Makale

72 yil Sonra Canik

Arkadasimiz Düzgün Kaplan’in kardesi Mesut Kaplan geçen yildan bu yana benimle ilgili bir belgesel hazirlamakta. Bu nedenle geçen yaz köyümüz Dirban’da ve Ankara’da çekimler yaptik. Mesut bazi çocukluk arkadaslarimla ve anilarimda sözü geçen kimi insanlarla da mülakatlar yapti.

Bu nedenle bir firsatta, çocuklugumun 5-6 kadar yilinin geçtigi ve anilarimda genis yeter tutan komsu Canik köyüne gidip orada da bazi çekimler yapmayi konustuk. Bunu bu yaz gerçeklestirdik.

22 Temmuz’da köyüm Dirban’a gittim. Babasiniüç ay kadar önce yitirmis olan yegenim Derya köyde yalnizdi. 29 temmuz günü ben, Mesut ve Derya otomobille Canik’e gittik. Köye Mastan yönünden girdik. Aradan 72 yil geçmis ve elbet benim çocuklugumdaki köyden bambaska bir görüntüyle karsilastik. Rifat Agalarin, Ismail Agalarin, Beko gillerin konaklari yerinde yeller esiyordu. Bunun gibi pek çok ev viraneye dönmüs ve diger köylerde oldugu gibi eski toprak damlardan bazisinin yerine yeni, çatili evler yapilmisti.

Böylesine yeni bir evin önünde dolu torbalarla ugrasan 30-35 yaslarinda bir adamla karsilastik. Selam verdik. Kendimi tanittim ve çocuklugumun bu köyde geçtigini, yillar sonra köyü görmeye geldigimi söyledim. Adam beni tanimiyordu ve bu köyde açilan ilk egitmenli okulda alti yil görev yapan babamla ilgili de bir sey bilmiyordu; biraz sasirmis göründü. Sonra yandaki evde yaklasik 45 yaslarinda bir baska erkek, onun esi ve genç yaslarda üç çocugu göründü. Adam beni duymustu. Aile Izmir taraflarinda bir yerde kaliyormus, yazlari köye gelirlermis.

Oturmamiz için israr ettiler. Bahçedeki sandalyelere oturduk ve bize üzüm ikram ettiler. Ilginçtir, yaslari 20-25 dolaylarinda olan çocuklarindan erkek olani Baran, kizlarindan biri ise Dilan adini tasiyordu (Her ikisi de benim çocuklarimin adi). Ama bu gençler benim hakkimda hiçbir bilgiye sahip degillerdi. Sonradan anlasildi ki ‘Gülümse’yi ve ‘Mamak Türküsü’nü büyük bir hayranlikla dinliyorlarmis… Sohbet sirasinda benim bu iki sarkinin da söz yazari oldugumu ögrenince pek sasirdilar.

Evet, bu ülkede böyledir. Hayatini emekçilerin ve Kürt halkinin özgürlük mücadelesine adamis, 60 kitap yazmis bir sair ve yazar da olsaniz, -hatta kendi köylerinden de olsaniz- bu, dünyalari magazinle sinirli olanlara bir sey anlatmaz…

Bir zamanlar 50-60 hane olan Köyde simdi kaç ev oldugunu sorduk. Köyde devamli oturan, sadece 4 aile imis. Ama yazin gelen tatilciler ve emeklilerle bu sayi 15’e kadar çikiyormus…

Daha sonra köyü dolasmak üzere kalktik. 78 yil öncesi oturdugumuz yamacin basindaki, ‘EtaSerê’ye ait evin izi de belirsizdi.

Köyün üst tarafina yöneldik. Bir ara gözüm yikintilarin yani basinda ve nerdeyse sapasaglam kalmis köyün ortasindaki çesmeye takildi. Burada bulgur yapmak için bugday kaynatilir ve biz çocuklar, ‘hedik’ denen haslanmis bugdaydan serbestçe, gönlümüzce yerdik.

Köyün üst tarafinda, çocuklugumun toprak damli okulunun yerinde de yeni bir yapi vardi ve burasi taziye evi olarak kullaniliyormus. Bir zamanlar okul bahçesinde babamin yetistirdigi bir dizi meyve agacindan ise hiçbir eser yoktu. Köyde okul da yoktu artik. Bizim köyde de oldugu gibi ilkokul çagindaki çocuklar Peri’deki okula götürülüyor.

O ara yan taraftaki bostanini sulamakta olan yasi 65 dolayinda, Inan adinda bir köylüyle karsilastik. Izzet Aga’nin yegeniymis. O beni görür görmez tanidi, sicak bir ilgi gösterdi ve bostanindan kopardigi salataliklari ikram etti.
Canik dönüsü Mastan köyünden geçerken arkadasimiz Mehmet Demir’le karsilastik. O da bu köydendi ve daha önce bulundugu Istanbul’dan dönüs yapip ailesiyle birlikte köye yerlesmisti. Evine ugradik, çay içtik ve bir süre sohbet ettik.

* * *
Köyde oldugum günlerde Bingöl’den, Diyarbakir’dan ve çevre köylerden, bazisi yurt disindan tatile elmis arkadaslar aradilar. Onlarla Bülbül Deresi denen yerde, Baraj gölünün kiyisinda bulusup yemek yedik.

Kemal Burkay

Back to top button