2019-09-16
Skip Navigation Links
Destpêk/Anasayfa
Pêwendî/İlişki
Lînk
Skip Navigation Links
Video
Album
Arşîv
 
BURKAY: Barzaniler, Kürdistan ulusal davasında önemli roller üstlenmiş bir aile
2019-06-18 22:43


Serpil Güneş’in Kemal Burkay’la yaptığı, BasNews"te yayımlanan söyleşiyi okuyucularımıza sunuyoruz.

BasNews – Neçirvan Barzani’nin Bölge Başkanlığı’na seçilmesi Mesrur Barzani’nin yeni hükümeti kurmakla görevlendirilmesi, Kürdistan Bölgesi’nde IŞİD sonrası güçlü bir sürecin başlangıcı olarak yorumlanıyor. Kürdistan Bölgesi’ndeki bu yeni dönem Kürdistan’ın diğer parçaları ve dostları tarafından da heyecanla karşılandı.

Kürdistan Bölgesi Başkanlığı’na seçilen Neçirvan Barzani’nin yemin törenine Kürdistan parçalarından ve yabancı ülke temsilciliklerinden çok sayıda temsilci katıldı. Törene yüksek orandaki katılım, Kürdistan Bölgesi’nin güçlenen konumu ve beklentilerin yüksek olduğunun bir işareti olarak görülüyor.

Kürdistan Bölgesi Başkanı Neçirvan Barzani’nin yemin törenine katılan Kürdistan mücadelesine ömrünü adamış siyasetçi ve Özgürlük Yolu Vakfı Onursal Başkanı Kemal Burkay Neçirvan Barzani’nin seçilmesi sonrası Kürdistan Bölgesi’nde gelişecek olası gelişmeler ve Kürtlerin beklentilerini konuştuk.

Kemal Burkay, Kürdistan Bölgesi Başkanlığı’na Neçirvan Barzani’nin seçilmesini, Başbakanlığa ise Mesrur Barzani’nin aday gösterilmesini değerlendiren Burkay, Barzani ailesinin Güney Kürdistan’daki uzun soluklu mücadeledeki rolüne dikkat çekerek aynı aileden iki kişinin seçilmesinin Kürdistan’ın bu parçasının gerçekliği olarak değerlendiriyor.

-Kürdistan Bölgesi Başkanlığı’na Neçirvan Barzani’nin Mesrur Barzani’nin yeni hükümet kurmaya aday gösterilmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Sayın Mesud Barzani’den sonra Barzani ailesinden Kürdistan Bölgesi Başkanlığına Neçirvan Barzani’nin seçilmesi, Başbakanlık koltuğu için Mesrur Barzani’nin düşünülmesi, ilgi çekici olabilir, hatta muhtemelen Kürdistan koşullarını iyi bilmeyenler açısından eleştiri konusu olabilir. Bölgenin ve bizim Güney Kürdistan’ın bir gerçeği bu.

Birincisi; Barzani ailesi Kürdistan ulusal kurtuluş mücadelesinde çok önemli bir rol oynamış bir aile. İkincisi; hem Neçirvan Barzani hem de Mesrur Barzani, siyasi mücadele içinde pişmiş insanlar. Sadece bu aileye mensup olma nedeniyle söz konusu makamlara düşünülmüş değiller. Bu aynı zamanda bir mücadelenin ürünüdür.

Tabi başka etkenlerde var; Irak Cumhurbaşkanlığı Barzani ailesinde değil. Daha farklı bir siyasi harekette. YNK’ye yakın bir isim olan Berhem Salih’de. İlk önce Cumhurbaşkanı Mam Celal’di. Daha sonra Dr. Fuad Masum cumhurbaşkanlığı görevini yürüttü. Aralarında bir centilmenlik anlaşması olduğu sürece, bu tür görevlerin paylaşılması herhangi bir sorun yaratmaması mümkün. Zaten asıl böyle olması lazım. Daha da önemlisi, demokratik sürecin işlemesi. Sayın Neçirvan Barzani Parlamento’daki seçimle o makama seçildi.

Tabi PDK’nin son seçimlerde aldığı oy oranı bir hayli yüksekti. Bunun da etkisi var. O da demokratik bir seçim sonuçta. Bir partinin oy çokluğunu alması ve Bölge Başkanlığı’ndan kendi partisinden aday göstermesi doğal bir durum. Bu bakımından Neçirvan Barzani’nin Kürdistan Bölgesi Başkanı seçilmesini doğal bir süreç olarak görüyorum. Bu açıdan ben Neçirvan Barzani’nin Kürdistan Bölgesi Başkanlığı’na seçilmesini olumlu buluyorum.

Yemin törenine davet edildiğimde memnuniyetle kabul ederek, Kürdistan Bölgesi ile dayanışma göstermek için katıldım.

Benim gibi kuzey, Rojava’dan Avrupa’dan, eski Sovyetler Birliği’nden Rusya’dan gelmiş Kürtlerden siyaset adamı ve aydınlar da katılarak dayanışma gösterdiler.

Orda, Kürtlerin dört parçasından ve yurtdışından siyaset adam ile aydınlarının buraya kadar gelerek dayanışma göstermeleri, sevindirici bir şey. Kürler bakımından önemli ve gurur duydum. Sayın Neçirvan Barzani’nin hangi partiden veya aileden olmasının ötesinde Kürt halkı bir cumhurbaşkanı seçiyor bu parçada. Bu sevindirici bir şey.

Biz büyük acılar çekmiş, büyük bedeller ödemiş bir halkız. Özgürlük yolunda her adım bizi sevindiriyor, her başarı gurur veriyor. Ben yıllar önce 1992’de Güney Kürdistan özgürlüğüne kavuştuğunda ayak bastığım zaman yaşadığım duyguların aynısını yaşadım. Bu çok heyecan verici bir şey . O zaman Fuad Masum Başbakandı. Onu Parlamento’daki Başbakanlık ofisinde ziyaret etmiştim.Kendisini daha önceden 70’li yıllardan tanıyordum. İçimizden birinin başbakan olması, çok sevinmiştim. O dönem Irak’ın Stokolm Büyükelçisi bir Kürt’tü. O da gurur vermişti bana.
Çünkü biz Kürtler göçmen durumuna düştük. Darbeler, baskılar ve işkenceler yüzünden Kürt siyaset adamları aydınları olarak, yıllarca sürgünler yaşadık, göçmen durumuna düştük. Ve o elçilikler bize dost olarak bakmıyor, hatta düşman olarak görüyordu. 1990’dan sonra bir Kürt büyükelçi oldu, gidip onu ziyaret ettik bu da gurur verdi bana. Bu bir değişim göstergesiydi. Umarım bundan sonra bu değişim tüm parçalar açısından yaşanır. Kürt halkı artık şeytanın bacağını kırar. Özgürleşir. Bu bir değişime bağlı. Bu hem bizim mücadelemize hem de dünya siyasetindeki değişime bağlı. Kürdistan’ı kendi aralarında bölüşmüş olan devletlerin, yönetimlerin değişmesi ve demokratikleşmesine bağlı.

-Kürdistan Bölgesi’nin bir statüye ulaşması Kürtler meşuiyet kazanması açısından önemli bir gelişme. Bu Kürdistan’daki dğer parçalar açısından önemi ve anlamı nedir sizce? Bugün Kürtler cumhurbaşkanı seçiyor. Nasıl değerlendiriyorsunuz?

Kürdistan halkının mücadelesi iki yüz yıllı aşkın bir süredir devam ediyor. En azından 19.yy başından beri, 1806 tarihinden Irak parçasında(ki o dönem Irak diye bir devlet yoktu) Abdurrahman Paşa ayaklanmasında başlıyor. Kürtler bu kadar uzun bir süre çok direndiler özgürlük için. Özgürlük için büyük bedeller ödediler. Bizim için özgürlüğün anlamı çok büyüktür. Dünyada bizim kadar büyük bedel ödemiş ve acı çekmiş ve hala daha özgülük mücadelesini sonuçlandırmamış bir halk azdır.
Ama ülkemizin bir parçasında, Güney Kürdistan’da bunu başardık. 1990’da birinci körfez savaşı ardından otonom bir statü elde etti burası. Arkasından 2 yıl sonra federasyon ilan etti. 2003’de ikinci körfez savaşından itibaren federal bir statü kazandı.

Anayasal bir statü aynı zamanda. Bu tabi ki sevindirici bir şey. Federal sistem anayasaya göre işlese, belki de Kürtler kendilerini özgür hissedeceklerdir. Ama öyle olmadığı , maalesef anayasanın bazı maddeleri -özelikle geçici maddeler özellikle- işletilmediği için, merkezi hükümet anayasaya göre davarnamadığı için Kürtler referanduma giderek kendi kararlarını bağımsızlık yönünde belirleme yolunu seçti. Referandum büyük bir çoğunlukla kabul edildi. Ama ne yazık ki, bölge ve dünya koşulları Kürtlerin bağımsızlık adımı atmasına el vermedi. Bu durum Kürtlerin buna hakkı olmadığı anlamına gelmiyor, Kürtlerin buna hakkı var. Halkımızın ekmek ve su kadar doğal hakkı var.
Şimdi federal çerçevede de olsa, yerel yönetimin belirlenmesi, cumhurbaşkanın seçilmesi, başbakan daha sonra seçilecek olması sevindirici gelişmeler. Yalnız bu parça bakımından değil, tüm Kürtler bakımından sevindirici gelişmeler. Sadece bu parçadaki değil tüm parçalardaki Kürtleri sevindirdi.

Bu parçada bazı tatsız olaylar yaşandı. 90’lı yıllardan beri varolan bazı tatsız olaylar yaşandı. Zaman zaman tekrarlanıyor. Referandum sonrası da, Kerkük olaylarında da yaşandı. Şimdi siyasi güçler, partiler, liderler arasında rekabet demokratik ölçülerde çözüm bulmalı. Bu olmadığı zaman, Kürtler arası çekişme ve sürtüşme Kürdistan davasına büyük zararlar veriyor. Kürt halkı karamsızlaşıyor, umutsuzlaşıyor. Birçok kazanım kaybedilebiliyor. Yani Kürtlerin gücü birlik olmalarındadır.

-Mesud Barzani’den sonra görev alan Neçirvan Barzani nasıl rol üstlenebilir?

Demokratik mekanizmaların işletilmesinde Başkan’ın büyük rolü vardır. Sayın Mesud Barzani mesela bu rolü layıkıyla yerine getirdi. Ben Sayın Neçirvan Barzani’den de aynı pratiği bekliyorum. Fark olacağını sanmıyorum. Çünkü sadece Kürdistan Demokrat Partisi’nin veyahut kişi olarak kendisinin değil, Kürt halkının da bunda yararı var. Ama aynı sorumluluk diğer partilere düşüyor. Siyasal süreci demokratik şekilde işletmek hepsinin görevi. Bunu yapmadıkları zaman hem kendileri zarar görür, hem kendi örgütleri zarar görür hem de bir bütünen Kürdistan halkı zarar görür. Bunu çok yaşadık, çok gördük, tecrübe ettik.

Ben bir kehanette bulunmuyorum. Yıllarca bu tür şeyleri gördüm, gerek çatışmaları, gerek eski sürtüşmelerin bize ne kadar zarar verdiğini biliyorum. Bence bunu herkes biliyor. Neçirvan Barzani’den de burdaki herkesin de yaşanan sorunlara aynı sağduyu ile yaklaşmasını bekliyorum. Yani YNK olsun diğer partiler olsun, PDK olsun demokratik sürece sadık olmalılar. Bunu işletmelidirler. Bu çok önemli. Kolay değil. Biz Ortadoğu’da –biz de onun bir parçasıyız – demokrasiyi çağdaş anlamda, çağdaş standartlarda göre işletmek kolay değil. Ama bunu başaran ülkeler vardır. Bir Avrupa Birliği var mesela somut.

Biz de başarabiliriz. Hatta Kürdistan’ın şu anki durumu, örnek olarak gösterilmeyi hak ediyor. Ben de bazen yazılarımda konuşmalarımda bunu söylüyorum. Yani Güney Kürdistan çok büyük bir yer değil. Üç buçuk, dört milyon bir nüfus. Ama bu haliyle bile -henüz tam bağımsız da değil- federal bir devlet. Bu haliyle bile demokrasinin asgari ölçülerine saygılı. Örneğin Kürdistan’daki etnik ve dini gruplar üzerinde bir baskı yok. Azınlıklar üzerine bir baskı yok. Tam tersine, Kürtçe’nin yanı sıra beş tane resmi dil var. Süryanilerin, Türkmenlerin az sayıda da olsa Ermenilerin, dili resmidir. Eğitim hakkında yararlanıyorlar. Okulları var. Türkiye’deki 20-25 milyon Kürt’ün durumunu düşünürseniz, burada alınan mesafenin ne kadar önemli olduğunu görürsünüz.

Demek ki Kürt halkı acı çektiği için, baskı gördüğü için bugün Kürt aydınları, Kürt yöneticileri siyaset adamları başka insanların haklarına saygı göstermesini biliyorlar. Ve bunu yapıyorlar. Bu çok iyi bir şey.

Güney Kürdistan’da birçok siyasi görüşler, siyasi parti şeklinde örgütlenebiliyor. Türkmenlerin de kendi siyasi partileri var. Hristiyanların da var Bu ne kadar güzel bir örnek. Dolayısıyla diğer ülkelerin buradaki demokrasiden alacakları dersler var. Onun için biz örnek gösteriyoruz. Türkiye’nin de Suriye’nin de İran’ın da alacağı dersler var. Demokrasi konusunda Kürtlerden öğrenecekleri şeyler var.

-Kürdistan Bölgesi Başkanı Neçirvan Barzani’nin yemin törenine geniş bir katılım oldu. Farklı ülkelerin hükümet temsilcileri ve konsoloslukları katıldı. En sürpriz katılım belkide Türkiye hükümetinden Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun katılımı oldu. Türkiye’nin bağımsızlık referandumu sürecinde Kürdistan Bölgesi’ne karşı tutumu olumsuz olmuştu. Genel anlamda bu katılımı ve özellikle Türkiye’nin katılımını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Türkiye’nin Kürdistan Bölgesel Yönetim ile ilgili ilişkileri inişli-çıkışlı oldu. En başta Türkiye Kürdistan’ın özerk veya federal bir statüsünün varlığını kabul etmek istemedi. Bu oluşumu sindiremedi Türkiye. Ama hayat, Türk yöneticilerinin zaman içinde daha gerçekçi olmaya zorladı. Bu iyi de oldu. Özal döneminden başlayarak burdaki siyasi lider ve partiler ile ilişkiler kuruldu. Ve tabi ki daha sonra da buradaki Kürdistan Bölgesel Yönetim ile ilişki kuruldu. Türkiye’nin Kürdistan Bölgesel Yönetimi ile ortak çıkarları vardı. Diplomatik ilişkiler, ekonomik ilişkiler her iki tarafın yararınaydı. Keşke bu aksamadan devam etseydi hatta daha da büyüseydi. Nitekim referandum sürecinde -ben o zaman da görüşlerimi açıkladım- bu parçanın bağımsız olması Türkiye’nin zararına değildir. Tam tersine Türkiye ekonomik ilişkilerden diplomatik ilişkileri daha da güçlendirebilir. Güçlü bir dost edinebilir. Bunu şiar edinmeli.

Türkiye neden korkuyor? Hatta diyelim Rojava’da Kürtlerin statü elde etmesinden bugün neden korkuyor? Bu korku pek makul değil. Bunun Türk halkına da bir faydası yok. Türkiye’nin yapması gereken Kürtlerin, şu veya bu parçada Suriye’de Irak’ta veya İran’da belli bir statü elde etmesi, özgürleşmesinden korkmak olmamalı. Türkiye kendi Kürt sorunu çözmeli bunu çözdüğü zaman, öyle bir korku zaten olmaz.

Türkiye’nin kendi Kürt sorununu çözmesi kendi zararına değil, tam tersine belki Osmanlı’nın son dönemlerine ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasından beri 200 yıldan beri kanayan bu yarağı sağaltmasıdır. Bu olumsuz durumu aşması, barışması demek. Kaynaklarını artık iç çatışmada heder etmemesi demek. Yani Türkiye’de Kürt sorunu çözerse çağdaşlaşır, Daha hızlı demokratikleşir ve gelişir. Bu hem Kürt halkının yararına hem Türk halkının yararınadır. Bunu başarmak lazım. Birçok ülke bunu başardı, Türkiye de başarabilir. Bu şekilde kendi korkularından da kurtulur, Kürt halkının da yaraları sağalır.

Mesela Dışişleri Bakanı’nın sayın Neçirvan Barzani’nin başkanlığı devralma törenine katılmış olması, sevindirici ve olumlu bir tutum.

Referandum sürecinde yerinde olmayan, aşırı hassas ve yanlış algının bir bakımı tamiri yönünde bir katılım anlamı taşıyor. Bunun devam etmesini temenni ediyorum. Türkiye Kürtlerden korkmamalı. Çünkü Kürtler Türkiye’nin üçte birini oluşturuyor. Coğrafik olarak da bu böyle. Dolayısıyla Türkiye’yi yönetenlerin Kürtler ile barış içerisinde yaşamayı öğrenmesi lazım. Eski siyaset anlayışını değiştirmek zorunda.

-Kürdistan Bölgesi’nin IŞİD saldırıları sürecinde ilerlemesi sekteye uğradı. Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin önünde duran aşılması gereken birçok sorun var. Sizce KBY sorunlarını aşmak için neler yapmalı? Kürdistan Bölgesi diğer parçalardaki Kürtler açısından nasıl bir rol üstlenebilir?

Birinci Körfez Savaşı’nda 1990’larda Kürtler otonomiyi hayata geçirdiler. Sonra federal bir sisteme dönüştü. İkinci Körfez Savaşı ile birlikte federal sistem anayasal bir statü kazandı. O zamandan beri Kürdistan’daki gelişmeler az değildir. Yani ben 92’de geldiğim için biliyorum. Nasıl bir yıkım ve enkazı devraldıklarını biliyorum. O zamandan bu yana Hewler, Süleymaniye, Duhık ve diğer şehirlerdeki gelişmeleri gözlemlemek mümkün. Çok önemli gelişmeler. Hem kültürel, hem ekonomik hem de kurumlaşma anlamında. Bu sevindirici bir şey.

Ama bu devam etmeli kesintiye uğramamalı. Çünkü zaman zaman kesintiye uğradı. IŞİD saldırıları ve kendi içerisindeki iç çatışmalardan ötürü önemli kayıplar yaşandı. Bunlar yaşanmamalı artık. Kendi iç çatışmalarını önlemek kendilerinin sağduyulu davranmasına bağlı. Buradaki siyasetçi, idareci liderlerin sorumlu davranmalarına bağlı. Ama aynı zamanda da Irak ve bölgedeki gelişmelerin bütününe bağlı. Özellikle Irak merkezi hükümetinin tutumu önemli. Yani anayasanın bütünün işlemesi, Irak’daki iç demokrasinin işlemesi gerekir. Sadece Kürtlere bağlı değil. Kürtler doğsu bir politika izleseler dahi, eğer merkezi hükümet yanlış bir politika izliyorsa ve IŞİD gibi beklenmeyen ve önlenemeyen bir gelişme yaşanıyorsa bu gelişmeler sekteye uğraya bilir. Nitekim sekteye de uğradı. Dolayısıyla buranın kültürel, ekonomik, siyasal gelişmenin sürdürülebilmesi Irak’taki çoğulcu demokratik anayasal hükümlerin işlemesine bağlı. Yemin törenine katılan Arap siyasetçilerde konuşmalarında aynı şeyleri dile getirdi. Kürt tarafından da konuşmacılar da. Sayın Mesud Barzani, Neçirvan Barzani ötekiler de dile getirdiler. Federal sistemin işlemesi sadece Kürtlere değil, aynı zamanda merkezi Irak hükümetinin tutumuna bağlı. Onlar da bundan söz ediyorum. Temenni ediyorum ki bunlar sözde kalmasın. Hayata geçsin. Örneğin Kerkük ve diğer tartışmalı bölgelerin statüsü netleşsin. Anayasa hayata geçsin. Yine anayasanın Kürtlerle ilgili benimsediği diğer maddeler hayata geçsin.

Eğer bunlar hayata geçerse, demokrasi işlerse Irak barışa kavuşursa federal sistem uzun ömürlü olur. Ama olmazsa o zaman Kürtlerin kendi kaderlerini belirlemeleri ve bağımsızlıkları da kaçınılmaz olur. Bu esas olarak Kürtlere bağlı değil, merkezi hükümete bağlı. Yani merkezi hükümet Irak’a demokrasinin yerleşmesi için sorumlu tavrı gösterebilmelidir.
Print