlu bir şekil­de devam edebilmelerini sağlamak için giriştiğimiz bir hareketti. Bu dav­ranışın bize oy kazandırıp kazandırmayacağı hiç belli değildi. Böyle bir hesap da zaten yapmadım. Sonuçlar, toplam oyumuzun azaldığını gös­terdi." Ama asıl öngördüğümüz hedefe vardık. Partiden ayrılmış arkadaş­larımız tekrar aramıza döndüler ve biri hariç, bir daha da başka yere git­mediler. Yeniden seçilen bu milletvekillerimizden biri, yeni dönemde Meclis Başkan Vekilliği, ikincisi Meclis SHP Grubu Başkan Vekilliği, üçüncüsü de Devlet Bakanlığı görevlerinde devlete ve ulusa önemli hiz­metler yaptılar. HEP"ten gelmiş olan gençler ise, bir türlü SHP"ye ısına­madılar, taşıdıkları fikirler bizim politikamızla uyum sağlayamadı ve so­nunda kendi istekleriyle bizden ayrılıp yeni bir parti kurdular. Demokrasi Partisi (DEP). Bu ayrı yol onları sonunda devlete karşı tutum almaya ve TBMM"den çıkarılmaya kadar götürdü."

Görüldüğü gibi rejim “ülkenin bütünlüğünü tehdit edebilecek ayrılıkları demokrasi içinde önlemenin bir yolu”olarak SHP –HEP ittifakını gerçekleştirmiş,taa işin başında MİT önemli roller üstlenmiştir.

Ancak bir kere cin şişeden çıkmış, legal zeminde Kürt hareketinin kopuşu başlamıştır.

Nitekim HEP-SHP bütünleşmesi MİT’in planladığı kadar başarılı olmamış, pek çok farklı neden Kürt siyasi kadrolarının yeniden ayrışmasına zemin hazırlamıştır. HEP kapatıldıktan sonra, farklı Kürt siyasi çevreleri bir araya gelerek DEP adıyla yeniden bir legal KÜRT partisi kurmuşlardı.

Aradan geçen onca zamana rağmen sömürgeci rejim MİT’i aracılığıyla Kürt hareketini yeniden entegre etme çabasından vaz geçmemiştir. Keza Kürt yurtseverleri de bu alanı terk etmemiş, Legal zeminde Kürtlerin temel taleplerini dillendiren partiler kurup yaşatmışlardır.

Bu konuda pek çok kez “Türkiyelileşme” projeleri ısıtılıp ısıtılıp Kürtlerin önüne konsa da Kürdistani damar buna müsaade etmemiştir.

Üstelik DEP sürecinden sonra Kürt hareketi çoğulculaşmış, bugün BDP-HAKPAR-HÜDA-PAR, KADEP, ÖSP,TKDP gibi partilerle legal alanda faaliyet yürütmektedirler.Gelecekte bu çoğulculaşmanın daha da artacağını söyleyebiliriz.

Özellikle BDP ve HAK-PAR seçimlere kendi adlarıyla giren partiler olarak öne çıkmaktadır.

BDP en çok Kürt seçmenin oyunu alan, Parlamentoda grubu bulunan, Kürdistan da neredeyse yerelde iktidar olan bir partidir.

DEVLET Kürtlerin “etnik temelde” örgütlenmelerini “Türkiye’nin milli çıkarları açısından” zararlı görmekte, bu durumu düzenlemeye çabalamaktadır.

Bu nedenle Kürt siyasetinde yeniden “Türkiyelileşme” sloganı adı altında entegrasyon politikalarının gündemleştirildiğini görmekteyiz.

BDP’yi marjinal Türk soluyla “Halkların Demokratik Kongresi” adı altında bütünleştirme arayışlarına sokan neden nedir?

Bunu HDP adıyla partileştirmesi, Türkiye’de ki milyonlarca Kürt seçmenini bu partiye kanalize etmesi nasıl bir hesabın ürünüdür?

BDP li yöneticiler önümüzdeki genel seçimlerde BDP nin fesh edilip tümden HDP ye geçileceğinin dillendiriyorlar. Marjinal Türk solunun her hangi bir oy getirisi olmamasına rağmen neden böyle bir yola girilmektedir?

Kürt oylarıyla TÜRK/TÜRKMEN kadroların öne çıkarılmasında ne gibi bir “milli fayda“olabilir?

“Türkiyelileşmede “ Kürtlerin ne tür bir çıkarı olabilir?

BDP diğer partiler gibi zaten Türkiye partisidir. Elbette ki sadece Kürdistan da değil, Türkiye’nin her yanında da örgütlüdür. Bu anlamda aynı zamanda bir Türkiye partisidir.

Demek ki “Türkiyelileşmek” ten murad edilen şey farklıdır!

Anlaşılan bu devletin derinlerinde hazırlanmış, MİT-Öcalan diyalog ile yeniden masaya konmuş, sabırla, alıştıra alıştıra uygulamaya konan bir projedir.

Kürtler bir kez daha ince ve “derin” bir projeyle karşı karşıya olduğunu görmelidir.

Kürt yurtseverleri bu seçimleri bir de bu açıdan değerlendirmeli ve tutum geliştirmelidir.

Ya bu proje gereği ağır bedellere rağmen yaratılan ulusal bilinç törpülenecek, Kürtler kendi ülkelerinde kendi kendilerini yönetme taleplerinden vaz geçecek, yani Türkiyelileşme politikalarına angaje olacak, bu projeyi süsleyip sunanlara oy verip güçlendirecek ve ya sulandırmadan, çeşitli “demokratik” gibi kılıflar örtmeden, gerçekten toprağa,ülkeye dayalı Özerklik/ Federasyon, ayrılma gibi kendilerini yönetme taleplerini öne alan, yani Kürdistanileşme perspektifi ile hareket edenleri destekleyecek.

Devletin, MİT’in ve onunla sıkı fıkı olan kesimlerin ele ele gizli kapaklı projeleri Kürt yurtsever hareketinin ısrarlı direnci karşısında mutlaka boşa çıkacaktır. Geçmişte böyle oldu bu günde böyle olacak.

Yerel seçimlerde, başta Kürdistan illeri olmak üzere ,Kürt nüfusun bulunduğu her yerde, 56 ilde aday gösteren HAK-PAR aynı zamanda legal zeminde Kürdistani temelde var olmanın sigortasıdır.

Geçmişte SHP,HEP bütünleşmesine karşı olan kadro ağırlıklı olarak HAK-PAR da yer alan kadrolardı. Bu gün de Kürdistanlıların kendi ülkelerini, kendi kendilerini yönetmeyi esas alarak legal zeminde var olma ve bu alanı güçlendirme çabasını sürdürüyorlar.

Tüm ayak oyunlarına rağmen, Kürt halkının bağrında, sömürgeci tüm kurum ve kuruluşlarla bağlarını koparma,kendisi olma çabası içinde olan, özgürlükçü bir hattın olduğuna ve geleceği de bu hattın belirleyeceğine kuşku yok.

Bu nedenlerle yurtseverler, eşitlik temelinde federasyonu savunan HAK-PAR’ı desteklemelidir.


------------------------------------------

Deng Dergisi 95.sayısında yayınlandı
Print