Makale

‘Birakin adalet yerini bulsun, isterse kiyamet kopsun’

Soma faciasinin ilk bir iki gününde hiçbirimizin hukuki sürecin hangi istikamete dogru seyredecegini sorgulamaya mecali yoktu. Sular durulup, kazanin nedenleri berraklasinca gözlerimiz hukuksal sürece çevrildi dogal olarak.

Hepimizin bir sekilde tanik geldigi ölümlü trafik kazalarinda bile faillerin, daha olay aninda gözaltina alindigini ve ayni gün tutuklandigini bilen bizler, 301 kisinin ölümüyle sonuçlanan bir faciada da benzer bir hukuki sürecin isleyecegini bekledik. Alenen ortada olan sorumlularin hiç degilse derhal sorgulanacagini umduk.

Bassavcisi Durdu Kavak sorumlu amirlerin ölmesi nedeniyle gözaltina almalarin simdilik söz konusu olmayacagini açikladiginda daha çok bekleyecegimizi de anladik aslinda.

Nitekim çok da bekledik.

Son yüz yilin en büyük maden faciasinda tutuklamalar olaydan ancak 6 gün sonra gerçeklesti. O da ‘biri hariç- isverene bagli, isverenden maas alan ara kademe yöneticiler. Tutuklanma gerekçeleri de tipki ölümlü trafik kazalarinda oldugu gibi ‘Tedbirsizlik ve dikkatsizlik neticesi ölüme sebebiyet verme’ suçunu islemis olmalari.

Birlikte hareket eden, sadece kar amacina odaklanarak, organize halde, akil almaz zincirleme suçlar isleyen bir dizi kisi, kurum ve kurulus varken sorumluluk silsilesinin en alt kademesinde yer alanlarin yargi önüne çikarilmasi Türkiye’deki ‘is kazalarinin’ bir rutinidir. Hiçbir savci, hiçbir hakim aysbergin görünmeyen tarafiyla ilgilenmez. Handiyse suçlular silsilesi ‘mesru’ addedilir. Bu ‘mesru’ örgütlenmenin üstüne gidebilmek ise cesaret, demokratik bilinç ve sarsilmaz bir adalet inanci gerektirir. Ne var ki bu cesaret ve bilinç en az adliye koridorlarina ugramakta.

Ne yaparsaniz yapin günes balçikla sivanmiyor. Gerçek sorumlular, perde arkasinda dönenler tek tek ortaya çikiyor. Savcilar görmekten imtina etse bile!

Öncelikle 301 isçinin öldügü maden ocagi gerçekte Türkiye Kömür Isletmelerine (TKI) ait. Soma Holdinge bir çesit kiralama olan rödovansla devredilmis. Rödovans bir nevi sorumluluktan kaçmak için uydurulan kilif. Bunu Sayistay’in kendisi söylüyor. Sayistay ‘Türkiye Kömür Isletmeleri Kurumu Sinirli Sorumlu Ege Linyitleri Isletmesi Müessesesi 2012’ raporuyla TKI’nin hukuka aykiri olarak kendisine alt isveren, nam-i diger taseron atadigini, yapilanin açikça hukuka aykiri oldugunu rapora derkenar ediyor. Bu tespitlere göre TKI alt isvereninin tüm kusurlarindan da sorumlu. TKI’nin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanligi’na bagli bir kurum oldugunu söylemeye bilmem gerek var mi? Hepimizin bildigini sizce sorusturmayi yürütenler de bilmiyor mu?

Bakanlik düzeyindeki sorumluluk Enerji Bakanligi ile de sinirli olsa iyi. Ama degil. Artik hepimizin bildigi gibi çok tehlikeli is kollarinda en kritik nokta denetim. Bir çok facianin önü ancak denetimle kesilir. Bu açidan Çalisma ve Sosyal Güvenlik Bakanligi’nin denetim görevi son derece hayati. Bakanligin açiklamalari ocagin 2014 yilinda 4 kez is sagligi ve is güvenligi yönünden teftis edildigi ve mevzuata aykiri bir durumun olmadigi yönünde. Bunca teftise ragmen etki alani büyük, can kayiplariyla da son yüzyilin en dramatik boyutlari olan bu ‘kaza’ meydana geliyorsa ilgili savcilar denetimlerin savsaklandigi, görevlilerin bunca insanin ölümünde sorumluluk sahibi olabilecegi öngörüsünde degil mi? ‘Hukuk öngörüyle degil maddi deliller ile ugrasir’ diyorsaniz, sadece 2014 yili içinde 4 ayri kez yapilan denetimlerde hiçbir noksanligin olmadigi yönündeki raporlar ile kaza arasinda illiyet bagi da mi yoktur?

Biz bu güne kadar her iki bakanlik ve TKI yetkilileri ile ilgili ne idari ne de adli hiçbir sorusturmanin açilmadigini belirtmekle yetinelim.

Isveren düzeyindeki sorumlulugu üç bes ara kademe yöneticinin ihmali davranisindan ibaret saymak, isçi-isveren denkleminde en savunmasiz halkayi günah keçisi ilan etmektir. En nihayetinde isveren, isyerinin güvenligini isçi statüsüyle, yaninda ücret karsiliginda çalistirdigi teknik elemanlar eliyle saglar. Bu teknik elemanlarin, isverenin bilgisi ve onayi disinda hareket etmesi, maliyeti son derece yüksek olan tedbirleri almaktan kaçinmasi veya bu maliyetlere katlanmasi mümkün mü? Isverenin kâgit üstünde yetki devriyle sorumlulugunu yaninda çalistirdigi elemanlarina yüklemesine hukukun itibar etmesi ayri bir garabettir. Isletmeyi kar hirsiyla kapasitesinin üstünde üstelik tüm güvenlik tedbirlerine aykiri olarak zorlayan kisileri sorumsuz sayip, cezai yükümlülügü maasli elemanlarda arama rutini savcilari da rahatsiz etmiyor mu? Derinden yaralamiyor mu?

Türkiye’de hukuksal rutin baska türlü isliyor. Soma’da bir kez daha gördük ki özellikle is kazalarinda izlenen rutin, her ne olursa olsun bozulmuyor. Adli, idari, siyasi ve hukuki sorumluluk görmezden geliniyor. Gerçek sorumlular, adalet önüne çikarilmiyor.

Bir kez daha not düsmekte fayda var: Sorun mevzuatin eksikliginden kaynaklanmiyor. Sorun mevzuatin isverenden, isveren vekillerine, idari birimlere, bakanliklara varir tüm ilgililerce uygulanmamasindan, formaliteler bütünü olarak görülmesinden kaynaklaniyor. Adeta el birligiyle tüm sorumluluklar savsaklaniyor, organize bir sekilde suçlar zinciri adim adim örülüyor. Üstüne hukukun geç islemesini, var olan hukukun bile savcilar ve hakimler tarafinda geregince uygulanmamasini, sorumlular silsilesinin üstüne kisi, kurum ayrimi gözetilmeksizin gidilmemesini ekleyince ortaya bir insanlik faciasi, utanilacak bir yargilama süreci ve gerçek sorumlularin adalet önünde hesap vermemesi olarak yansiyor. Savcinin gözaltina alinacak herkesin öldügü biçimindeki yaklasimi da bu organize suç halinin mesru kilinmasina, bu mesrulugun tüm is piyasasina hakim olmasina çanak tutuyor.

William Watson’un dedigi gibi hiçbir sey yapamiyorsaniz ‘birakin adalet yerini bulsun, isterse kiyamet kopsun.’

Hamiyet Çelebi

Balkêş e ?
Close
Back to top button