2019-09-17
Skip Navigation Links
Destpêk/Anasayfa
Pêwendî/İlişki
Lînk
Skip Navigation Links
Video
Album
Arşîv
Kemal Burkay
 
Ortadoğu’nun göbeğinde yeni Afganistan (*)
2014-10-08 16:01
Kemal Burkay
IŞİD katil sürüsünün Kobani kuşatması çok kritik bir aşamaya ulaştı. Bir avuç Kürt savaşçı kenti kahramanca savunuyor, ama yeter silaha ve mühimmata sahip değiller ve ellerindeki tükeniyor. IŞİD ise ağır silahlarla saldırıyor.

Kobani savaşçılarının acil desteğe ihtiyaçları var. Yardım koridoru ise ancak Türkiye üzerinden açılabilir.

Kobani düşerse kimse sevinmesin, Türkiye sınırının bitişiğinde yeni bir Afganistan oluşacak. Daha doğrusu, zaten oluşan bataklık daha da genişleyecek.

Sovyetler’le savaşma adına, yanlış politikalarıyla Afganistan batağını oluşturup onu kendi elleriyle El Kaide ve Taliban’a teslim edenler, şimdi de yine aynı yanlış politikalarla Irak ve Suriye’deki bu batağı ve IŞİD’i yarattılar.

Bu duruma yol açanların bir bölümü, örneğin ABD ve AB, kendilerine dost görmedikleri Suriye Baas rejimini yıkma güdüsüyle hareket ettiler. Libya’da yaptıkları gibi. Bir bölümü ise bölgedeki Şii aksına (İran, Bağdat’ın Şii ağırlıklı yönetimi, Suriye’deki Esad rejimi ve Lübnan Hizbullahı) karşı Irak ve Suriye’nin Sünni bölgelerini harekete geçirip, burada bir Sünni egemenlik bölgesi yaratmak düşüncesiyle hareket ettiler. Bunun için çalışanlar arasında Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Katar gibi Arap devletlerinin yanı sıra, Türkiye de var. Bunlar da Suriye’de Esad yönetimini yıkıp yerine Sünni ağırlıklı bir yönetim getirmeye çalıştılar ve bu amaçla Suriye muhalefetine destek verdiler.

Suriye ve Irak’ta zaten var olup merkezi hükümete karşı direnen radikal İslamcı gruplar böylesi güçlü bir destekle büyüdüler ve bunlar arasında IŞİD önemli bir alan hakimiyetine ulaştı.

ABD ve AB bu durumu görünce, yani Esad gitse bile yerine daha acımasız ve anti demokratik, Batı düşmanı kesimlerin geleceğini görünce geri çekildiler; Ama Türkiye, ne pahasına olursa olsun Esad yönetimini devirme tutkusuyla bu yanlış politikayı sürdürdü. Bu nedenle Türk hükümeti gelinen durumdan ciddi pay sahibidir. Arap İslam dünyasına liderlik etme tutkusu ve bir tür Yeni Osmanlıcılık görüşlerini hayata geçirme hevesiyle hareket eden Erdoğan-Davutoğlu ikilisinin politikası, böylesine olumsuz bir noktaya gelinmesinde kanımca önemli bir etkendir.

Kendini Irak-Şam İslam Devleti diye tanımlayan ve halifelik ilan eden IŞİD’in bu denli güçlendikten sonra Bağat ve Şam’ı bir yana bırakıp Kürdistan’a saldırması ise üzerinde düşünülmesi gereken diğer bir husus. Bunu kendi iradesiyle mi yaptı, yoksa kendisini besleyip yönlendirenlerin iradesiyle mi?

ABD ve bir bölüm müttefikleri, ki bunlar arasında bizzat Sünni Arap rejimleri var, şimdi kendi elleriyle yarattıkları, kendileri için de bir riske dönüşen IŞİD’i –tümden yok etmeye değilse de- (çünkü bunu istedikleri çok şüpheli) törpülemeye çalışıyorlar. Afganistan’da da aynen böyle olmuştu. Ama bu kolay değil. Bataklığın kurutulması çok zaman alacak görünüyor. Ve bu bataklık daha şimdiden zararlarını dörtbir yana vermeye başladı bile.

Kürt bölgesi şu anda bu cehennem güçlerinin öncelikli hedefi. Dün Şengal’di, bugün Kobani. Kobani düşerse yarın başka Kürt bölgelerine, örneğin Cezire ve Kürt Dağı bölgelerine sıra gelecek.

Ama bu yangının etkileri daha şimdiden Türkiye’yi ve Kuzey Kürdistanı da yakmaya başladı. AK Parti hükümeti, Esad’ı yıkma tutkusuyla doludizgin giderken ve Kobani olayını IŞİD’le PKK-PYD’nin kavgası gibi yorumlayıp seyretmekle yetinirken -belki de böylece bir taşla iki kuş vurduğunu düşünürken- Kürt halkının hissiyatını hesaba katmadı. Kürt halkı, Kürdistan’a yönelik bu vahşi saldırıyı, bu soykırımı seyretmekle yetinemezdi. Bu, Kürt toplumunda büyük bir öfke seline yol açtı ve işler çığırından çıkmaya başladı. Kürdistan’ı ve metropol kentleri saran gösteriler, şiddet eylemleri daha şimdiden büyük tahribata ve kan dökülmesine yol açtı. Birçok ilde ilan edilen sokağa çıkma yasağının yarın nereye varacağı kestirilemez. Bu yangın bizzat AK Parti hükümetini ve bir kez daha mevcut güdük demokrasiyi yutabilir.

Sonuç olarak AK Parti Hükümeti, Gezi olayında olduğu gibi bu olayda da krizi iyi yönetemedi.

Davutoğlu, Kobani’nin düşmesine fırsat vermeyeceğiz derken, IŞİD’in kuşatması ve ilerleyişi karşısında bunu engelleyecek hiçbir somut adım atmıyor. Erdoğan ise “Kobani düştü düşecek” diye dünyaya ilan etmekle yetiniyor.

Kobani direnişine destek, ille de oraya Türk askeri göndermek değildir; bizce de buna gerek yok; ama Suruç üzerinden bir koridor açarak içerden ve dışarıdan gelecek lojistik desteğe pekâlâ olanak sağlanabilir.

Türk hükümeti, IŞİD kuşatması altında ve böylesi bir ölüm kalım anında PYD’nin Esad rejimiyle bağlarını koparıp, özerklik talebinden vazgeçip Türkiye’nin kontrolüne girmesini istiyor.

Bu çok acımasız ve fırsatçı bir tutumdur. Suriye sorunu sırf Esad rejiminin yıkımıyla çözülecek bir sorun değil. Yıkım sonrası yerine gelecekler Esad’ı aratabilir. Bu nedenle yapılması gereken, öncelikle büyük güçlerin Suriye’ye bir çözüm bulmakta uzlaşması, BM Güvenlik Konseyi’nin harekete geçmesi ve Suriye’de, Esad’ı, muhalefeti ve ilgili tüm tarafları kapsayan bir uzlaşmanın sağlanmasıdır. Bu da temel insan haklarını ve ülkedeki tüm etnik grupların haklarını güvenceye alan demokratik bir anayasa yapıp ardından genel seçimlerle merkezi ve yerel özerk veya federal yönetimlerin oluşturulmasını gerektirir.

Bir başka deyişle, Suriye’nin gerek duyduğu federal ve demokratik bir yapılanmadır ve bunun için geniş bir uzlaşma gerekir. Türkiye’ye ve Suriye’nin diğer komşularına düşen de böylesi bir uzlaşıya destek olmaktır. Suriye Kürdistanı da böylesine bir yapılanma içinde özerk veya federal yönetim oluşturabilir ve Kürt halkının buna hakkı var. Türk hükümeti, ille de Esad yönetimini yıkıp Suriye’nin başına İslami bir rejim getirme takıntısı gibi, Kürt bölgesinin özerkleşmesi konusundaki fobisini de aşmalı ve bugüne kadar izlediği yanlış politikayı değiştirmelidir.

Bu değişimi, öncelikle Kobani halkına açık destek elini uzatmakla başlatmalıdır. Bu ise salt saldırıdan, kıyım ve vahşetten kaçan sivillere kapıyı açmakla olmaz (bu zaten her devletin göstermesi gereken insani bir davranıştır), asıl olarak Kobani’deki saldırının püskürtülmesi için direnişçi güçlere gerekli her türlü lojistik desteği sağlamakla olur.

Böylesi bir destek, içerde de toplumsal barışı sağlamak ve Kürt sorununun çözümü yönünde gerekli ciddi, somut adımları atmak için bir başlangıç olur.

Gösteriler barışçı olmalı, şiddetin kimseye yararı yok

Öte yandan, Kobani’deki durum nedeniyle halkımızın duyduğu acı ne denli büyük olursa olsun yapılacak gösteriler barışçı biçimde olmalı. Taş ve Molotof kokteyli atmak veya kamu mallarına ve esnafa zarar veren her türden eylem, Kürt halkının haklı mücadelesine hiçbir yarar sağlamaz, sadece zarar verir.

Bunun yanı sıra, böylesine gergin durumlarda provokatör unsurlar da barışçı kitle eylemini çığırından çıkarmak, şiddete yöneltmek için fırsat kollarlar. Şu veya bu odağın planlarına hizmet eden bu tür provokatörler, kitlelerin öfkesini aynı zamanda başka gruplara, İslami çevrelere, diğer partilerin merkezlerine yöneltmek ve Kürtler arasında, geçmişte olduğu gibi bir iç çatışma yaratmak için de ellerinden geleni yaparlar. Buna karşı uyanık olmak gerekir.

Kürdistan’da olsun, metropol kentlerde olsun siyasi partiler, liderler ve sivil toplum örgütleri tüm sorumlu aktörler, bu tür eylemlerin çığırından çıkıp şiddette ve vandalizme yönelmesini önlemek için çaba göstermeli, uyarıcı olmalıdırlar.

---------------------------------------------------------

(*) Bu yazının genişçe bir bölümü, “İş işten geçmeden Kobani’ye yardım koridoru açılmalı” başlığı altında ve HAK-PAR basın bildirisi olarak medyaya gönderildi ve bazı sitelerde yayınlandı.




Print