Makale

17 Araliktan Sonra Kürt Sorunu

17 Aralik operasyonundan sonra AKP’nin gelecegi ve yasanan krizin Kürt sorunundaki etkileri hakli olarak tartisiliyor. AK Parti’nin zayiflamasi ya da hükümetten düsmesi halinde çözüm sürecinin çökecegi iddia edilmekte. Mevcut hükümet için ortada görünür ve güven verici bir alternatifin olmayisi bu tartismayi ve bundan kaynakli kaygilari daha da önemli kiliyor.

Daha önce de söylendi, AK Parti içerde ve disarda birbiriyle örtüsen bir degisim konjoktörünün sonucu iktidara geldi. Söz konusu degisim ihtiyacinin sonucu ve ürünü olarak iktidara gelen AK Parti ayni zamanda bu degisim sürecine kendi mesrebince katkilarda bulundu. Degisim ve demokrasi kulvarinda yürüdügü ve bu yöndeki iradesini korudugu ölçüde benzer taleplere sahip farkli toplumsal kesimlerden destek aldi. 12 Eylül referandumu AKP’nin öncülük ettigi demokrasi ve degisim güçlerinin ittifakini zirveye çikardi. Referandumda anayasa degisikligi paketine verilen % 58 oranindaki yüksek destek, ayni zamanda Türkiye’deki degisim yönündeki güçlü enerji ve iradeyi ortaya çikarmasi bakimindan da tarihi nitelikteydi.

Gezi olaylari AK Parti öncülügündeki degisim cephesinde ilk yarilmaya yol açti. Hükümetin, Basbakanin sahsinda beliren dayatmaci ve buyurgan yaklasimi degisimci demokrat kesimleri hükümet ile karsi karsiya getirdi. Polisin Gezi olaylarinda sergiledigi pervasizlik ve Basbakan Erdogan’in sorunu komplo teorileriyle açiklama tarzi ve basvurdugu ötekilestirici dil, hükümetin degisimci imajini büyük ölçüde asindirdi.

17 Aralik kirilma noktasi

17 Aralik’ta baslayan yolsuzluk ve rüsvet operasyonu ise AK Parti’nin 11 yillik iktidari bakimindan bir kirilma noktasina dönüstü. Hükümet üyesi dört bakan ve çocuklarinin muhatap oldugu yolsuzluk ve rüsvet iddialarinin boyutlari oldukça sarsici oldu. Ama bundan daha vahim olani hükümetin bu operasyona karsi gösterdigi tepki biçimiydi. Hükümet söz konusu rüsvet ve yolsuzluk iddialarini açiga kavusturmak ve hükümet olarak bir an önce aklanmak için gerekli tedbirleri almak yerine panik havasinda bir savunma, daha dogrusu saldiri stratejisi seçti. Olup bitenleri devlet içindeki paralel yapilarin komplo ve darbe girisimi olarak açiklamaya çalisti. Ne var ki devlet içinde paralel yapilanmalarin varligi, rüsvet ve yolsuzluklarin vahametini ortadan kaldirmadigi gibi, devlet içinde adi geçen paralel yapilanmanin olusmasinda da AK Parti’nin sorumlulugu az degil. Sonuçta hem rüsvet ve yolsuzluklar, hem de devlet içindeki çetelesme gibi çarpikliklar hükümetin izledigi politikalar sonucunda ortaya çikti. Böyle bir durumda demokrat bir hükümetin yapmasi gereken sey, çözümü daha çok demokrasi ve daha çok seffaf bir sistemde aramakti.

Ne var ki Gezi olaylarindan bu yana Basbakan Erdogan, hükümete dönük her türlü elestiriyi iç ve dis lobilerin komplo ve darbe girisimi olarak açiklamak gibi kolayci bir tutuma yönelmis durumda. Oysa Sayin Erdogan bugün kendisine darbe tezgâhlamakla suçladigi ayni güçlerin 10 yil boyunca kendi iktidarini neden destekledigini hatirlasa, belki bugün kendisine karsi alinan tutumu daha dogru bir biçimde yerli yerine koyabilirdi. Dün yaptigi icraatlar, izledigi politikalar içerde ve disaridaki önemli çevrelerin çikarlariyla örtüsüyor, onlarinkiyle paralellik teskil ettigi oranda destekleniyordu. Bu gün ise düne kadar ittifak içinde oldugu herkese karsi savas içinde, bunun anlasilmayacak bir yani var mi? Siyasette dostluk da düsmanlik da son tahlilde çikarlarla ilgili bir mesele degil mi?

Çözüm sürecinin gelecegi

17 Aralik sonrasi önemli tartisma basliklarindan biri de çözüm sürecinin gelecegi ile ilgili.

Bu baglamda, geçmiste Kürt sorununda gerçeklestirdigi reformlardan ve izledigi hayirhah politikadan dolayi, Kürtlerin bu dar zamaninda hükümeti desteklemesi istenmekte, bu yaklasim ise hükümetin gitmesi halinde çözüm sürecinin çökecegi iddiasi ile gerekçelendirilmektedir.

Evet, su 11 yillik iktidarinda AK Parti her seye ragmen bir degisim çizgisi tutturdu. AKP iktidarinda Kürt sorunu çözülmedi belki ama çözüm önündeki birçok psikolojik bariyer asildi, çözüm için toplumsal zemin olgunlastirildi. Ayrica sergiledigi bütün tutarsizlik ve yalpalanmalarina ragmen Kürt sorunuyla ilgili AKP’nin görünen bir çabasi oldu hep. Böyle bir tablo içinde Kürtlerin tercihi AKP’nin gitmesinde degil, tersine onun, çözüm sürecini ileriye tasimasi için zorlanmasindan geçiyor. AK Parti’nin gitmesi halinde ise hem onun yerine kimin gelecegi, hem de gelecek olanin ne yapacagi meçhul. Bu ise kisa vadede bir belirsizlik ve kaos dönemi anlamina gelir. Elbette orta ve uzun vadede iktidara kim gelirse gelsin Kürt halkinin özgürlük talebinin daha fazla engellenmeyecegi de bir baska gerçek.

Hükümet geçmiste dogru ve düzgün isler yaptigi zaman sadece Kürtler degil, toplumun büyük bir kesimi ona destek verdi. Baska bir ifade ile hükümet Kürtlerin ve ötekilerin destegini hak edecek adimlar attiginda bunun karsiligini aldi. Ama tersini yaptigi zaman da onlari kendinden uzaklastirdi. Bu kural bu gün ve bundan sonrasi için de geçerli. Son tahlilde hükümetin gelecegi Kürtlerin ya da baska bir kesimin tek yanli ve kosulsuz destegi ile degil (ki bu siyasetten mümkün de degil) bizzat onun kendisi tarafindan belirlenecek. Hükümet kendi gelecegini esas olarak kendisi tayin edecek.

Görünen o ki hükümetin bu güne dek izledigi politika onu bu noktaya kadar tasiyabildi, ama daha fazla ileriye tasiyacagi süpheli. AKP hükümeti bakimindan uzun süreli iktidar olmanin yorgunluk, yipranma ve yozlasmanin bütün belirtileri söz konusu. Bunda yadirganacak bir durum yok. Türkiye’nin esas açmazi söz konusu yorgun ve giderek otoriterlesen hükümetin bir alternatifinin olmayisidir. Mevcut açmazi derinlestiren esas olarak budur.

Bu asamadan sonra hükümet bakimindan köklü bir durum degerlendirmesine siddetle ihtiyaç var. Hükümetin içinde bulundugu badireyi asmasi esas olarak onun demokratiklesme ve Kürt sorununda radikal bir anlayis gelistirmesine bagli. Yeni bir toplumsal uzlasi, yeni bir vizyon, yeni bir açilim olmadan bu krizi asmak kolay görünmüyor. Hepsinden önemlisi yeni bir yeni bir anayasa yapmak, hem Türkiye’nin hem de hükümetin karsi karsiya bulundugu sorunlara derman olabilir. Öte yandan özgürlük, demokrasi ve baris gibi ulvi amaçlarin son tahlilde amaca uygun demokratik yöntemlerle, temiz araçlarla, ilkesel yaklasimlarla gerçeklesebilecegini unutmamak lazim.

[email protected]

* Taraf

Balkêş e ?
Close
Back to top button