2018-11-17
Skip Navigation Links
Destpêk/Anasayfa
Pêwendî/İlişki
Lînk
Skip Navigation Links
Video
Album
Arşîv
 
Devlete de, partilere de Ergenekon hakim
2018-07-11 23:00
Türkiye 100 yıllık parantezden çıkamadı. Devletin bekaası anlayışını öne alıp toplumun refahını arka plana iten devletçi anlayış bu kez Kazım Karabekir’ci bir çizgide devlet hakimiyetini sürdürdü.

Mustafa Kemal, Türkiye Cumhuriyeti’nin yüzü Batı’ya dönük, laik kanadını temsil ediyordu. Kurtuluş Savaşı’nın ardından Kazım Karabekir ve ekibiyle çatışma yaşamış ve bu ekibi sert yöntemlere tasfiye etmişti. Karabekir canını zor kurtarmıştı.

Ama Mustafa Kemal’in çizgisi de Sünni ve Türkçü idi. Tek farkı, İslamı baskı altında tutup moderniteyi öne çıkarmış olmasıydı. Hilafet’in kaldırılması, saltanat, İslam alemiyle ilişkiler, dinin, kadının toplum hayatındaki rolü gibi konularda ayrı düştüler.

Ermeni meselesinden Kürt sorununa kadar yelpazede bakış açıları aynıydı. İttihat ve Terakki’den çıkmış iki kanadın mücadelesini ilk aşamada modernci kanadı kazanmıştı ama bu zafer sonunda kendi sonunu da hazırlamış oldu.

Toplumsal yapıyı değiştiremeyen, moderniteyi üç büyük kente ve merkezine sınırlayan bu yaklaşımının, toplumsal mobilize arttıkça Anadolu’nun muhafazakar-Türkçü kanadına yenilmesi kaçınılmazdı, öyle de oldu… Arada ıskalanan demokrasi oldu.

Aslında 100 yıllık cumhuriyet tarihinde istisna olan demokrasi, kural olan baskı ve vesayet rejimiydi. Çok partili hayata geçişten sonra demokrasi fasılaları hep kısa sürmüş ve sonu hep askeri diktatörlükle noktalanmıştı. Demokrasi, kendine devlet diyen yapının düşman saydığı unsurların öne çıkmasından başka sonuç vermiyordu.

Adına Ergenekon veya derin devlet denilen yapı, sonunda demokrasi oyununu noktaladı ve devleti Abdülhamid tipi, Türkçü-İslamcı bir diktatörlükle noktalayacağına ikna oldu. 15 Temmuz darbe tiyatrosu bu dönüşümü gerçekleştirmenin önemli bir adımıydı.

Rejim değişikliğiyle Türkiye’yi böleceğine inanılan Avrupa Birliği macerasına son verildi. Kürt siyasi hareketinin parlamenter sistem sayesinde rejim üzerinde söz sahibi olmasına engel olundu.

Sık sık örnek verdiğim Tuncer Kılınç’ın Harp Akademileri konuşması bunu ilk işaret fişeğiydi. Kılınç, o konuşmada NATO ve Avrupa Birliği hayalinin bırakılması ve Rusya, Çin, İran gibi güçlerle ittifak yapılmasını önermişti.

Laik ve Batıcı tabanının gücünün kurulu sistemi korumaya yetmeyeceğini gören ve Karabekirci kanada işbirliği öneren yaklaşımın ilk dışa vurumuydu bu. Gerçekleşmesi için 17-25 Aralık operasyonlarının gelmesi beklenildi.

Bu zihniyet, ortaklığa giderken sadece Erdoğan ve AKP üzerinden devlet mekanizması zapturapt altına almakla yetinmedi. Siyasi partiler üzerinde de benzer bir denetim sistemi kurdu, özellikle de CHP üzerinde. CHP’nin 7 Haziran’dan bu yana ortaya koyduğu ikircikli tavrın temel nedeni budur.

CHP’nin adayı ve yönetim kadrolarının seçim gecesi, seçim sonuçlarını gayri-meşru ilan etmekten imtina etmesinin ve Erdoğan rejimine meşruiyet kazandırma çabasına girmesinin asıl nedeni de budur. Genel başkanı çevreleyen kadrolara yakından bakmak bu gerçeği görmeye yetecektir.

Ama Türkiye’nin yakın tarihi, toplum mühendisliğinin nasıl başarısızlığa mahkum olduğunun örnekleriyle de doludur. Mühendislik her zaman planlanan hedefin tersi sonuç vermiştir. Er veya geç...

Yeni model, ırkçı-dinci ve kendisi gibi olmayana nefret kusan bir tabana dayalı, akıl dışı bir tek adam rejimidir. Böyle bir düzen, demokrasi kadar ekonomik gelişmeyi de boğacaktır. Erdoğan’ın ekonomi danışmanları kadrosuna bakıldığında bu gerçeğin görülmesi mümkündür.

Türkiye aklı geride bırakan, güçle dünyaya hakim olacağına inanan ama bu güçten yoksun bir iktidarın yalanlarla yönetme dönemine girmiş bulunuyor.

Abdülhamid dönemi gibi bir Amerika’ya, bir Rusya’ya, bir Almanya’ya yaslanarak yürüyecektir bu rejim, yürüyebildiği kadar. Dünyanın gitmekte olduğu noktada bir seçim yapması kaçınılmaz olacaktır. O gün, Enver Paşa’nın Almanya tercihi gibi katostrofik bir seçim yapması kaçınılmazdır.

Görünen tablo net: Bu yolun sonu giderek artan zulüm, yoksulluk olacaktır. Başka bir sonuç elde edilmesi mümkün değildir. Akıldışılığın yol açacağı sonuç, korunmak istenen devletin sonunu getirebilecek büyüklükte olacaktır. Ancak görünen o ki, Türkiye’nin bugünkü toplumsal yapısından akla dayalı laik bir demokrasi çıkarmak kolay değildir.

-----------------------------------------------

Arti Gerçek-10-7-2018


Print