Makale

8. Bölüm ÇIKIS YOLU NE?

Su Korona Günleri ‘ 8. Bölüm
ÇIKIS YOLU NE?

Kemal Burkay

Sevgili arkadaslar, dostlar,
Korona günlerinin bana düsündürdügü, bir yazi dizisine dönüsen söyleyeceklerimin son bölümüne geldim. Umarim sizi biktirmamisimdir.
‘Demek ki Neymis!’ baslikli yazimla birlikte, onu izleyen önceki yazilarimda özetle dile getirdigim sey su oldu: Insan toplumunda bozulma, esitsizlik ve sömürü, özel mülkiyetin ve siniflarin ortaya çiktigi köleci toplumla basladi, feodal toplumla devam etti, kapitalist toplumla doruga çikti. Kapitalizm oburlugu, adaletsizligi, savaslari ve tüm öteki yaptiklariyla insanligin hayatini daha da bozdu ve simdi tanik oldugumuz kötü manzarayi yaratti, dünyayi tüm canlilar için tehlikeli ve yasanmaz bir hale getirdi.
Peki bu durumdan çikis yolu yok mu?
Dogrusu, gelinen durum karamsarlik verici. Insanlik bu kötü gidisi durdurmak için ne yazik ki oldukça geç kaldi. Ama baska yolu da yok. Insanlik, ya Afrika’nin Serengetti’sinde yabani sigir sürülerinin, aslanlarin saldirisindan kaçarken uçuruma dogru çilginca kosmalari gibi, kendileriyle birlikte dünyadaki tüm hayatin bir uçurumdan savrulup gitmesini oturup seyredecek, ya da bu gidise bir dur diyecek.
Bu gidise dur demeli, baska yolu yok.
Tüm bu kötülüklerin kaynagi sinifli toplum ve günümüzün kapitalizmi ömrünü artik doldurmustur. Insanligin esitlikçi, özgürlükçü, adil bir sistem kurmasindan baska çözüm yok.
Kapitalistlerin kendiliginden böyle bir degisime yönelmelerini beklemek düstür. Onlar korona öncesinde oldugu gibi sonrasinda da yirtici bir kurt gibi ayni aç gözlülükle para ve servet pesinde kosmayi sürdürecekler.
Daha simdiden, su Covid-19 musibeti nedeniyle ortaya çikan durumu kendilerine yontmak, bu dönemin tecrübeleri ile gelecegi kendilerinden yana düzenlemek için çaba içindeler. Üretim sürecinde yer almayan yaslilari ve çocuklari eve kapamak, çocuklara ve gençlere evde, bilgisayar ve televizyon yoluyla ders vermek, daha çok robot kullanip daha az isçi çalistirmak, giderek insanlari bir robota dönüstürmek…
Su günlerde, onlari daha iyi denetleyip yönlendirmek için herkese çip takma uygulamasinin gündeme gelmesinden çokça söz ediliyor. Bu bana, gençlik dönemimde izledigim bir Ingiliz çizgi romanini hatirlatti. Kötü adamlar, romanin kahramani sportmen yapili Gordon’un beynine yerlestirdikleri bir çiple ona isteneni yaptiriyorlardi. Onu maceradan maceraya kosturuyor, cinayet isletiyor, soygun yaptiriyorlardi.
O dönemde henüz bilgisayar yoktu veya bugünkü gibi gelisip yayginlasip insan yasamina girmemisti. Simdi bir cep telefonu bile nice bilgiyi tasiyor ve nice marifete sahip. Zaten insanlarimiz daha simdiden televizyonun, bilgisayarin, özellikle de cep telefonunun tutsagi olmuslar. Bunlar, yeni dönemin elektronige dayanan bu teknigi, bir hayli zamandir ki bizi sosyal iliskilerden, dogadan, hatta aile içinde bile sicak iliskilerden soyutluyor, sanal bir yasama sürüklüyor.
Kapitalist ve emperyalistlerimiz bundan böyle bize bu tür bir yasam tarzini dayatip, esitsizlik, soygun ve sömürü çarklarini bunun üstüne insa etmeye çalisirlarsa hiç sasmayalim.
Insanlik ancak sosyalist bir sistemle bugünkü çikmazi asip düze çikabilir. Bunu yapacak olansa emekçi yiginlar ve bu gerçegi kavrayan gerçek aydinlar, tüm sorumluluk bilincindeki insanlardir.
Dünya çapinda bir nüfus planlamasi yapmak, yoksul, geri kalmis ülkelerin sorunlarini çözüp ekonomik ve sosyal gelismelerini saglamak, kitlik ve susuzlukla basa çikmak, çevreyi korumak, savaslara ve siddete, insanin insan üzerindeki sömürü ve baskisina son vermek için insanliga yeni bir anlayis, dünyamiza yeri bir sistem gerekli.
Bu düzenin sosyalizm oldugundan, olacagindan kusku duymuyorum.
Üretim araçlari üzerinde özel mülkiyete son vermeli. Toprak, fabrikalar, ticarethaneler tüm toplumun olmali.
Kimse issiz kalmamali. Herkes yetenegine ve tercihine uygun olarak toplumda bir is sahibi olmali, üretime katilmali. Ve herkes yaptigi ise uygun, insanca yasayabilecegi bir ücret almali. Bir insaat isçisinin, bir maden isçisinin ücreti -isinin agirligi göz önüne alinarak- elbette bir bürokratinkinden, bir valinin ve parlamenterin maasindan fazla olmali.
Giderek ücretler esitlenmeli. Zamanla paraya da gerek kalmaz, insanlar ihtiyaçlarini parasiz karsilarlar.
Her kesin barinabilecegi güvenli, depremlere dayanikli, sel ve firtinalara karsi korunakli bir evi olmali. Baslangiçta sembolik kira olsa da zamanla kalkmali.
Her çocuk ve genç egilim ve yeteneklerine uygun parasiz egitim almali. Insanlar geçmisin beyin yikayici kosullanmalarindan, sinifli toplumlarin yalan ve düzmecelerinden kurtarilmali. Bilimsel düsünce yol gösterici olmali ve özgür düsünen nesiller yetistirilmeli.
Saglik hizmetleri herkes için parasiz olmali.
Her kes sanat ve kültür etkinliklerinden yararlanabilmeli.
Hiçbir halka, hiç kimseye dilinden, düsüncesinden, renginden dolayi baski veya ayrimcilik yapilmamali.
Kadin-erkek arasindaki esitsizlik her alanda son bulmali.
Kaynaklar savasa, silaha, bir baska deyisle öldürmeye, yakip yikmaya degil, üretime, ekonomik ve sosyal gelismeye, saglik, egitim, barinma, beslenme gibi temel hizmetlere yönlendirilmeli. Siddet bir bütün olarak toplum yasamindan çikarilmali.
Planli, temiz, yeterince yesil alanlari, parklari olan kentler kurulmali, mevcutlar buna dönüstürülmeli.
Ulasimi kolaylastirmak, hava kirliligini önlemek için toplu tasima araçlarina, metro ve benzeri alt yapi hizmetlerine agirlik verilmeli.
Diger canlilarin haklarina saygi gösterilmeli. Doga ‘toprak, ormanlar, akarsular, göller, denizler titizlikle korunmali, kirletilmemeli.
Dünya zaten bir cennet gibidir, baska cennet aramaya gerek yok. Yeter ki biz onu cehenneme çevirmeyelim.
Bütün bu isleri ancak sosyalist bir sistemle basarabiliriz.
Ama bu bir ütopyadir, diyebilirsiniz. Öyle görünse de gerçekte kosullarin, sosyal hayatin gelip dayandigi bir degisim geregidir.
Sosyalist sistem geçen yüzyilin baslarinda Ekim devrimiyle sahneye çikti, ama basaramadi, 70 yil kadar sonra sistem çöktü diyebilirsiniz. Evet, Sovyetlerde ve Dogu Avrupa’da sistem çöktü, Çin’de de, hâlâ Komünist Partisi yönetimini korusa bile, kapitalizme dönüstü; ama bu sosyalizmin kötü oldugunu göstermez, sadece ilk büyük denemenin basarisiz oldugunu ve hedefine ulasamadigini gösterir.
Bu ayni zamanda, sosyalist yönetimlerin bir dizi güzel isler yaptigi gerçegini de ortadan kaldirmaz. Söz konusu sosyalist ülkelerde issizlik yoktu, evsiz ve aç insan yoktu, saglik ve egitim hizmetleri bedava idi, gelir düzeyi bakimindan yurttaslar arasinda uçurum yoktu.
Stalin döneminin yanlislari, Pol-Pot yönetimi benzeri çarpik uygulamalar bu gerçegi degistirmez.
Yasanan söz konusu deney bize sunu da ögretti: Sosyalizmin kurulusu, bilinçli isçi ve emekçi kitlelerin yani sira geliskin bir demokratik toplumu gerektirir.
Ancak bilinçli emekçi kitleler degisimi isterler ve yapabilirler. Bunun için de tek tek ülkelerde ve dünya çapinda örgüt ve mücadele gerekir.
Baska yolu yok.
Fidel Kastro’nun deyisiyle, ‘Ya barbarlik, ya sosyalizm!..’
28 Mayis 2020

Kemal Burkay

Back to top button