2019-09-17
Skip Navigation Links
Destpêk/Anasayfa
Pêwendî/İlişki
Lînk
Skip Navigation Links
Video
Album
Arşîv
Ferhat Kentel
 
“Bağımsız” Kürdistan
2014-07-08 16:30
Ferhat Kentel


Sözde “İslam Devleti”ni kuran ve sözde hilafetlerini de ilan ediveren IŞİD’in göstermiş olduğu “başarı” eşliğinde, bölgede derin bir kriz yaşanıyor. Gözlerimizin önünde Ortadoğu haritası yeniden oluşuyor. Türkiye, izlediği dış politikayla bu süreçten asla bağımsız değil. Diğer yandan ise AKP hükümetinin BDP (HDP) / PKK çizgisiyle yürütmüş olduğu ve artık devlet politikası olduğu tescillenen barış / çözüm sürecinin izleyeceği yol yeni sonuçlar doğuracak.

Bu iki süreç birbirini etkiliyor ve etkilemeye devam edecek.

Öncelikle, bu krizin kuşkusuz arka planı var. Gerek emperyalist hesapların yarattığı garabet sınırlar, gerekse yeni Türkiye Cumhuriyeti’nin Kürtlere verdiği ortaklık sözünü hiçbir zaman yerine getirmemiş olması nedeniyle bölgenin siyasi coğrafyası hiçbir zaman insani ve kültürel coğrafyaya tekabül etmedi. Aradan neredeyse yüzyıl geçti ve bu toprakların insanları diktatör bozuntularının, otoriter rejimlerin dayattığı deli gömleklerine hep mahkum oldu ve içten içe yanan kor bugün ateşe dönüştü.

Saddam’ın, Amerikan istilasının ve Esad’ın yarattıkları korkunç miras üzerine adeta cehennemden doğan örgütler bugün ortalığı kan gölüne çeviriyorlar.

Öyle görünüyor ki, bu hengameden belki de sadece Kürtler “ulusal bağımsızlıklarını” ilan ederek, en az zararla çıkabilme potansiyeline sahipler.

Ancak kökenleri Westfalia anlaşmasına, Fransız devrimine, burjuvazinin sınıf çıkarlarına ve modern sanayi kapitalizminin siyasi tezahürlerine tekabül eden bir “ulus” yapısına neden mahkum olmamız gerektiği teorik olarak hiçbir zaman ispatlanamaz. Hele “gecikmiş uluslaşma”dan bahsetmek; ancak söz konusu “ulus”un modernist ve batıcı tarih anlayışıyla bütün toplumların geçmek zorunda oldukları bir “aşama” olduğunu iddia etmekle mümkün olabilir ya da “olmakta olan ulus”a sempati duyuyorsak anlaşılabilir bir şey olabilir... Ama ancak o kadar olur. “Ulus” tarihi bir gereklilik değildir. Ulus tamamen bir kurgudur ve belli bir coğrafyada ortaya çıkıp, hegemonik bir söylemle adeta “doğallaşmış” bir kavram haline gelmiştir.

Fakat “ulus”un bir “kurgu” olması, etnik kimlikleri yok sayılmış, ezilmiş halkların kurtuluşu “etnik temelli bağımsızlık”ta görmelerini engelleyemez ve böyle bir talebi haksız çıkaramaz. Çünkü eğer hata varsa, bu ezilenlerin değil, o etnik grubu ezen, asimile etmeye soyunan kibirli “erken” ulusların “hata”sıdır. Ve geç kalan şey, ezilenlerin kurduğu “ulus” değil; ezenlerin kibirlerinden, hatalarından bir türlü dönmemeleridir.

Baştan aşağı bütün Türkiye Cumhuriyeti tarihi de, devlet dilini kullananların “makbul vatandaş” olmayanlara ettiği hakaretlerle dolu bir tarihtir. Uyguladığı bütün baskı, inkar ve asimilasyon politikalarına rağmen, aynı anda bitmez tükenmez bir sözde “eşitlik” söyleminden de hiç vazgeçmeyen bir devlettir.

İbrahim Sediyani’nin Ufkumuz internet sitesinde Şeyh Said’in idam edilmesiyle ilgili olarak yazdığı “Kürt Tarihinin En Acı Günü: 28 Haziran 1925” başlıklı yazıda kolordu komutanı Mürsel Paşa’nın Said’e sarfettiği sözler gibi:

“Dîn kalktı diyordun! Namazını kılmıyor muydun haa? Camilerde ezan okunmuyor muydu? (...) Biz kime zûlmetmişiz, Şeyh Efendi? Kürtler dahil memlekette herkes özgür. (...) Kürtler hatta bundan böyle daha özgürce yaşayacak. Kürt halkı için daha güzel bir gelecek hazırlıyoruz.”

Eğer tarihsel olarak, deli gömleğinden başka bir şey olmayan ulus-devlet modelinden çıkıp, sadece etnik meselelerde değil, hayatın her alanında gerçekten eşitlikçi, yepyeni bir birliktelik hayal edemezsek, hâlâ “ağabey” rolü oynamaya devam edersek, bugün Ortadoğu’da sadece sınırlarımızın ötesinde yeni bir kurgu olarak “Kürdistan ulusu”na değil; bizim sınırlarımızı da etkileyecek şekilde yepyeni bir haritaya hazırlıklı olmakta yarar var.

Remezana we bi xêr be... Ramazan-ı Şerifiniz Mübarek Olsun…
----------------------------------------------------------
7 Temmuz- Kaynak: Düzce Haber
Print