Makale

Asimilasyon

Ulus devletlerin ortaya çikmasiyla birlikte, sömürü çarki daha hizli dönmeye basladi. Emek-sermaye çeliskisi derinlesti. Emekçiler, kurulu düzene bas kaldirmaya basladilar. Ortaya çikan bu muhalefeti bastiramayan egemenler, emekçilere taviz vermek zorunda kaldilar. Emekçilere tavizler vererek bu muhalefeti yumusatma yoluna gittiler.

Ama çeliskiler ve buna bagli çatismalar durmadi. Avrupali kapitalistler, bu sefer gözlerini üçüncü dünya ülkelerine çevirdiler. Asya ve Afrika’nin yeralti ve yerüstü zenginliklerini talan etmek için, buralari silah zoruyla isgal ettiler. Kaba güçle buralari soyup sogana çevirdiler. Bu talanin belli bir bölümünü de emekçilere aktararak, onlari susturma yoluna gittiler.

Avrupa burjuvalarinin önüne, bu sefer de ulusal kurtulusçular çikti. Bu sefer de dünya kapitalist düzeni emekçilerin önüne, daha ince ama daha etkin bir proje koydular. Bu, bilinç karartan, hedef sasirtan, mazlumlari kendine yabancilastiran asimilasyon projesiydi.

Bu projenin özü suydu. Kendini (irkini, rengini, sinifini, tarihini, dilini, dinini, kültürünü) olabildigince yücelt, ötekilerinkini de olabildigince asagila. Bir efendi-köle kültürü yarat, sömürü çarkini da bu anlayisin üzerine oturt.

Bu asimilasyon projesi sonucunda, efendisinin kendisinden daha akilli, yetenekli, kibar, asil ve yaratici olduguna inanan, efendisinin dininin, dilinin, renginin, kültürünün, kilik kiyafetinin kendisininkinden asil oldugunu düsünen, kendine ait kimliklerden utanan, efendisine imrenen, edilgen, pasifist ve teslimiyetçi bir insan tipi ortaya çikti.

Beyazlar, uygulamaya koyduklari asimilasyon projeleri araciligiyla, Asya ve Afrika halklarini köle durumuna getirdiler. Öyle bir duruma gerildiler ki, Allahlarini bir tarafa atip, efendilerinin Allahina tapmaya basladilar.

Afrikali bir anti sömürgeci asiret reisinin su sözü, her seyi kisaca özetliyor. Bu saygin adam diyor ki ‘Beyazlar buraya gelmeden önce, Afrika bizimdi Incil onlarin. Simdi Afrika onlarin oldu Incil bizim.’

Bununla yetinmeyen sömürgeci beyezlar, Ortadogulu kahverengi gözlü, esmer tenli, kivircik saçli Isa’yi kendilerine benzettiler. Onu beyaz tenli, mavi gözlü, sari saçli göstererek asimile ettiler. Öyle ya! Soylu beyaz irk dururken, Hiristiyan peygamberi hiç Ordadogu’lu olabilir mi?

Sömürgeci beyazlarin vahsetini yazmaya sayfalar yetmez. Ama onlarin önemli bir niteligine de parmak basmak gerekiyor. Avrupa’li beyazlar, isgal ve talan ettikleri ülkelerde yasayan halklarin varligini, dilini, dinini, tarihini inkar etmediler. Onlari yok sayip yok etmeye kalkmadilar. Sadece ülkelerinin zenginliklerini talan ettiler.

Simdi de Kürtlerin durumuna bir göz atalim. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulusuyla birlikte, Kürtlerin varligi, tarihi, medeniyeti, dili ve kültürü yok sayildi ve yok edilmeye çalisildi. Kürtleri asagilayan binlerce fikra türetildi. Yaratilan edebi ve sanatsal eserlerde Kürtler kaba saba, kültürsüz, cahil insanlar olarak gösterildi. Okulda, kislada, sokakta çevrilen sistemaik prepogandalarla bu durum kitlelerin beynine siringa edildi, toplum sürülestirildi. Bunun sonucunda Türk bilim adamlari, akademisyenleri, uzmanlari, ‘Kürt diye bir halk, Kürtçe diye bir dil yoktur.’ diyecek kadar aptallastilar.

Sürdürülen bu sistematik asimilasyon sonucunda, tahsil gören, okuyan, sehirlesen, burjuvalasan Kürtler arasinda kendine yabancilasma orani hizla yükselmeye basladi. Mal, mülk, san, söhret ve ünvan kazanan bu kimseler, babalarinin kasketinden, analarinin salvarindan, ulusal degerlerinden utanir hale geldiler. Kürt olduklari anlasilmasin diye Kürtlere karsi yürütülen yok etme politikalarinin, buna önderlik eden Türk fasitlerinin yandasi ve militani haline geldiler.

Kisacasi asimilasyon, toplumsal gruplarin ve halklarin tarihi, siyasi, kültürel kimliklerine yönelik bir saldiridir, bir insanlik suçudur. Bu igrenç politikalar nedeniyle milyonlarca Kürt anadiliyle okuyamiyor, yazamiyor ve konusamiyor. Milyonlarca kadin çocuklariyla Kürtçe konusuyor. Ama çocuklar annelerine, Türkçe, Arapça veya Farsca cevap veriyorlar. Böyle bir vahset dünyanin neresinde görülmüstür?

Bir konuya daha dikkat çekip yazimi bitirmek istiyorum. Yanyana veya içiçe yasayan halklarin birbirlerinin dilinden, kültüründen, sanatindan, edebiyatindan, törelerinden, mutfagindan, kilik kiyafetinden etkilenmesi dogaldir. Bu iliski içinde zengin ve renkli olan, digerlerini etkiler. Bu de dogal bir durumdur. Buna tabii asimilasyon deniliyor. Biz Kürtler bu tabii asimilasyona degil, yasak, baski, korkutma, sindirme, boyun egdirme politikalarina karsi çikiyoruz.

Her sey apaçik ortada. Kürtler hayatin her alaninda, var olma ve yok olmayla karsiya gelmis bulunuyor. Varligini korumak için, tüm ulusal degerlerini esgüdüm halinde mücadele alanina sürmesi gerekiyor. Bu da ancak ulusal birlikle ve ulusal projelerle saglanabilir.

Yilmaz Çamlibel

Back to top button