Makale

‘Subliminal darbe mesaji’na ve baska tuhaf seylere dair ‘faydaci’ bir yazi

Toplumlar için ‘iyi’ nedir? Toplumlarin hiç degilse genis bir bölümünün, hiç degilse lafzen mutabik kaldigi ortak kabullere, ortak etike, ortak ilkelere uygun olan mi daha ‘iyi’dir? Yoksa bunlarla çelisse de toplumun kendisi için ‘faydali’ saydigi mi?

Felsefede faydacilik ya da yararcilik diye anilan akima bakarsaniz, dogru cevap ‘b’ sikki…

Faydaciligin radikal yorumlarina göre, fayda ile o âna kadar biriktirilmis ahlaki ya da ilkesel tutumlar çelistiginde, ‘faydali’ olan tercih edilmelidir.

Buradan da kolayca anlasilabilecegi gibi, faydacilik; toplumsal faydanin maksimizasyonu ugruna toplumda genel kabul görmüs hukuk ve ahlak normlarini feda etme potansiyelini her zaman bünyesinde tasir.

Siyasetçiler, ‘faydaciligi’ handiyse fitrat olarak benimsemis insanlardir… Bu yazida, onlarin bu yanina hitap edecegim için ‘faydacilik’ üzerine kisa bir giris yazmak mecburiyetinde hissettim kendimi. Simdi sadede gelebiliriz…

Neden ‘faydaci’ yanlarina sesleniyorum?

Gülen Cemaati’ne yönelik FETÖ sorusturmalarinda, Cumhurbaskani Erdogan’in ‘At izi it izine karisiyor’ cümlesiyle formüle ettigi garip seyler oluyor. Bu meseleyi, cumhurbaskani o açiklamasini yapmadan bir gün önce ben de Serbestiyet’teki ‘Teskilati mi yargilayacaksiniz zihniyeti mi’ baslikli yazida ele almistim.

O yazida, tabloyu, ‘toplumlarin hiç degilse genis bir bölümünün hiç degilse lafzen mutabik kaldigi ortak kabuller, ortak etik ve ortak ilkeler’ ölçüsüne göre ele aliyor, bazi uygulamalarin bu ölçüye göre yanlisligina dikkat çekiyordum.

O günden bugüne, üstelik cumhurbaskaninin ve basbakanin uyarilarina ragmen öyle gelismeler, öyle uygulamalar oldu ki, bunlar bende, uluslararasi demokratik standartlari ve normlari temel alan bir elestirinin yetersiz ve faydasiz kaldigi duygusunu uyandirdi. O nedenle meseleyi bugün de olan bitenin iktidara ‘faydasi’ açisindan ele almak istiyorum.

Bu ölçünün problemli, hatta ‘faydaci’ oldugunun farkindayim, fakat yine de denemek istiyorum. Çünkü anladigim kadariyla, benim ‘iktidarin ayagina kursun sikan’ uygulamalar olarak gördügüm örnekler, ‘at izi it izi’ uyarisinin disinda kaliyor. Çünkü bu uygulamalara muhatap olanlar -yine bana öyle geliyor ki- zamaninda iktidarin canini çok acittiklari için simdi ‘atis serbest’ kategorisinde degerlendiriliyor.

Yeni sahika adayi: ‘Subliminal’

Ben bu yaziyi yazarken Ahmet ve Mehmet Altan hâlâ gözaltindaydilar. Yaziyi bitirmem gereken saate kadar serbest birakilsalar da ‘hatadan dönüldü’ gerekçesiyle bu yazidan vazgeçmeyecegim ya da onda hiçbir degisiklik yapmayacagim, çünkü gözaltinin kendisinin hata ya da daha fazlasi oldugunu düsünüyorum.

Dogan Haber Ajansi, savciligin gözalti yazisini haberlestirdi. Buna göre, 15 Temmuz darbe girisiminden bir gün önce Can Erzincan TV’de Nazli Ilicak’in konuklari olan Ahmet ve Mehmet Altan, programda “darbe çagrisimiyla subliminal mesaj içeren söylemlerde’ bulunmuslar. Savciligin yazisinda ayrica Altan kardeslerin “darbenin gerçeklesecegini beyan ettikleri” iddia edilmis. “Darbe girisimini, terör örgütüyle fikir ve eylem birlikteligi içinde olmadan bir gün öncesinden bilmelerinin mümkün olmayacagi” ileri sürülen yazida, “bu nedenle Altan kardeslerin, darbe girisiminde bulunan bir kisim terör örgütü mensubu askerlerle istirak halinde atili suçu isledikleri” iddialarina yer verilmis.

O programin videosu sosyal medyada uzun bir süredir döndürülüyordu. Ben de izledim. Gözaltindan sonra bir daha izledim. Evet, ikisi de iktidarin yapip ettiklerinin, daha önce darbelere yol açan uygulamalarin aynisi oldugunu söylüyorlar ve bu gidisin bir darbeyle sonuçlanabilecegi imâsinda bulunuyorlar.

Iyi de, bundan, Altan’larin bir gün sonraki darbe girisiminden haberleri oldugu ve hatta darbeye, darbeci askerlerle birlikte istirak ettikleri sonucu nasil çikar?

Altan’lar, bu sözlerin benzerlerini daha önce defalarca yazilarinda da yazdilar. Savcinin mantigi geçerliyse, o yazilardan bir gün sonra da darbe olmasi gerekmez miydi?

Hadi diyelim ki savcinin mantigi geçerli; o sözler, Altan’larin bir gün sonraki darbeden haberleri oldugunun kaniti olsun gerçekten de. Peki, o durumda bu bilgiyi kendilerine saklamalari gerekmez miydi?

‘Subliminal’i mi kalmis, açik açik ‘yarin darbe olacak’ diyorlar (savcinin mantiginin geçerli oldugunu varsaymaya devam ediyoruz).

Hadi bu iki insanin hayatlari boyunca darbelere karsi olduklari gerçegini unutalim… Hadi bu defa Erdogan’a duyduklari öfkenin onlari ‘Erdogan gitsin de nasil giderse gitsin’ noktasina getirdigini düsünelim… Tamam da, su soruya mantikli, makul bir cevap verecek biri var mi: Ertesi günkü darbeden haberdar olsalar da, bunu televizyondan neden ilan etsinler? Ertesi gün darbe oldugunda bu videoyu yayinlayip, ‘biz biliyorduk zaten’ demek için mi?

‘Subliminal’e rakip yeni gelisme

‘Subliminal’e yeni sahika adayi dedim ama, ayni gün Barolar Birligi Baskani Metin Feyzioglu’nun yaptigi bir açiklamayla gündeme gelen baska bir gelisme, onunla yarisacak kadar iyi görünüyor. Feyzioglu, Sinop’ta gezerken kendisiyle fotograf çektirdigi için hakkinda inceleme baslatilan ögretim üyesiyle ilgili olarak Sinop Üniversitesi Rektörlügü hakkinda suç duyurusunda bulunacagini açikladi.

Haberin devami da söyle:

‘Üniversitenin savunmasini istedigi Yrd. Doç. Dr. Suha Oguz Baytimur’a yönelik islem yapanlarin, FETÖ’nün Türkiye’ye verdigi zararin devamini arzulayanlar oldugunu savunan Feyzioglu, ‘Ben buradan ihbar ediyorum. Ögleden sonra nöbetçi savciliga suç duyurusunda bulunacagiz. Bu akademisyen hakkinda benimle el sikisip konustugu için KHK kapsaminda inceleme baslatan Sinop Üniversitesi yetkilileri, her kimse ibretialem için hesap verecek. Iddia ediyorum. Bu kisiler, ya FETÖ’cüdür ya da FETÖ adli hain terör örgütüne bu sorusturmalari sulandirarak, gayriciddi hale getirerek yardim etmek isteyen isbirlikçilerdir veya ayni sonuca gelmek üzere ne yaptigini bilmeyen aymazlardir’ degerlendirmesinde bulundu.’

Bari ‘fayda-zarar’ analizi yapin!

Bu türden örnekler temelinde üretilecek yiginla soru önümüzdeki günlerde yurt içinde olmasa da yurtdisinda sik sik sorulacak, hem de müstehzi gülümsemeler esliginde…

Bir seyin müstehzi gülümsemeler esliginde ‘kabul edilemez’ oldugunun ilani, sadece ‘kabul edilemez’ oldugunun ilanindan daha fenadir.

O nedenle bu son örnekler, iktidarin imaji açisindan mesela ülke yasalarini ihlal ettikleri gerekçesiyle haklarinda hiçbir takibat yapilmamis yayin organlarinda yazan profesyonel gazetecilerin tutuklanmasindan daha fenadir.

Ister müstehzi gülümsemeler esliginde ifade edilsin, ister salt kaygi ve ciddiyetle: Bütün bu uygulamalar, toplumlarin hiç degilse genis bir bölümünün, hiç degilse lafzen mutabik kaldigi ortak kabullere, ortak etike, ortak ilkelere aykiri seyler… Fakat basta da dedigim gibi ben bugün bu ölçülerle degil, iktidarin ‘faydasi’ ölçüsünden hareket ediyorum. Dolayisiyla sorum iktidara ve söyle:

Hangisi sizin için daha ‘zararli’? Bu insanlarin içerde olmasi mi, disarda olmasi mi?

Yalniz, soruya cevap vermeden önce, bu türden uygulamalarin, ölümüne mücadele ettiginiz gücü nasil keyiflendirdigini söyle bir düsünün.

Alper Görmüs

Back to top button