Yemekten sonra
Bir noktada (galiba sondan üçüncü sirada), ben de söz alip, bilmem, belki 20 dakika kadar konustum. Ana fikirlerim [yer yer köseli parantezler içinde simdi eklediklerimle birlikte] satirbaslariyla sunlardi: (1) Dünya durumu ve özellikle Ortadogu’nun hali düsünüldügünde Türkiye’nin içi ve çevresindeki, PKK ve ISID’den kaynaklanan siddet süreçlerinin kolay kolay sona erecegi yok. Epey bir süre bu olaylarla, terör eylemleriyle, savas ve ölümle içiçe yasamak zorundayiz.
(2) Benim bunlardan herhangi birine, nihaî çözüm anlaminda önerebilecegim bir çözümüm yok [ayni sekilde, yillar boyu Ermeni sorununun da nihaî çözümü nasil ve nerede olur, bilmedigimi ve ayrica çok da ilgilenmedigimi ifade etmistim]. Kafami daha çok sürecin kendisi kurcaliyor. Önümüzdeki dönem boyunca, Türkiye toplumunun kendi durusu ve iç yasantisinin nasil olmasi gerektigini düsünüyorum.
(3) Bu konuda genellikle kullanilan bir formül, ‘terörle mücadelenin özgürlük ve demokrasiye, hukuk devletine zarar vermemesi.’ Bana bu yetersiz gibi geliyor. Özgürlük ve demokrasiyi, su veya bu ölçüde zarar verilecek veya verilmeyecek, son tahlilde edilgin ve türevsel bir paket gibi degil, aktif bir unsur, en büyük varligimiz ve güç kaynagimiz gibi düsünmek gerektigi kanisindayim.
(4) Bunun çok önemli bir parçasi, toplumu sürekli germemek ve gerginlik yasatmamak olmali. [Zaten geriliyoruz, ister istemez. Ama özellikle AK Parti liderligi, ne kadar zor olursa olsun, gerginligi siyasete tasimamaya özen göstermeli. Savas ve terörle birlikte toplum, olabildigince yumusak iliskiler içinde hayatini sürdürebilmeli. Ara zemin, zit uçlar tarafindan ezilip yokedilmemeli. Kamusal alan, sert, hasin ve kahredici söylemlere bogulmamali.]
(5) Hükümeti ve cumhurbaskanligiyla AK Parti [ya da kim olursa olsun herhangi bir iktidar], sirf ‘öz gücü’yle bu mücadelenin üstesinden gelemez. Çok genis ittifaklara ihtiyaç var. Bununla, dar anlamda partiler-arasi ittifaklari degil, üstüste binip örtüserek sivil toplumu ilmek ilmek ören ve kucaklayan sosyal ittifaklari kastediyorum.
(6) Madalyonun diger yüzünde, hedef daraltmak yer aliyor. Hükümet ve cumhurbaskanligi için, mücadele hedefini mümkün oldugu kadar dar tutmak; tersten söyleyecek olursak, [karsitimin müttefikinin müttefikidir diye] habire hedef genisletmemek [geçici olaylara kapilip yan pistlere girmemek ve yeni yeni cepheler açmamak], son derece önemli. Bazi yan olgular karsisinda, çok büyütüp maksimize yerine, küçültüp minimize edebilmek lâzim.
(6a) Bu hatânin tipik bir örnegi, su 1128’ler bildirisine gösterilen asiri reaksiyondur. Ben kendi yazilarimda zaten açik açik belirttim. Siyasî açidan, bu bildirinin içerigine son derece karsiyim. Daha önce, kabaca Angela Merkel’in ziyareti sirasinnda ortaya çikan, benzer ama çok daha az imzali baska bildiriler de vardi. Onlarin da hemen tek amaci, Türkiye’yi uluslararasi kamuoyuna sikâyet etmek ve bir sekilde dis müdahelelere dâvet çikarmakti. Ben o zaman [20-23 Ekim 2015’teki çesitli yazi ve demeçlerimde] ‘neo-mandacilik’ demistim; bu kanaatimin yaninda duruyorum. Simdi burada da [benden önceki konusmacilar tarafindan] belirtildi; aslinda çok daha sistematik biçimde yapilan, hakikaten bir soykirim isnadidir. [1915’te Ermenilere yapilan simdi Kürtlere yapiliyor demek isteniyor; güvenlik güçlerinin, PKK’nin silâhli kent-kasaba isgallerine karsi verdigi mücadele, böyle hazir bir sablona oturtulmaya çalisiliyor.] Gerçek disi buluyorum; bir yalan söylendigi veya yalana âlet olundugu kanisindayim.
(6b) Buraya kadar hemfikiriz. Öte yandan, bu bildiriyi imzalamanin suç teskil ettigi noktasinda, imza sahiplerine karsi savcilarin, polisin, YÖK’ün adlî-idarî sorusturmalarla harekete geçmesinde, bu tür yaptirimlar için bizzat siyasî liderlerin çagrida bulunmasinda hemfikir degiliz; ters düsüyoruz. [Bu, imzacilarin siyasî fikirlerinin yanlisligindan hareketle kendi alanlarindaki — bir kismi için sahsen bildigim, tartisilmaz nitelikteki — bilimsel, akademik degerlerinin kötülenmesi için de geçerlidir.] Bir kere bu bildiride, ne kadar kötü, yanlis ve dezenformatif olursa olsun, suç yok. [Nitekim ceza hukuku açisindan hiçbir sey yapil(a)mayacaginin, toz duman yatisinca ortaya çikacagini saniyorum.] Sonuçta, bildiri prensip olarak düsünce ve bilim özgürlügü alanina giriyor mu, evet, giriyor. Ikincisi, iktidar açisindan ne oldu, isi bu mecraya dökmenin sonucu? Konu çok ama çok büyüdü; minimize edilecegine maksizmize edildi; yeni bir cephe açildi; düsünce özgürlügü sorunu, orijinal bildirinin içerik elestirisinin önüne geçti; hükümet ve Türkiye bu açidan yara aldi. Bu örnekten hareketle, [geçmis, bugünkü ve gelecek] hedef genisletme hatâlari üzerinde düsünmek gerektigi kanisindayim.
(7) Sonuçta bütün bunlari, bir de ‘dar’ veya ‘genis’ çizgi sorunsalina baglamak istiyorum. Malûm; politikada ‘çizgi’ sorunu diye bir sey var. Partilerin, hükümetlerin, iktidarlarin izledigi bir siyasî çizgi olur. [Hem bir genel çizgi olur, hem de tek tek bir yigin konuda birer özel çizgi olur. Kuskusuz burada genel çizgiden söz ediyorum.] AK Parti’nin bundan böyle ‘dar’ bir çizgisi mi, ‘genis’ bir çizgisi olacak? [Diyelim ki bir yandan hedef daraltmak, diger yandan en genis ittifaklari kurmak istiyorsunuz.] Kendi açinizdan, dostla düsmani ayirdetmek için sadece birkaç temel kistasi mi esas alacak ve böyle ‘genis’ bir çizgiden hareketle olabildigince kucaklayici mi olacaksiniz? O zaman insanlarin barisin ve demokratik mesruiyetçiligin yaninda durmasi görece kolaylasacaktir. Yoksa iyice kili kirk yaracak [deyim yerindeyse, salami çok ince dilimleyecek]; dostluk hâlesinin kistaslarini habire çogaltacak [ve bu temelde gerilimi arttiracak]; bütün bu ölçütlerin belirledigi ‘dar’ çizgiye uyamayan insanlarin, barisin ve istikrarin yaninda yer almasini giderek zorlastiracak misiniz?
* * *
Arada çesitli somut örnekler de vardi ama onlari geçiyorum simdilik. Üs asagi bes yukari bunlari söyledim; diyelim ki arti/eksi yüzde 10 hatâ payiyla, buna benzer bir seyler söylemek istedim ya da söyledigimi saniyorum. Her neyse. Cumhurbaskaninin dâveti olmasaydi da bunlari içeren bir dizi yazi yazmayi tasarliyordum Serbestiyet’e. Söylediklerim de o taslaklardan derlenmis bir özet gibiydi. Simdi belki bir hafta boyunca, yukaridaki fikirleri ayrintilandirmaya çalisacagim.
Serbestiyet
Halil Berktay