1994’e mi dönüyoruz?
Kürt meselesinin geldigi siddet evresinin sorumlularini arka arkaya nasil siralarsiniz?
Önce sorunun yasal ve yetkili çözüm mercii olan devletten baslayabiliriz. Kaçirilan eklemlenme/entegrasyon firsatlari, çözüm sürecinin eksik ve agir kurgusu, Kürt meselesini yeniden asayis nesnesine indirgeme tercihi, siyasi iktidarin sorumlulugunu, bu semadaki yerini ortaya koyar.
Ancak sema tek aktörlü degildir.
Bu semada HDP kendisine ön siralarda yer bulur.
HDP’ye düsen sorumluluk Kandil’in askeri mantik ve ihtiyaçlarini ‘siyasi’ bir renge büründürmesidir. ‘Demokratik siyaset’ yerine, ‘çatisma siyaseti’nin sözcülügüne ve tasiyiciligina soyunmasidir. ‘Güvenlik tedbirlerinin katliam politikalari, hendek siyasetinin halk direnisi’ olarak tanimlamak, hükümet ve meclise Kandil’in beklentilerini tasimak, bu çatisma siyasetinin önde gelen unsurlaridir.
7 Haziran seçimleri sonrasi, Kandil HDP’ye Kürt hareketinin bagimli ve alttaki bir parçasi oldugunu ve görevlerini yüksek sesle hatirlatmis, HDP’liler de bu hatirlatmanin geregini yerine getirmislerdir.
Bir süre önce Demirtas’in yaptigi, sivillerden çok eylemcilere yönelik bir kurtarma girisimi kokan Sur’daki güvenlik ve çatisma alanina kitlesel yürüyüs çagrisi bu açidan son tipik örnektir. Kaldi ki daha sert örnekler de var. HDP’li belediyelerin çatisan eylemcilere destek veren tutumu, belediye araçlariyla tasinan mühimmatlar, hatta basbakanin iddiasina göre bir milletvekili arabasinin bagajinda eylemcilere götürülmek üzere bulunan ve yakalanan silahlar, çatisma alanindaki vahset ve sefalet görüntülerinden daha az anlam tasimaz. Özetle Haziran seçimlerinde yüzde 13 oy olan HDP, arzu edilenin aksine, gerek eylem gerek söylem düzeyinde, siyasi çözüm hattindan uzaklasan bir rota izlemistir.
Ancak semadaki asli sorumlu hakim Kürt hareketinin silahli unsurlaridir. Bu sorumluluk, Rojava’daki gelismeler, Kandil’in Iran-Rusya-ABD’yle iliskiler üçgeninde Türkiye ve Suriye topraklarini içeren, kendi denetiminde bir Kürt alani projesine hiz vermesi, çatisma politikasi devreye sokmasi, siyasete ise bunun mesrulastirma islevini biçmesi üzere kuruludur. HDP ise, bu politikalarin bagimli bir uzantisidir.
Ancak öykü ve HDP’nin bu öyküdeki islevi bunlardan ibaret degil.
Hakim Kürt hareketini temsil eden bu siyasi parti, Türkiye’nin 81 ilinin 12’sinde belediyeleri elinde tutuyor. 11 ilde yüzde 50’nin üzerinde bir seçmen çogunlugunu temsil ediyor. Bu sosyolojinin, bu temsil gücünün isaret ettigi duyarlilik ve talepler, ne ‘asayis, terör, siddet’ kelimeleriyle, ne de ‘Kürt hareketinin çatisma siyaseti tercihiyle’ açiklanabilir.
O zaman sorular sunlardir:
Kürt hassasiyetinin belirleyici oldugu siyasi ve toplumsal alan her geçen gün derinlesirken, Türkiye bu gerçek karsisinda ne yapacaktir? Bu gerçegi dikkate alan bir yeni sözlesme, yeni denge, yeni okuma nasil mümkün olacaktir? Bu derinlesme AK Parti’nin son 13 yillik politikalarina, iddialarina, bölgede çogunlugu temsil etmesi gerçegine ragmen yasanmaktaysa, sorunun hizmet ve asayis politikalariyla buharlasmasi iddialari bir bos sözden ibaret degil midir?
Bunlar, hendek siyasetine, HDP’nin siyasi sorumluluguna vurguyla geçistirilemeyecek sorulardir.
Son günlerde AK Parti, MHP ve cumhurbaskanligi kuvvetli bir sekilde HDP’li milletvekillerinin dokunulmazliklarinin kaldirilmasini talep ediyor. Cezalandirma, siyasi alani daraltma, asayis mantigi etrafindaki algiyi pekistirme egilimi öne çikiyor.
Türkiye ‘Genelkurmay Baskani’nin ‘mecliste terörist var’ dedigi, dokunulmazliklarin kaldirildigi, milletvekillerinin yaka paça tutuklandigi 1994 kosullarina, 22 yil öncesinin politikalarina geri mi dönüyor?
Yukaridaki sorulara verilen yanitin ürettigi politika buysa, ülkenin basi gerçekten belada demektir
———————————-
Yeni Safak-5 Mart
Ali Bayramoglu