18 YIL ÖNCE ROJA TEZE ILE YAPILAN SÖYLESI

1999-2000 yillarinda Istanbul’da yayinlanmakta olan haftalik Roja Teze (Yeni Gün) gazetesi, Aralik 1999’da benimle uzunca bir söylesi yapti ve bu söylesi gazetenin 24 ve 25. Sayilarinda iki bölüm halinde yayinlandi. Birinci Bölüm ‘Silahli Mücadele Dönemi Sona Erdi’ basligini tasiyordu. Ikinci bölüm ise ‘Yeni Dönemde Yeni Örgüt ve Mücadele Biçimlerine Gerek Var’ basligi ile yayinlandi. Aradan 18 yil geçti.
Öcalan’in yakalanip Imrali’ya kondugu, her bakimdan teslim oldugu, onunla birlikte PKK politikalarinin 180 derece dönüstügü, devletin bundan yararlanip Kürt ulusal mücadelesini tümden söndürmeye çalistigi bir dönemdi. O dönemde ben hâlâ Kürdistan Sosyalist Partisi’nin (PSK) Genel Sekreteri idim. Yazim, yeni ortamda yurtsever hareketin izlemesi gereken mücadele ve örgüt biçimlerine dairdi. Kürt yurtsever hareketini dogru bir kanalda bir araya toparlayip bir seçenek olusturmaya çalisiyorduk. Iki yil kadar süren bu çalismalarin sonucu yurt disinda ‘Avrupa Kürt Platformu’, yurt içinde ise HAK-PAR olustu.
Bugün Kürt hareketinde kimi kesimler hâlâ izlenmesi gereken dogru yol ve yöntemleri ve birlik sorununu tartisiyor. Bazilari, her zamanki gibi gerçekleri bile bile çarpitiyor. Söz konusu yazimin özellikle 2. Bölümünü bu nedenle yeniden yayinlamakta yarar gördüm. Sosyalist insanlar olarak, diger yurtsever kesimlerle nasil bir ortak parti düsündük? Bu partide çalisma anlayisimiz neydi? Bakis açimiz, önerilerimiz, diger bir deyisle birlik anlayisimiz dün son derece netti, bugün de öyle.. Ortak bir program üzerinde legal ve demokratik çalisma tarzini seçtik.
Degerlendirmeyi okurlara birakiyorum.
O kanidayim ki, o gün ve bugün söyleyip yazdiklarimizi karsilastiran, gelinen durumu göz önüne alan her iyi niyetli her okur, her yurtsever, on yillardir birlik için özveriyle ve kararlica çalisanlari da, birlige gelmemekte ayak diretenleri, gelip de en ufak bahaneyle kaçanlari, kendi küçük kulübesini kurmayi tercih edenleri de daha iyi taniyacaktir. Önyargili kisilere ise ne söylense bosunadir.
Kemal Burkay
7 Aralik 2017
****
Kemal Burkay’la Söylesi
2. Bölüm
“YENI DöNEMDE YENI ÖRGÜT VE MÜCADELE BIÇIMLERINE GEREK VAR”
Roja Teze: PKK’nin silah birakmasi ve Türkiye’ye AB yolunun açilmasi ile Kürt politikasi bakimindan da yeni bir dönemin basladigini söyleyebilir miyiz? Silahli mücadele döneminin sona erdigini söylediniz. Bu dönemde mücadele hangi yöntemlerle ve hangi biçimlerde yürümeli?
BURKAY: Yeni bir döneme girdigimize kusku yok. üstelik bu dönem, tam da 2000’li yillarla basliyor. Kürt hareketi bu dönemde siyasal mücadeleye agirlik vermeli, örgüt ve mücadele biçimlerini buna uyarlamali.
30-40 yil öncesi, 1990’li yillarin basina kadar süren dönem, çok farkliydi. 1960’li, 70’li yillar dünyada devrim yillariydi. Bu dönemde Kürdistan’in tüm parçalari da silahli mücadele ile kaynadi. Bu kosullarda Türk solunun ve Kürt ulusal hareketinin iyi hesap kitap yapmadan, ülke ve bölge kosullarini, güçler dengesini geregi gibi degerlendirmeden silahli eyleme özenmesi dogaldi. Oysa simdi yeni bir durum sözkonusu. Yasanan aci deneyim ise neyin olup neyin olamiyacagini gösterdi. Simdi bizden beklenen umutsuluk ya da yeni maceralar degil, gerçekçiliktir. Kürt ulusal hareketi önüne barisçi, siyasal yöntemler koymali. Kosullara uygun düsen yöntemler budur. Böylece Kürt hareketini yeniden örgütleyip mücadele alanina etkili biçimde yöneltebilir, ayni zamanda Türkiye’deki demokratiklesme sürecine katkida bulunabiliriz.
Örgütsel biçim ise en basta, yurtsever hareketin en genis kesimlerini bir araya getirecek olan bir legal partidir.
Belki bazilari legal parti önerimizin yeni olmadigini söyleyecekler. Dogrudur. Daha seksenli yillar sona ermeden bu öneriyi getirdik. Degisik kesimlerin içinde yer alacagi genis, legal, kitlesel bir parti önerdik. Ne yazik ki birçok Kürt çevresi o zaman bu önerimizin önemini kavramadi. Bildiginiz gibi, 1990’da HEP kuruldu ve bizim taraftarlarimiz da içinde yer aldilar. PKK ise önce HEP’e karsi tavir aldi, içinde yer almadigi, ya da kendisinden yana olmayan her sey gibi onu da kendisine karsi bir girisim gibi suçladi. Ama çok geçmeden tavir degistirdi, taraftarlarini HEP’e soktu, içinde etkinlik kurdu ve yaptigi yanlislarla onu islevini yapamaz hale getirdi. Daha sonra ise HEP, milletvekilligi ugruna SHP’ye pazarlandi.
Ikinci girisim DEP’ti, PKK ile imzaladigimiz 1993 protokolü sonrasi dogan olumlu havada olustu. Ama PKK ayni yanlis yöntemleri DEP içinde de sürdürmekten geri kalmadi ve sonunda onu da heder etti. Bütün bunlar Kürt hareketinin legal planda saglikli bir yapi olusturmasini engelledi ve kaçinilmaz olarak ayrismalara yol açti.
Simdi görev yine gündemdedir. Bugün de legal planda Kürtler tarafindan olusturulmus ve Kürt sorununun çözümünü baslica gündem maddesi sayan iki legal örgüt, HADEP ile DBP var. Ama bunlardan DBP, yeterince kitlesel ve yurtsever hareketin degisik kesimlerini kapsayici degil. HADEP’in ise, simdiye kadar yanlis yönetilmesi ve dayandigi potansiyelin hovardaca heder edilmesi bir yana, bu asamadan sonra ne olacagi belirsiz. Son dönemde HADEP’i de tümüyle ehlilestirip rejimin dümen suyuna sokma, hatta bazi baska örgütlerle birlestirip düzene entegre etme çabalari var. Bu nedenle sorun simdi de gündemdedir. Hatta, son dönemde yasanan önemli degisikliklerin ardindan daha da önem kazanmistir. Aydinlarin, siyasal kadrolarin yanisira, bizzat yurtsever halk kesimleri de bundan böyle ne olacagini soruyor, bir çikis yolu ariyor. Bize göre bu çikis yolu yine de ve en basta genis, kitlesel, legal partidir.
Rejimin niyetleri belli. O, Apo’yu ele geçirdikten sonra, bizzat onun ve PKK’nin eliyle Kürt hareketini tümüyle ehlilestirip düzene boyun egen sessiz bir yigina dönüstürmek istiyor. Buna evet demeyen tüm siyasi kadrolar, aydinlar, yurtseverler de bu oyunu bozmak için kendilerine düseni yapmalilar. Biraraya gelerek kosullara ve döneme uygun örgüt ve mücadele biçimlerini yaratmalilar.
Biz, genis yurtsever kesimleri ortak bir program üzerinde biraraya getirecek, bir legal partiyi bu dönemin kilit görevi olarak görüyoruz. Sosyalist Kürtler, sosyal demokrat ve liberal egilimli Kürtler, hatta islami degerleri öne çikaran yurtsever kesimler böylesine bir birlikte biraraya gelebilir. Bu bir tür cephe partisi olacaktir. Islevi ise Türkiye’nin demokratiklesmesi ve Kürt sorununun barisçi ve adil çözümü için çalismaktir. Örgütün etkili olmasi, çekim merkezi olmasi, kitlelere umut vermesi için böyle bir birlige ihtiyaç var.
Roja Teze: Bunun için 1990’da HEP’in kurulus döneminde veya daha sonraki yasal partilerin kurulusu sirasinda biraraya gelmeyenlerin simdi gelebilecegine inaniyor musunuz?
BURKAY: Elbet bu isin kolay olmadigini biliyorum. Ama bugünkü olumsuz durumu asmak için baska çare yok. Geçmis yillarda böylesi bir legal siyasal çalismayi önemsemeyenler, zaman içinde onun önemini anladilar. Dün böylesi bir birligin önünde varolan kimi engeller, hegemonyacilik ve baska türden etkiler bugün daha zayif.
Kuskusuz bugün de güçlüklerimiz var ve bunlari asmak zorundayiz. Bügün hâlâ bazi kesimler, legal örgüt denince “Kürt” adini tasiyan ve illegal partilerin programlarina benzer bir azami programa sahip partiler düsünüyorlar. Ancak bu tutum gerçekçi degil. Türkiye’nin bugünkü yasal ve politik ortaminda böyle bir partiyi kuramaz, bir gün bile yasatamazsiniz. Oysa amaç bir günlük bir gösteri degil, is yapmaktir. Bize siyasal mücadele için bir araç gerekli. Bu nedenle örgütün programi daha önceki partilerin, veya su anda mevcut olan DBP, HADEP türünden partilerin programina yakin ya da benzer olabilir.
Önemli olan örgütün genis kitle destegine sahip olmasi ve iyi yönetilmesidir. Böyle bir parti, mütevazi bir programla da çok iyi isler yapabilir, kitleleri amaca uygun biçimde yönlendirebilir. Kitle destegi olmayan bir örgüt ise, dünyanin en güzel adina, en iyi programina sahip olsa hiçtir. Öte yandan, kötü yönetilen bir parti, kitle destegine sahip olsa da amaçlari dogrultusunda ilerleyemez ve o potansiyeli heder eder. Bunun somut örneklerini son yillarda yasadik.
Kürt isimli bir partide israr edenler bugüne kadar yalnizca söyledikleriyle kaldilar, her hangi bir adim atmadilar. Böyle giderse atacaklari da yok. Bu, çitayi 240’a koyduktan sonra oturup bekleme yöntemidir ve böyle yaris olmaz!
Bir de Serafettin Elçi ve yanindakilerin bilinen tutumu var. Serafettin DEP’in kurulusu sirasinda kendi baskanligini sart kosmus, bu olmayinca da çekip gitmisti. DDP’nin kurulusu sirasinda da ayni tavri göstermisti: Hem baskan olmayi kosul olarak ileri sürdmüstü, hem de parti meclisini tek basina belirlemeyi.. Belli ki sayin Elçi kendi sahsi için bir parti istiyor!
Demokratik olmayan bu tutum, hakli olarak onay görmeyince, Serafettin bu kez ortak parti girisimlerinden uzak durdu ve gerekçe olarak da “bu is sosyalistlerle birlikte olmaz” dedi. Oysa bu is sosyalistlerle de, baskalariyla da birlikte olmali. Nitekim sosyalist Kürtler, demokrasi ve özgürlüklerin kazanilmasi için Serafettin’le de, sosyalist olmayan baskalariyla da birlikte çalisabileceklerini söylüyorlar. Birlik anlayisi ve halka karsi sorumluluk bunu gerektirir.
Roja Teze: Kurulacak partiye sizin, yani PSK’nin disardan müdahale edebilecegi tarzinda kaygilar var. Ya da bazilari PSK taraftarlarinin böyle bir partide yönetimi alabilecekleri kaygisini tasiyorlar
BURKAY: Bunlar bos kaygi ve endiseler. Bizim yillardir en genis yurtsever kesimlerin katilacagi kitlesel, legal pir partinin olusmasi için bunca çaba göstermekten amacimiz açik: Kürt halkinin etkili bir araca sahip olmasi. Bunun yalnizca bizimle olmayacagini biliyoruz. Bunu ille de kendimizin yönetmesi gibi bir tutkumuz yok. Ayrica bunu yanlis da buluyoruz. Biz onu taban ve yönetim olarak baskalariyla paylasmak istiyoruz.
Bizim, böylesi bir partinin çalisma tarzina iliskin anlayisimiz sudur: Böylesi bir parti tümüyle demokratik sekilde islemeli. Yani organlari seçimle gelip seçimle gitmeli, disardan bir karisma, baski, tehdit olmamali. Zaten bizim baski yapacak bir aygitimiz, silahli gücümüz, polisimiz de yok! PSK’nin kendisi çok demokratik bir parti. örgütümüz tümüyle üyelerinin gönüllü birligine dayaniyor. Baskalarinin, hele tek seçicilige özenenlerin tahmin edemiyecegi kadar demokratik bir isleyisi var. Yöneticilerin seçimi, tartisma, karar alma süreçleri tümüyle demokratik. Hangi nedenle olursa olsun, ayrilmak isteyen özgürce ayrilip gidiyor. Farkli görüste olana, ayrilana baski yok, tehdit yok. Ayrilan kisi örgütümüzün aleyhinde çalismadikça dostça iliskilerimiz de devam ediyor. örgütümüzün aleyhinde çalisanlarla ise çok çok merhabayi kesiyoruz.
Biz legal partinin ve tüm legal kurumlarin kendi yaglariyla kavrulmasindan yanayiz. Onlar kitle içinde örgütlenerek, kitleden aldiklari destekle ayakta durmalilar. Gerçek anlamda özgür olmalari, güçlü olmalari ve islevlerini yapmalari da buna bagli.
Özetle, bizim legal partiye iliskin anlayisimiz budur. Baskalarini inandirmak için ise, birlikte çalisip birbirimizi tanimaktan baska elimizde sihirli bir ölçü aleti yok.
Kaldi ki yönetimin olusmasi demokratik seçimlerin sonucu olacaktir. Bize yakin insanlar yönetime girebilecegi gibi giremiyebilir de. Bu tabanin bilecegi is. Demokratik isleyise ve bunun sonuçlarina herkes razi olmali, içine sindirmeli. Baslangiçta degisik egilimlerden, grupsal özellik tasiyanlar biraraya gelse bile, zamanla tam bir kaynasma, bütünlük saglanabilir ve öyle olmali. Ancak, ille de bas olmak isteyenler ve bu nedenle kendilerine yeter, küçük bir kulübeyi tercih edenler böylesi genis bir birlikten, kaynasmadan ürkebilirler.
Halkimizin gelecegi ve hakli davasinin kazanilmasi için birlikte çalismak zorundayiz. öyle olunca da önyargilari asip biraraya gelmeyi basarmaliyiz. Kürt hareketi, geçmisten kalan ve örgütlü mücadelenin önünde ciddi bir ayakbagi olan feodal degerleri, kendi basina buyruklugu, haseti asabilmeli. Bir araya geldigimizde, nicel olarak bugünkü örgütlü yapilarin gücünü çok çok asan bir kitlesel güce ulasabiliriz. Böyle bir yapi içinde, demokratik mekanizmalar iyi isledigi zaman, bu ise gerçekten layik olanlar, yetenekli ve çaliskan olanlar yönetime gelir. öyle de olmali.
Roja Teze: Su anda mevcut partiler, HADEP ve DBP böylesi bir birligin olusmasinda rol oynayamazlar mi?
BURKAY: Elbet oynayabilirler. DBP’nin de HADEP’in de Türkiye’nin mevcut yasal düzenine uyarlanmis birer programlari var. Yeni dönemde yasal durum iyilesebilir ve bu programlar da Kürt halkinin istemleri bakimindan iyilestirilebilir, siyasal partilerin çalismalarini zorlastiran engellerin kaldirilmasi yönünde rejim zorlanabilir.
Ancak, HADEP bakimindan su anda belirsiz bir durum var. HADEP dün, legal bir partinin durumuyla hiç de bagdasmayan sivri tavir ve tutumlar içinde, “militanca” politika yaparken simdi de havaya uyup, su içi bos “demokratik cumhuriyet projesi”ne angaje olmus durumda. Bu ise, gerçek bir degisim, demokratiklesme ve özgürlesme projesi degil, Kürtleri mevcut düzene entegre etme projesi. HADEP’in bu yolda nereye kadar gidecegi belirsiz. Onu baska kesimlerle birlestirip tümüyle paralize etme projeleri de var.
HADEP’in yeni süreçte olumlu bir rol oynamasi, ancak bu tuzaga düsmemesine, varligini sürdürmesine ve yurtsever bir politikayi korumasina baglidir. Bunu yapip yapamiyacagini zaman gösterecek. Öte yandan, rejim planlarini hizla hayata geçirmeye çalisirken, Öcalan’la birlikte PKK ve HADEP’i ve rejimle uzlasmaya alisik ve fit olan kimi Kürt çevrelerini de bu dogrultuda yönlendirirken, bu kötü gidisten memnun olmayan Kürt yurtsever örgütleri ve tüm yurtsever çevreler oturup sonuçlari bekleyemezler. Gecikmeden tedbir alip adim atmak gerekir.
DBP elbet bu dogrultuda olumlu bir rol oynayabilir. Programi tüm yurtsever kesimlerin üzerinde uzlasabilecegi demokratik, çagdas bir programdir. DBP’yi kuranlarin, kurulus asamasinda diger bazi yurtsever çevrelere de birlikte örgütlenme önerisi götürdüklerini biliyorum. Ne yazik ki bu çevreler, bir bölümüne yukarda isaret ettigim çesitli nedenlerle uzak durdular. Bu asamada katilmalari da pekala mümkündür ve ayip degildir. Böylece ise sifirdan baslanmis olmaz, DBP’nin kazanimlari korunmus olur ve bu herkesin yararinadir.
Ama eger, biz Kürtlerde çokça rastlanan bir tutumla, bu onur meselesi yapilip ayip sayilacaksa, baska türlü çözümler de mümkündür. Ben elbet DBP adina konusamam, ancak kendim ve partim adina konusabilirim. Ama öyle saniyorum ki DBP’li yurtseverler birlik için gereken özveriyi göstermekten geri kalmayacaklar. Katilimla birlikte kongreye gitmek, gerekiyorsa programda degisiklikler yapmak, yeni bir ad ve yönetim seçmek mümkündür. Hatta, duruma göre, biraraya gelip, tümüyle yeni bir tüzük, program ve adla, yeni bir yönetim olusturmak da mümkündür. Yeter ki ortada ciddi, genis bir katilim ve birlik çabasi olsun.
Roja Teze: Siz ülkeye dönmeyi, böyle bir yasal kurulusta kisi olarak rol almayi düsünüyor musunuz?
BURKAY: Zaman zaman böyle bir soruyla karsilasiyorum. Bir kere benim hala Türkiye’ye dönme kosullarim yok. Bu olanak olsa hemen dönerdim. Rejim bana ve benim durumumdakilere bu firsati vermiyor. Ben Türkiye’de yasakli olan bir partinin yöneticisiyim. Bundan dolayi bana en azindan 15 yil ceza verirler. Suç sayilan onca yazim, konusmam da cabasi.
Rejim bizi göçmenlige mahkum etti, halkimizdan, onun mücadelesinden koparmaya çalisti. Ama göçmenlik kosullarinda da direndik ve ayakta kaldik. Günümüzün rahat iletisim kosullarinda, sesimizi duyurmak için Stokholm’de olmakla Ankara’da olmak arasinda fark yok. Üstelik Avrupa’da sansür, polis baskisi, zindan tehditi, iskence ve faili meçhul yok. Yeri gelmisken, Avrupa Birligi’ne girmeye pek hevesli görünen Türk devletinin, Demirel ve Ecevit gibilerin, bu oyuncaklarindan nasil el edeceklerini pek merak ettigimi söylemeliyim!
Ben Türkiye’ye döneceksem orada serbestçe siyaset yapabilmeliyim, görüslerimi özgürce söyleyebilmeliyim. Yoksa zaten dolu olan Türkiye’nin zindanlarina 63 yasinda bir politikaci ve sair daha hediye etmek istemem. Üstelik bana cezaevinden, bazilari gibi hergün demeç verme firsatini vermeyecekler ve bana karsi, bu demeçleri gazete mansetlerinden, televizyon ekranlarindan her allahin günü yansitacak kadar konuksever davranmayacaklardir.. çünkü söyleyeceklerim hoslarina gitmeyecek; bugün savundugum görüslerden ödün vermeyecegimi bilirler.
Rejim çikarmaya çalistigi af yasasi ile iskenceciyi, vurguncuyu, çeteciyi, katili zindandan ve ceza tehditinden kurtarmak istiyor da, duvarlara yazi yazan çocuk ve gençlere, düsüncesini söyleyen aydina ve bu arada bizim gibi ülkede demokrasi ve özgürlük isteyenlere bu firsati vermek istemiyor. Ama böyle yapmakla ne ülke kârli çikiyor ne de bizim çalismamiz duruyor. Benim ve bir bölüm arkadasimin ülkeden çikisi yaklasik yirmi yil oldu. Ama yurt disinda da mücadeleyi inatla sürdürdük, bizi soyutlamak isteyenlerin heveslerini kursaklarinda biraktik. Bundan sonra da öyle olacak. Dogru seyler yaptigimiz, toplumdan yana, ileri politikalari savundugumuz sürece, kimse bizim Kürt ve Türk halkiyla iliskimizi kesemez, etkimizi önleyemez.
Sonuç olarak, kosullar degismedikçe, benim için dönmek ve böylesi genis, kitlesel, legal bir partinin örgütlenmesine dogrudan katilmak olanagi yok. Ama bu isi yapabilecek insanlar yurt içinde az degil. Yeter ki iyi niyet ve çaba olsun. Biz yurt disindan ve moral planda da olsa onlara destek vermeye haziriz.
Öte yandan, yeni dönemde Kürt yurtsever kesiminin nasil ortak legal bir partiye ihtiyaci varsa, öylesine, sesini duyuracak, istemlerini dile getirecek baska araçlara, günlük gazeteye, radyoya, televizyona ve baska kurumlara da ihtiyaci var. Kanimca Bunlar birbirine bagli. Eger birlik anlayisini egemen kilabilirsek çok sey yapabiliriz.
Yeni dönemde Kürt hareketi olarak biz de anlayisimizi, çalisma yöntemlerimizi yenilemeliyiz. Kürtlerin gücünü, olanaklarini -kadro, kitle ve parasal planda- biraraya toplamaliyiz. Bunun için irili ufakli tüm gruplara, aydinlara görev düsüyor. Herkes üstüne düseni yapmali, katkisini sunmali. Kendi küçük kulübesini kurma, iki evli köyün birinci olma egilimi artik son bulmali. Yoksa on yil sonra da yine ayni seyleri tartisiriz.
Bazilari birligin lafini çokça ediyorlar, ama is adim atmaya geldi mi orada duruyor, ya da isi yokusa sürüyor, bin dereden su getiriyorlar. Biz diyoruz ki iste birlik: Buyrun, gelin legal partide birleselim, dönemin, mücadelemizin gerektirdigi kurumlari hep birlikte olusturalim. Laf etme degil, is yapma zamanidir!
Aralik 1999
Dengê Kurdistan