Makale

Seçim mi, Tiyatro Sahnesi mi?

Dikkatinizi mutlaka çekiyordur, seçimler tam bir tiyatro söleni gibi. O sahnenin kimi bölümlerine kan da siçradi ama oyuncularin yarattigi heyecan, izleyenlerin bu kani görmesini büyük ölçüde engelledi.

Gerçi o kan, tam bir derin devlet operasyonu olarak Adana ve Mersin´de de akti ama ölüm olayi, Idil’in Xanike köyünde yasandi. HDP´lilerin silahindan çikan kursunlarla yasamini yitiren iki vatandas, Hüda-Par üyesiydi.

Magdurlar „bizden’ degilse olay insan haklari ihlalleri kapsamina girmez. Zaten bu yazinin amaci da seçim sahnesinde oynanan drami degil, mizahi, hatta kara mizahi anlamaya çalismak…

Örnegin seçim sahnesinde kurulan, ama bir türlü ilan edilmeyen su „kutsal ittifak’i…’

Daha 2-3 yil önce „paralel devletin’ denetiminde yapilan, simdiki adiyla HDP´li binlerce siyasetçinin magdur edildigi meshur KCK operasyonlari…

Bugün cemaat, basini ve olanaklariyla tüm enerjisini HDP´nin baraji asmasina harciyor.

Ya bu Ergenekon cephesine ne demeli? Bunca köy yakmalarinin, onbinlerce faili meçhulün ardindaki zihniyet, bugün „Cumartesi Anneleri’nin kadersiz çocuklarinin yakinlariyla ayni meyanlarda bulusuyor.

Hürriyet gibi „Beyaz Türkler’in sesi, bu ülkenin „kapkara çocuklarinin’ sesine katilmis.

Aman ne kadar güzel…

50 bin insanin hayatini kaybettigi kirli bir savasin derin travmasi birkaç günde unutulmus, herkes birbiriyle kucaklasiyor…

Bu rüya hiç bitmese keske…

Keske 8 Haziran günü HDP yeniden „terörist örgütün’ temsilcisi olarak görülmese!

Tabii HDP de bugün seçim maydanlarinda gösterdigi „demokratik performansi’ baraji asamamasi durumunda da gösterse ve „Amed’i, pardon „Diyarbakir’i 50´ye yakin kisinin öldügü 7 Eylül´deki Kobanê günlerine çevirmese…

Eh, ne de olsa sadece seçim maydanlarinda atilan heyecanli nutuklarla demokrat olunmuyor…

„Tabii ki çevirmez!’ diyenleri duyar gibiyim. Hatta HDP, „samimiyet sinavini’ basariyla vererek „Türkiyelilesme’ idealinin geregi olarak bati kentlerindeki meydanlarda tasidigi Türk bayraklarini Diyarbekir´de de dalgalandirsa!

Öyle ya bu „hepimizin bayragi’ degil mi?

Yoksa Diyarbekir Misak-i Milli sinirlari içinde degil mi?

Yoksa Diyarbekir „Kuzey Irak’in bir kenti mi?

Öyle bile olsa gerilla komutani Duran Kalkan´in dedigi gibi „Kürtler Erbil´den yönetilemez!’ Kobanê olamayacagina göre Ankara, Sam, Bagdat ya da Tahran olmali.

Sahi, bu iste bir gariplik yok mu?

Binlerce silahli insan, son derece hasas bir „baris süreci’nin akibetine bagli olarak tetikte bekliyorsa kim kandiriliyor o bayraklarla?

Baraji, oylariyla asmaya çalistiklari Türkler mi?

Yoksa soruldugunda hemen „taktiktir hewal hele bir baraji asalim da…’ diyen sartlandirilmis Kürtler mi?

Yoksa her ikisini mi?

Hersey bir yana da bir ülkenin bayragi o ülkenin diger vatandaslarina, seçmenlerine karsi neden kullanilir?

Bu ülke isgal atinda mi?

Bir ülke isgal edildiginde bayragini tasiyacak cesareti olanlar, genellikle onu seçim meydanlarinda kullananlar olmayacaktir.

Bu bayrak fetisizmi neyin çabasi?

Yoksa silahli kalkismanin bu ülkeye yapilan ‘ihanetin’ bir itirafi mi?

Hangisi dogru?

30 yildir verilen savas dogru idi ise bu milliyetçi sov´lar niye?

Yok aksi ise bizzat listelerinizi hazirlayanlara neden sormuyorsunuz beyler, o silahlari hala neden tasiyorlar?…

Ziya Laçin

Back to top button