2019-10-22
Skip Navigation Links
Destpêk/Anasayfa
Pêwendî/İlişki
Lînk
Skip Navigation Links
Video
Album
Arşîv
Murat Aksoy
 
Seçim modeli arayışı; adaleti değil kazanmayı önemsiyor
2014-04-24 16:11
Murat Aksoy
30 Eylül 2013’de Başbakan Erdoğan, demokratikleşme paketini açıkladı. Açıklanan pakette önerilenlerden birisi de seçim barajı ile ilgili idi.

Başta BDP olmak üzere partilerin çoğunluğu yüzde 10’luk seçim barajının indirilmesi ya da kaldırılmasını savunuyor. 30 Eylül’deki konuşmasında Başbakan Erdoğan, mevcut yüzde 10’un devam etmesi dışında; “dar bölge” ve “daraltılmış bölge” modellerini de tartışılmak üzere kamuoyuna açıklamıştı.

Gerilim, tartışmayı lüks kılıyor

Şu anki konjonktür gereği Türkiye’de bu tartışmaların gereksizliği artık çok açık. Çünkü bir anlamı yok. AK Parti özellikle 17 Aralık’tan sonra yasama faaliyetini Meclis’te çoğunluğunun üzerinde az-çok uzlaştığı düzenlemeler olarak değil AK Parti çoğunluğunun üzerinde uzlaştığı maddeler ile üzerinden gerçekleştiriyor. Yani ülke çoğunlukçu bir model ile yönetiliyor özellikle 17 Aralık’tan sonra.

Aradan geçen sürede hiç tartışılmayan seçim sistemleri, Başbakan Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığı olma olasılığının yeniden gündeme gelmesiyle akla geldi, tedavüle sokuldu. Buna tartışma demeyelim çünkü yapılan sadece yapılacak olan konusunda önceden bilgilendirme faaliyetidir.

AK Parti’nin kimi yetkilileri bu üç model içinden kendilerine en uygun olanının “daraltılmış bölge” olduğunu beyan etti. Bir anlamda yapılmak istenen beyan edilmiş oldu.

Dar bölge ne daraltılmış bölge ne?

Peki nedir bu modeller? “Dar bölge” ile başlayalım. Türkiye’de uygulanmayan bu modele göre ülke, seçilecek milletvekili sayısı (550) kadar ‘seçim bölgesi’ne bölünecek ve her seçim bölgesinden bir milletvekili seçilecektir. Seçim tek ya da iki turlu olabilir. Seçim iki turlu olursa, ilk turda yüzde 51 alan, olmazsa ikinci turda en fazla oyu alan; tek tur olursa; ilk turda en fazla oy alan seçilecektir.

İster tek turlu ister iki turlu olsun, dar bölge sistemi, bir çoğunluk sistemidir. Yani herhangi bir partinin, küçük oy üstünlüğüyle bütün milletvekillerini kazanması mümkündür. Bu diğer partilerin sürekli azınlık olma riskini beraberinde getirmektedir.

Alternatif olarak önerilen ikinci model “daraltılmış bölge”dir. Bu modelde Türkiye’de iller 5 milletvekili çıkaracak şekilde 110 seçim çevresine bölünecek ve eğer barajla olacaksa –mesela yüzde 3 ya da yüzde 5- barajı geçen partiler aldıkları oya göre bu vekillikler –d’hont sisteminin bilinen kurallarıyla- paylaşacaktır.

Sınırları AK Parti mi çizecek?

Burada Türkiye için doğru seçeneğin hangisi olduğundan çok daha önemli olan seçim çevrelerinin sınırlarının kim tarafından ve nasıl çizileceğidir.

Kabul edelim ki, 30 Eylül’de açıklanan bu seçeneklerin bugüne kadar tartışılmayıp, Başbakan Erdoğan’ın cumhurbaşkanı olma olasılığının gündeme gelmesi ile tartışılmaya başlaması hayli düşündürücüdür. Çünkü burada gerçekten şikâyet edilen “temsilde adalet, yönetimde istikrar” gibi bir dert yoktur.

Bu modellerin gündeme gelmesi Erdoğan cumhurbaşkanı olmasından sonra 2015’te yapılacak genel seçimlerde en çok vekili çıkarma arayışının sonucudur. Yapılan simülasyonlara göre; AK Parti’nin bize yakın dediği “daraltılmış bölge” modeliyle 25 civarında daha fazla milletvekili kazandırması olası. Bu da hedefin temsilde adalet değil kazanmak olduğunu gösteriyor.

Nasıl bir seçim sistemi?

Evet yüzde 10 seçim barajı temsilde adaleti sağlamanın önünde en büyük engel. Peki çözüm, nasıl bir seçim sistemi?

Eğer seçim sistemi konusunda ihtiyaç varsa, bunun olmazsa olmaz bir koşulu vardır. Bu koşul da, Meclis’te sağlanacak en geniş uzlaşma. Bu olmadan sadece bir ya da iki partinin seçimlerde daha fazla milletvekili elde etmek için uzlaşacakları bir yasal düzenleme “yönetimde istikrar, temsilde adaleti” sağlayamaz. Ki bu da mümkün görünmüyor.

Çünkü seçim sistemlerini yönetimde istikrar, temsilde adaleti ilkesi üzerinden değil 2015’de ne kadar fazla milletvekili alabilirim üzerinden tartışıyoruz. Bu ise temsilde adaleti değil, çoğunluk iktidarının pekişerek hem tek parti hem de parti devlet eklemlenmesinin yolunu açar. Ve yönetimde istikrar öz olarak “devlette istikrar”ı sağlamlaştıracaktır. Bu şekilde sağlanacak istikrar, ancak var olan devletçi dilin, topluma karşı daha otoriter bir pozisyona geçmesini sağlayacaktır.

Gerçekten sorunumuz; devlette istikrar mı, demokrasinin güçlenmesi ve toplumun öne çıkması mı?

Türkiye’nin bugün en fazla toplumu bir arada tutan değerlerle yeniden barışmasına ve zihni kutuplaşmanın önüne geçilmesine ihtiyacı var. Yani toplumun yeniden farklılıkları ile bir arada tutacak olan ortak değere. Bu ise ancak daha fazla demokrasi ile mümkündür. Giderek uzaklaştığımız demokrasi ile…

Not:

Bugün 23 Nisan. Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı. Tüm çocukların bayramını kutluyorum.

Bugün aynı zamanda kızımın da bayramı. Onunla güzel bir gün geçirip onun bayramına ortak olacağım. Yukarıdaki satırları da ona daha demokratik bir Türkiye bırakmak yazdığımı da hiç unutmayacağım.

@murataksoy

--------------------------------------------------

T24- 23 Nisan
Print