6. Bölüm DEVASA KENTLER GEREKLI MI?

Korona Günlerinde ‘ 6. Bölüm
DEVASA KENTLER GEREKLI MI?
Kemal Burkay
Bir önceki yazimda, sinifli toplumla birlikte ortaya çikan esitsizlik ve sömürünün ve bunun ürünü olan bencilligin ve hirsin dünyamizda yasanan savas ve yikimin baslica nedeni oldugunu yazmistim.
Söz konusu esitsizlik ve sömürü, çagimizda yasanan diger bir dizi baska olumsuzlugun da nedenidir.
Örnegin ortaya çikan devasa kentler ve bunlarin yarattigi trafik kaosu, gürültü, hava kirliligi
Insanlarin topraga yerlesmeleri, köy ve kentler kurmalari elbet güzel, iyi bir gelisme. Eger bu ölçülü, planli sekilde olsaydi, ortaya sirin köyler, kasabalar ve kentler çikacakti. Ama sinifli toplumlarin özel mülkiyete dayanan esitsizlik ve sömürü çarki buna meydan vermedi.
Egemenler ve zenginler kendilerine köskler ve saraylar yaparken, yoksullar, mülksüzler daracik kulübelere sikismak zorunda kaldilar, bazen bunu da bulamadilar.
Londra’ya, Paris’e, Berlin’e, Moskova ve Petrograd’a, Istanbul’a, Tahran’a bir bakin, tümü de saraylarla, kocaman kösklerle bezenmisler. Bir degil, bes degil, onlarca
Istanbul bogazinin iki yakasina bakmak bu manzarayi görmeye yetiyor.
Yalnizca imparatorlar, krallar, çarlar, sahlar-padisahlar zamaninda degil, günümüzde de öyle degil mi? Irak diktatörü Saddam Hüseyin, yalnizca Bagdat’ta, Basra’da degil, Kürdistan’da da onlarca saray yaptirmisti. Salt Pasava yöresinde, bir derenin çevresinde bes tane saray!.. Üstelik de bu adam sözde ‘Sosyalist Baas Partisi’nin basindaydi
Bir baska ‘Sosyalist Baas Partis’nin yönettigi Esad’in Suriyesi’nde de benzer bir durum vardi. (Tabi bunlarin sosyalistligi hikâye, onlar tipik sosyal sovenler. Salt lafla sosyalist olunmuyor.)
Birileri kendilerine kösk ve saray yaparsa birçoklarina bir kulübe yapacak yer bile kalmaz. Oysa evler barinmak içindir ve bir kisinin ya da ailenin barinmak için saraya ya da kocaman kösklere ihtiyaci yoktur. Bir insana uyumak için bir oda ve bir somya pekâlâ yeterlidir. Bir kisi on yatakta birden yatamaz. Üç-bes nüfusu olan bir aileye iki ya da üç oda- bir salondan ibaret bir ev rahat rahat yeter.
Kentleri büyüten nedenlerden biri iste bu esitsizlik ve bunun yarattigi çarpikliktir. Bu devasa kentlerin ortaya çikis nedenlerinden biridir.
Arsalar artik bina yapimlarina yetmedigi için, sekiz-on katli apartman dizilerinin yani sira gökdelenler ortaya çikiyor, kentler beton yiginlarina dönüsüyor. Kimileri de bu durumu gelisme, modernlesme saniyor
Elbet günümüzde New York, Paris, Londra, Istanbul, Hongong gibi devasa kentlerin ortaya çikisinin diger bir nedeni, çesitli etkenlerin yol açtigi nüfus artisidir. Insanlar kent hayatinin cazibesine kapilip, ya da is bulmak, okumak için kentlere akin ediyorlar. Kentleri büyüten çok sayida ticarethaneler, AVM’ler bir yana, fabrikalar da bu kentlerin ya ortasina, ya çevresine kuruluyor. Artan nüfus, özel ve toplu tasima araçlarinin artmasina neden oluyor. Bu ise giderek bir trafik kaosuna yol açiyor.
Istanbul’un bezdirici trafik sorunu bu ülkede her kesin bildigi bir sey. Ben baska büyük baskentleri, Paris’i, Londra’yi, Berlin’i de gördüm. Benzer bir durum onlar için de geçerli. Metro gibi alt yapilarini çok daha önce ve iyi biçimde yaptiklari halde, oralarda da durum pek farkli degil.
Stokholm’dan Londra’ya uçakla 1,5 saatte gidebiliyorsunuz. Ama havaalanindan gideceginiz semte otomobille 2-3 saatte ulasmak çogu zaman mümkün olmuyor. Paris’te de öyle. Ben paris’te çevre yolunda ve kent içinde gidim gidim gidilen ve saatlerce süren yolculuklarda nasil bunaldigimi hatirliyorum. Parisliler ise bu durumu her gün yasiyorlardi.
Bu durumu yaratan ise öngörüsüzlük ve plansizliktir. Ama yukarida hep söyledigim gibi, mülk sahipligine ve gelir adaletsizligine dayanan kapitalist sistem baska türlü bir sonuç yaratamazdi. O durmadan yiyip semiren bir dev gibi bu çarpikligin ortaya çikmasina yol açti.
Bu duruma gelinmemesi için ne yapilmasi gerektigini anlamak da zor degil sanirim. Sorun aslinda basit: Insanlara barinmak için ev gerekli, gidis gelis için yol ve araç gerekli. Üretim için fabrikalar ve yasam için besin, giyim esyasi vs. saglanabilecek yerler gerekli. Bütün bunlar dogal
Barinmak için her kese, bekâr olup olmamasina, evliyse ailenin büyüklügüne göre bir barinak yapmak, bir ev vermek mümkün. Bu, duruma göre, tek ya da iki, üç, dört odali olabilir. Pekâlâ da yeter.
Küçük bir bahçe içinde tek ya da iki katli bir ev, bir ailenin yasamasi için en ideal olanidir. Köske, saraya gerek yok!
Kösk veya saray olmadigi zaman, her kese böylesine küçük ve sirin bir barinak pekâlâ saglanabilir.
Bunu ancak sosyalist bir sistem saglayabilir
Nüfus bakimindan devasa kentlere gerek yoktur. Ben üniversiteye geldigim zaman, 1950’li yillarda Ankara 280 bin nüfuslu sirin bir kentti. Gidis-gelis kolaydi. Ne AVM’ler, ne gökdelenler, ne trafik sikisikligi
Simdi 6 milyonluk nüfusuyla dört bir yana tasmis, Istanbul kadar olmasa da bogucu bir kent olmus
Bence bir kentin nüfusu bir milyonu geçmemeli. Yüz bin, iki yüz bin daha da ideal
Planli sekilde insa edilir, metrosu, yeter genislikte caddeleri zamaninda yapilir, toplu tasimaya öncelik verilirse, parklari, yesil alanlari yeterince olursa, o kent yasanilir bir yer olur.
Ama bunun için ciddi bir planlamaya, yeni bir anlayisa gerek var; hem yönetimler, hem de genel olarak yurttaslar bakimindan. Zaten bu ikisi birbirine bagli. Halk ve yönetim böyle bir düzen için kaynasmali, onu benimsemeli.
Dünya Çapinda Nüfus Planlamasi
Devasa kentleri önlemenin ve insan yasamani kentte ve kirsal alanda iyi biçimde düzenlemenin bir kosulu da dizginsiz sekilde artan nüfus artisini önlemektir.
Dünyamizda nüfus son yüz yilda yedi-sekiz kat artti. Dünya bu yükü tasiyamaz. Bu kadar çok nüfusun barinmasi, beslenmesi, egitimi çok zordur. Her nüfus artisi çogalan binalar, yollar, tasitlar, enerji ihtiyaci demektir. Insanlar çogaldikça beslenmek için kedi ve köpekleri, yarasalari, çekirgeleri bile yemek zorunda kaliyorlar. Eger önü alinmazsa önümüzdeki 50-100 yil içinde meydana gelebilecek nüfus artisinin yol açabilecegi sorunlari düsünün
Sair Hasan Hüseyin Korkmazgil, bir siirinde söyle demisti: ‘Esekligin lüzumu yok, yataklar çogaltmaz kisiyi
’
Sairimiz, insanin var olusunu nüfus sayisina degil, bedenen ve ruhen insana yarasir sekilde yasamasina bagliyor. Barinma, beslenme, egitim, saglik kosullarinin iyi olmasi; bundan da öte insanca iyi nitelikler ‘özgür olma, adil olma, bilgiyle, iyi düsüncelerle donanimli olma gibi
Evet, dünyamizdaki insan nüfusu günümüzde çok fazla. Diger canlilar, hayvanlar ve bitkiler, ekosistem içinde varliklarini ve türlerini koruyabiliyorlar. Gereginden fazla çogaldiklari zaman onlar için dogal seleksiyon sistemi isliyor. Insanlar böyle degil, onlar zaman içinde diger türlerin bir bölümünü azaltir veya yok ederken, bilim ve teknigin sayesinde kendileri habire çogaliyorlar. Geçmise oranla büyüyen ekonomik olanaklarin yani sira, gelisen tip bilimi de, tedavi yöntemlerini gelistirerek, salgin hastaliklari önleyerek bunu kolaylastiriyor. Bu nedenle su Covid-19’dan da fazla korkmaya gerek yok! Ona bir asi, bir çare bulunur elbet. Kaldi ki bu salgin, daha önce de söyledigim gibi, geçmisteki salginlara ve bazi ülkelerin yasadigi savasin, kitligin ve açligin yarattigi büyük kayiplara göre pek de fazla can kaybina yol açmiyor.
Çin dünyanin en kalabalik ülkesi. Onu Hindistan izliyor. Çin, geç kalmis da olsa, geçtigimiz yillarda nüfus planlamasi için ciddi tedbirler aldi. Ama Hindistan kendi haline birakmis görünüyor
Hayat seviyesi ileri ülkelerde nüfus artis hizi fazla degil, insanlar bu konuda daha tedbirli ve bilinçli. Ama orta geliskinlikte olanlar ile geri kalmis ülkelerde bu artis çok daha hizli.
Bütün bu nedenlerle hem tek tek ülkeler için, hem de dünya çapinda ciddi bir nüfus planlamasina gerek var. Insanlik bu iste de oldukça geç kaldi. Ama durumun daha fazla geç kalmaya tahammülü yok. Bunun için global düzeyde, tüm ülkelerin katilacagi ortak ve etkin tedbirlere gerek var.
20 Mayis 2020
Devam edecek
Kemal Burkay