2019-12-14
Skip Navigation Links
Destpêk/Anasayfa
Pêwendî/İlişki
Lînk
Skip Navigation Links
Video
Album
Arşîv
Murat Belge
 
Polisin bilgi edinmesi
2014-07-31 17:30
Murat Belge
Bizim gençliğimizde “Türk Polisi”nin değişmez bir görevi vardı: Komünist yakalamak. Başka işler de olurdu ama onlar teferruattı. “Birinci Şube” siyasete bakar. “Siyaset” deyince, “C Masası” falan, böyle şeyler de kurulmuş, ama varsa yoksa Komünizm.

Kimin sol fikirli olduğu da aslında bilinirdi. Şunun şurasında, toplasan kaç kişi zaten? Arada bir bunları toparlayıp içeri atmak gerekirdi. Onların şunu bunu yapmasından ötürü değil, başka bir işe paravan olacak bir “sansasyon” yaratmak için.

Her türlü “polisiye” davada tek bir “polisiye yöntem” vardı; işkence! Yatır falakaya, söylet. Bunun da genellikle iki amacı olurdu. Ya polis bilmediği bir şeyi öğrenmek için işkence yapardı (“konuşturmak” üzere); ya da, kendi kurduğu bir hikâyeyi birilerinin “Ben yaptım” diye üstlenmesi için (“kabul ettirmek” üzere).

Şüphelinin ardına adam takmak, telefonunu dinlemek gibi yöntemler vardı, ama ikincil şeylerdi bunlar. “Polis” demek, “işkence” demekti. Burada “ileri teknoloji” de, elektrik vermek olmuştu.

Özellikle Avrupa Birliği üyeliği ve buna benzer, dış dünya ile ilişkiler önem kazanınca bu yöntemlerin ilkelliği ilgili ve yetkili erkânın dahi gözüne batmaya başladı diye --bilmiyorum da-- tahmin ediyorum. Bu arada o dış dünya, sözgelişi Avrupa Birliği, “Biz size yardımcı olalım” diye gönüllü oldu. Örneğin yargıç, savcı gruplarını alıp Avrupa’ya götürdüler, bu işler orada nasıl yürüyor, göstermeye çalıştılar. Aynı şeyi polislerle de yaptılar. Çok aklı başında bir Hollandalı polisle tanışmıştım, birçok Türk polisiyle bu tür çalışmalar yaptığını anlatmıştı.

“Çalışma”da ne konuşurlar, ne gösterirler, doğrusu hiç fikrim yok, ama tahminimce, nasıl işkence yapacaklarını değil, bilgiye işkence yapmadan nasıl ulaşılacağını anlatmaya öncelik veriyorlardı. O ülkelerde bu gibi amaçlar için seferber edilecek bir teknoloji gelişmişti. Herhalde bunun nasıl uygulanacağını gösteriyorlardı --diye tahmin ediyorum.

Kim demiş “Türk, teknolojiden anlamaz” diye? Anlar. Hem de çok sever. Kendisi icat yapmaz; ama icat edilmiş olanı kullanmayı hemen öğrenir. Bir uygulama tekniği geliştirir ki bunun içine katar yaratıcılığını da. Örneğin, karbüratöre kırmızıbiber yedirmek herhalde bir İngiliz’in aklına gelmezdi.

Her neyse, sanırım bu gibi kurslara giden uyanık Türk polisleri olayı kaptılar. Bu teknik teçhizatla donanmak üzere, sonra da bu donanımı kullanmak üzere kolları sıvadılar.

12 Eylül döneminde “işkenceyle söyletme” pratiği olanca hızıyla devam ediyordu. O dönemin genel ruhu içinde bunun tek amacı “söyletmek” değildi zaten; ondan da güçlü bir “cezalandırma”, “intikam alma” güdüsü vardı. Söylenecek bir şey kalmadıktan sonra, cezaevinde de sürüyordu işkencenin daniskası. Bir iki kuşağı bu şekilde harcamayı, “feda etme”yi göze almıştı işin başındaki generaller.

Ama sonraları --bu işler hiçbir zaman tam durulmadığı halde-- kulağımıza çok fazla “işkence” haberi çalınmaz oldu. Şimdi düşününce, “Herhalde,” diyorum, “Bu bir kabuk değiştirme dönemiydi.” AKP iktidarında polis çoğumuz için, örneğin benim için, oldukça şaşırtıcı “enformasyon” kaynaklarıyla ortaya çıktı

Mesele Hrant’ın öldürülmesi olunca bu “enformasyon”un bazı kanalları kapanabiliyor. Ya da eskiden işkence odalarında dışavurulan şiddet şimdi meydanlarda, sokaklarda, gazlarla takviyeli, kullanılıyor --ki polisimizin morali büsbütün bozulmasın. Ama eskisiyle kıyaslanamayacak bir teknik donanıma sahip oldukları belli.

Bakalım bu son saldırılar örgütün çalışmasını nasıl etkileyecek. Başbakan’ın “paralel” diye saldırdığı kesimin bu modernizasyonda epey payı olduğunu sanıyorum.

---------------------------------------------------

Taraf-30 Temmuz
Print