2018-07-22
Skip Navigation Links
Destpêk/Anasayfa
Pêwendî/İlişki
Lînk
Skip Navigation Links
Video
Album
Arşîv
 
Kemal Burkay Şiiri: “Bir Gülü Büyütmek”
2018-04-11 23:37
“Acıyı, kırgınlığı gizledim bazan
Yarasını gizleyen bir komutan gibi
Karakışta bahar şarkıları söyledim
İnsanlara umut gerekliydi”


(Karakışta bahar şarkıları)



Kemal Burkay Şiiri: “Bir Gülü Büyütmek”

Ümit Kaya’nın hazırladığı ve ilk baskısı 2008 yılında Deng Yayınları tarafından yapılan, bir gülü büyütmek “Kemal Burkay Şiiri” genişletilmiş ikinci baskısıyla ve Özgürlük Yolu Vakfı Yayınları etiketiyle okurla buluştu.

Dostum, umut yelleri, tutku fırtınaları dindi işte.

Şimdi olgun, sessiz, ağır akan bir nehir gibi hayat

Kendini bu suya bırak, ak

Ömrün ki çılgınca bir koşuydu

Neler umdum, neler buldum! deme

Boşver sorgu suale

Bir gül dikmişsen

Bir iz bırakmışsan bu evrende

Ne güzel!

(bir gül dikmişsen)



Şiirin Eylem Adamı

Sevgili Yelda Karataş; “ … Kemal Burkay’ın kağıt üzerine yazılmış bir şiirini getirdiler bana, o kadar güzeldi ki… “Kimin bu?” dedim, Kemal Burkay’ın dediler. Çok etkilendim ve peşine düştüm. Kemal Burkay’ı araştırdım ve bir devle karşılaştım şiirsel anlamda. Sonra hayatını anlamaya, algılamaya başladım. Büyüyüp de hayatı daha bilinçli kavradığımda bir adam gördüm: “Şiirin eylem adamı...” Ona bu adı verdim. Çok az insan benim için sözü ve eylemi bir insandır. Hiç tanımasam da yeryüzünün bir yerinde böyle bir insanı gördüğüm zaman kalbim ayağa kalkıyor” diyor…

Aralık 2017 tarihinde basılan kitap, ilk baskının neredeyse iki
katı genişlemiş. Kitapta karşılaştığımız, üzerinde en fazla durulan ve en hüzünlü durum, Kemal Burkay Şirinin gözardı edilmesi, yok sayılmasıdır.

Bu durumu sadece Babı Ali medyasıyla sınırlamak doğru bir tutum değildir elbette. Birkaç iyi yürekli insan dışında sanki diller lal, kulaklara kurşun dökülmüş ve gözlere mil çekilmiş. Eleştirmenler ve şiir severler işbirliği yaparcasına susmuşlar.

***

Ümit Kaya, “ikinci baskıya dair” yazısında:

“İlk baskının üzerinden dokuz yıl geçmiş. Bu tabii ki uzun bir süre, bir kitabın ikinci kez basılması için. Ama insan, şiirin ve şairin o topraklarda maruz kaldığı ilgisizliği hesaba katınca, durum, kabul edilir olmasa bile anlaşılır oluyor.

Kitabın ikinci baskısı hem yeni yazıları hem de ilk baskıya dahil edilmemiş ve ilk baskıdan sonra yapılmış söyleşileri içeriyor.

İkinci baskı ile Kemal Burkay’ın şairliğine ve şiirine dair yazılmış yazıların ve kendisi ile şiire/şiirine dair yapılmış söyleşilerin neredeyse tamamı bir araya getirilmiş ve ilgilisine sunulmuş oluyor.


On yıl evvelki notta, Kemal Burkay’a karşı kör ve sağır duvarların örülü olduğunu ve bu kitabın bu duvarları delmek maksadı ile hazırlandığını yazmıştım. İkinci baskı, o duvarları aşındırma gayretinin devamı olarak görülebilir. Ayrıca, 2007 yılının Kemal Burkay’ın 70. doğum günü olduğunu, kitabın bir doğum günü armağanı olarak görülmesi gerektiğini belirtmiştim. Ne güzel bir tesadüf ki, ikinci baskı da şair’in 80. doğum gününe denk geliyor. ”

(…)

Böyle her bahar yeşeriyorsam

Kederi ve zehri yeniyorsam

Bir gülü büyütmek yok mu?

İzbede

Kavgada

Sevdada varsam

Bir gülü büyütmek yok mu?


***

Kemal Burkay, şiirine karşı suskunluğu şöyle dile getiriyor:

“… Dersim adlı kitabım çıktıktan sonra Türkiye şiir hayatında ben bir bakıma üzerine sünger çekilen bir ozan oldum. Oysa daha sonraki yıllarda, Kürtçe’ler bir yana, Türkçe iki yeni şiir kitabım çıktı: Yakılan Şiirin Türküsü ve Can Taşır Dicle. Ayrıca Rubailer’in Türkçe çevirisi çıktı. Şiirin gerçek bir dostu, yürekli, hem de iyi yürekli Server Tanilli’nin yazdıkları hariç, bunlar üzerine Türk edebiyat çevrelerinde tek satır yazılmadı. Oysa her üç kitap da yurt içinde, İstanbul’da basıldılar. Bu suskunluğun nedeni ise şiirimin geride kalması, Prangalar’dan sonra yazdıklarımın daha kötü şiirler olması yüzünden değil, tümüyle politik nedenlerden kaynaklanan bir tavır bu...”


Sevda gibi taşıdım içimde

Bir tomurcuğun gerilimini

Kavgam

Güzel günler içindi


***

Araştırmacı Yazar Mehmet Bayrak ise; Kemal Burkay şiirine karşı suskunluğu şöyle anlatıyor: “Kemal Burkay, “sosyalist şiir”in en güçlü yapıcılarından biridir. Enstitü çıkışlı ozanların, sosyalist çizgiye en iyi girenidir. Emekçi sınıf isteklerini ve ideolojisini şiirlerinde en sağlam ve en güçlü biçimde yansıtan ozanlarımızdandır ayrıca.

Bence Burkay’ın önemini arttıran başka bir etken de, özünün sözüne uygun olması; başka bir söyleyişle söz’ünü eylemiyle bütünlemesi yani tutarlı olmasıdır.

Böyle olmaya böyledir ama uzaklarda kalmışlıktan, Bâb-ı Âli’nin “ödünç kaşıyıcı”larıyla ilişki kuramayıştan ötürü adını yeterince duyuramamıştır.”


***

Kitapta, Cemal Süreya, Server Tanilli, Mehmet Bayrak, Remzi İnanç, Ahmet Cengiz Çamlıbel, Mehmet Çetin, Ahmet Telli, Metin Demirtaş, Yelda Karataş, Azad Ziya Eren, Dr. Ömer Uluçay, Eskerê Boyik, Özgün E. Bulut gibi birçok şair ve yazarın Kemal Burkay ve şiiriyle ilgili tanıtım yazısı ve söyleşiler yer alıyor.

Kitabın ikinci baskısında güzel bir şiir ziyafeti de var.

***

Kitapta yer alan yazılardan bazı örnekler:

Cemal Süreya: “Kemal Burkay’ın yeni şiir kitabını okurken Kolombiya’lı yazar Gabriel Garcia Marquez’in sanat ve siyasa bağlantısı üstüne söylediği sözleri anımsadım. Bir siyasa, bir eylem adamı olan Gabriel Garcia Marquez kendisiyle yapılmış bir konuşmanın bir yerinde şöyle diyordu: “Siyasa ve edebiyat gerçeğe yaklaşmanın iki ayrı biçimidir. Ben kendimde bunların çeliştiğini çok az gördüm”

...

“Edebiyat ve siyasa, gerçeğe eşit uzaklıkta bulunan iki uğraş alanı, birbirini tamamlayan iki alan.”
“Bir siyasa, bir eylem adamı olan Kemal Burkay’ın kitabında da büyük bir şiir sevgisi gördüm ben. Bir eylem adamı olduğunu unutmuyor ama şair olduğunu da hiç unutmuyor.”


“Büyük olayların içinde, kavgaların içinde bir şair, hep hüzün taşıyan, yine de her an “umudu nasıl anlatsam!” diyen, böylece umudu daha iyi anlatmayı başaran bir şair.”

Zindancıbaşı heyy!

Yaşamak kurşuna dizilmez ki

Kurşuna dizilmez ki göğün mavisi

Yağmur, şimşek ve tohum

Bin çiçek açar sesim

Sesim kurşuna dizilmez ki!

Politika 27 Eylül 1975


***

Ahmet Telli “Hemen her ülkenin tarihinde kimi olaylar vardır ki, her anılışında iç sızlatır. Haksızlık, zulüm, acı… bu olayla özdeşleşmiştir sanki. Dersim, böylesine bir iç sızısıdır bizim ülkemizde. Kabuk bağlamayan bir yaradır.

“Bir eski öyküdür bileceksiniz
Masallardan kalmıştır Dersim
Ülkemin ortasında gizli
Yanık bir türküdür Dersim”



“Hêlîn” adlı şiirde şairin yaşamındaki yansımasını buluruz Türkiye’deki baskı dönemlerinin. Ama bu kavganın amacı vardır: Tüm baskılardan, zulümlerden arınmış özgür yaşam içindir, çocuklar, aşklar içindir.. “Hêlîn, Evin, Berivan”da kavganın, çocukların güzel günleri için olduğu dile getirilir:

“Hêlîn, Evin, Berivan
Bilirim sizler büyüyünce
Mapusane külleri üstünde
Açan gülleri düşünürüm”

Hêlîn, Evin Berivan şairin kızlarının adıdır. Onların kişiliğinde bütün çocukları görmüştür Burkay.

Cumartesi Gazetesi; 29. 11. 1975, sayı 5


***

Mehmet Bayrak: (…) “Türkü”yle sarmaş dolaş Burkay’ın şiiri… Sık sık kullanıyor ve yerliyerince oturtuyor şiirinde. Şiirini “türkü” üstüne kuruyor, daha doğrusu. Bir bölüğüne de ad olarak koymuş: Gençliğe türkü yakıyor (Gençlik Türküsü), devrimciye türkü yakıyor (Devrimcinin Türküsü), askere türkü yakıyor (Askerin Türküsü) , Amerikan askerine türkü yakıyor, sömürgene yakıyor, tutsakları bekleyen Memed’e yakıyor; türkü yakıyor… Dediğim gibi zaten türkü söylüyor o, hep. Kendisi de söylüyor:

“Ben alınlarında yaşamayı güzelleştirenlerin

Gözleriyle toprak konuşup

Dudaklarıyla toprak öpüşenlerin türküsünü söylerim.”



“Yado” da kavgası yarıda kalmış bir halk kahramanına güzellemedir, yiğitlemedir. “Duvarlar, kapılar, zincirler üzre” yürüyüp, dağ köylerini, arpa ekmeklerini güldürmek isteyenlerin türküsü de denebilir, buna.

Yado bir türküdür söylenir ülkemde

Dağlardan kopup gelen

Sanki bir dal uzanır maviliğe

Toprak doyumsuz güler

Büyür elleri bir tutam ışık

Düşer elleri ölüm

Yado bir sevgidir belirip yiten

Yeni Toplum, Aralık 1975


***

Server Tanilli: “… Hatırlatmaya gerek yok, Kemal Burkay"ın iki yönü vardır: Devrimci yönüyle, bir büyük kavganın, Kürt ulusal mücadelesinin içindedir; şair yönüyle, hem o kavgayı anlatır, hem kendi iç dünyasını sergiler. Ne var ki, o kavgayla o iç dünyada olup bitenler, birbirinden kopuk şeyler değildirler, birbirini tamamlarlar. Akılla duygu ortaklaşa yürürler.
Hiç kuşku yok: Şiirimizin ön sırada gelen adlarından biridir o!”

İçinde yer aldığı kavgadan hareketle kimi gerçekleri de dile getirdiği bu rubailerden birinde, şöyle diyor şair:

Sen ne ilerici, ne gericisin,

Ne sağ ne solsun, sadece ikiyüzlüsün.

Yolcular gittiler, menzile vardılar,

Sana gelince, her zaman alacakaranlıksın,

ne gece ne gündüzsün.


YAZIN Dergisi, Ekim 1992


***

Metin Demirtaş: “… Dili ve türküsü yasaklanmış bir halkın çocuğu olarak, içinde kabaran isyan duygularının o günlerde ayrımına varamamıştım. “Prangalar” şiirinin dizelerini okurken ince sesinin altında yatan başkaldırı dilini duyumsamak güçtü. Kemal’in sesi, Necatigil’in kırık şiir sesine uygun bir sesti: Lirik, yumuşak bir tonlamayla okurdu şiirlerini.”


Ben ki yalnızca sevmek isterdim
Sizi, kırları, yaz akşamlarını
Bir kadın eli gibi geçsin
İsterdim saçlarımdan rüzgar
Bir Hasan var orda dağ köylerinde
Daha hiç okşanmamış
Bir Elif var saçları taranmamış
Trahomsuz büyüsünler isterdim
Öyleyse nedir bu prangalar?

Dağınık Satırlar-1983


***

Ahmet Cengiz Çamlıbel: “Kemal Burkay, yıllardır yazdığı dörtlüklerini bir kitap halinde Roja Nû yayınları arasında bastırdı. Kitap 70 sayfa ve 196 dörtlüğü içeriyor. Kitabı elinize alıp da onları okumaya başladınız mı, her dörtlük sanki sizi alıp güzel ülkemize götürüyor, doğa ve yurt sevgisini yüreğinizin derininde duyuyorsunuz.”

Dostum, solmuş güller için ağlama, yas tutma

Akan kan, geçen ömür için feryad etme

Desen demesen, bahar yine gelir, gün doğar yine
Kürdistan yaşam doludur, üretkendir, sen kederlenme

AZADİ; sayı:10, 1992


***

Deniz Çelik: İlk şiir kitabı “Prangalar” (1966) “iyi bir şairin müjdecisi”, “Dersim” (1975) bu şiirin yerinde sayması, “Yakılan Şiirin Türküsü” (1993) ise “iyi bir şairin” vedasıdır. Kendi diliyle söylersek: “O güvercin sıcaklığım minnacık odalarda / Bir kibrit kutusu sessizliği büyüten” dizelerinden, “Tutsaklara bakıyor nöbetçi / Ben nöbetçiye bakıyorum / Nereli / Ne iş yapar / Ne düşünür...” dizelerine uzanan bir maceradır onun şiiri.

Yine de hiçbir zaman Türk şiirinde hakkettiği yeri edinmedi. Neden mi? Belki buna engel olan şey de daha çok onun politikacı kimliği oldu. Onun politik kişiliğini bilenler, salt bu yanından dolayı şair kimliğini gözardı ettiler.


Yalnız bu kadar değil.

Bence Kemal Burkay dendiğinde üzerinde mutlaka vurgu yapılması gereken bir başka nokta daha var.

Burkay, Türkçe’yi en güzel kullanan insanlardan olduğu gibi, anadili Kürtçe’yi de o derecede kullanıyor. 1970’li yıllardan itibaren başgösteren Kürt bilinçlenmesinin doğal bir sonucu olarak Kemal Burkay –ki kendisi de bu bilinçlenmeyi oluşturan aydınlar içinde yer alıyordu-, Kürtçe ile ilgilenmeye, dahası Kürtçe şiirler (Kürtçe ilk şiir kitabı Helbesten Kurdi, 1974) yazmaya başladı.”

“… Ülkesinin parçalanmışlığını, halkının sorunlarını, bu sorunlar karşısında aydın insanın tutumunu, tek bir gövdede taşıdı. Politik bir örgütlenmeye ömrünü adadı.”

Demokrasi Gazetesi, 1996

***

Mehmet Çetin: “… Bu manada, adanmış bir ömrün sahiciliğiyle, ‘ateşlerden alıp getirdim’ dediği şiirindeki sınanmışlık ve iyimserlikle, K. Burkay şiiri “Şerafettin dağlarında bir yaz günüdür’’ sanki. Geniş zamanlara yaydığı şiirindeki imge örgüsü ve sesiyle, tam da C. Süreya’nın bu şiir için dediğince, yani ‘bir türkünün ucundan tutar gibi’ kendi kelamını söyleme inceliği ve ısrarıdır.
Ömrüne yaydığı bu ısrar, bu incelik ve adanmışlık; yani maddi hayatın muhtemel diğer nimetlerine çıkardığı reddiye, Nietzsche’nin ’delilikle bozulmamış niteliğin sağlamlığı’ olarak da tanımladığı bu lirik dikbaşlılık, K. Burkay şiirinde bir farkındalık; etik/estetik/ideolojik bir bütünsellik, bu anlamda da örgütlenmiş bir entelektüel vicdan kanıtı olarak zamanın gergefinde ’sözünü’ dokumayı sürdürmektedir.
Ezcümle; K. Burkay şiiri, bu satırların yazarı için ‘şövalye ülkenin lirizmidir!


12- 20 Ağustos 2007, Dersim- İstanbul

***

Yelda Karataş: “Bazı insanlar ışıktır, yazdıkları ve yaşamlarıyla. Antigone, Sophie Scoholl, Nâzım Hikmet, Lorca, Neruda, Ritsos… gibi. Onlar hayatın gerçek kahramanlarıdır; yaşamları ve yazdıkları birdir… Böylesi kahramanlar, kahramanca yaşamlar neredeyse tükendi günümüzde.

Kahramanların yurdu insan kalbidir. Bu yurdun bir adı da hayattır. Hayat, insana ve her şaire hak ettiğini verir. Gözyaşları, özlem, hüzün, ötesi ağır keder karşılığında; ama mutlaka verir. Ve eğer şair bir eylem adamıysa hak ettiğini alır, kıskanç duran ama aslı cömert hayattan.

Kemal Burkay’ın yüzüyle, resimleri dışında hiç karşılaşmadım. Sesini hiç duymadım, nasıl konuşur bilmem. Karşı karşıya hiç gelmedim ve el sıkışarak hiç tanışmadık. Ama onun şiirini, güzel günlere dair sevdamızı, umudumuzu dile getiren dizelerini okudum yıllarca… Bu tanışma bir şairin kimliği, yüreğini tanımak için başvurulacak en has bilgidir bana kalırsa…”
“Onun şiirine yüreğimle her dokunuşumda yandım, ‘her karanlığın biraz ışık, biraz ışığın anlamı’ olduğunu anlarken…

Yüzünü hiç göremeyen, onunla el sıkışmamış ama şiirinin ışığı kalbine ulaşmış nice insan, insan olmanın erdemini onun şiirlerinden dinledi…”

Toprak ve gül fidanı yetmez, gülden anlayan gerek
Soylu şiire gönül ehli bir ozan gerek
Her midyenin karnında inci oluşmaz
İşe usta, ustaya zaman gerek

Her Şeye KARŞIN Edebiyat Sanat Düşün Dergisi, Mart-Nisan 2008


***

Azad Ziya Eren: “Bazı şairleri her okuyuşunuzda daha gençleştiklerine, yaşları ilerledikçe üretimlerinin yaşlanmadığına, yeni yazdıkları şiirlerin dinmeyen bir heyecan ve disiplinle; keder-mutluluk, umut-hasar duygularını aynı tasta sunuşuna şahit olursunuz. Zaman ne kadar hızlı geçse de şairlerin ve şiirlerin rüzgârı da en az zaman kadar beceriklidir. Kemal Burkay da bu “cins şair”lerden biridir elbette. Yarım asrı devirmiş hâlâ kulaktan kulağa okunan şiirleri, şarkılarla türkülerle korolaşan dizeleri, başkaldırıyı ve direnişi aşkla ve inançla karan bakış açısı ve kendine has imgeleri-biçemiyle gerçek bir madde şair…”

(Varlık Dergisi – Haziran 2009)


***

Umutla gidilir uzun yol
Tutkuyla aşılır koca dağlar
Geçmiş nice güzel olsa da
Yaşam hep önündedir
Dönüp arkana bakma!

***

Böyle her bahar yeşeriyorsam
Kederi ve zehri yeniyorsam
Bir gülü büyütmek yok mu?
İzbede
Kavgada
Sevdada varsam
Bir gülü büyütmek yok mu?

Geçti ezilenlerin resmi geçidi

Yirminci yüzyıl kapısından

Çığlıklarla, ağıtlarla, marşlarla

Seslerinde kavga ve kin

Özlem ve sevda

Bir öfke gibi hatırlarım

Keskin dişlerini efendilerin

Gülüşleri, kamçıları, darağaçlarını

Ben hıncımı bin yıllarca taşıdım

Bir umut çiçeği gibi taşıdım

Kavgamdan bir gül çıkar
Bilirim

(Bir gülü büyütmek)

***

Bir dağ eteğine gömün beni
Çimen olayım
Güneşli bir yamaçta
Üzüm olayım
Şıramdan buruk şarap yapılsın
Kenger olup biteyim bahar günleri
Nevruz olayım
Umut çiçeği
Yaban gülü bitsin toprağımda
Tarla kuşu yuva yapsın koynumda
Dilindeki şarkı olayım
Yel alıp gitsin beni...

(dilek)

***

Özgürlük Yolu Vakfı henüz yeni kurulmuş olmasına rağmen, Kemal Burkay’ın 4 tane kitabını yayınladı:

Hayat Seni Sürükler;
Dersên Zmanê Kurdî- Türkçe İzahlı Kürtçe Dil Dersleri;
Bir Gülü Büyütmek-Kemal Burkay Şiiri;
Avzem…

İlk baskısı, 1978 yılında Özgürlük Yolu yayınları tarafından yapılan; “Memê Alan Destanı” ise önümüzdeki günlerde, -yani ilk baskıdan 40 yıl sonra- yayınlanacaktır.

Ben Özgürlük Yolu Vakfının, 2018 yılında çok güzel çalışmalar yapacağına ve daha çok kitap yayınlayacağına inanıyorum.

Ben, bu kitabın birinci ve ikinci baskısını yayına hazırlamaktan onur duydum…

5 Nisan 2018

Kamer Beysülen






Print