Karisik Isler

Insan- doga, insan- insan iliskileri zanettigimizden daha karmisik ve çaprasiktir. Bilimsel yöntemleri kullanmamamiz halinde, bu karmasa içinde yolumuzu bulmamiz ve sorunlarimizi çözmemiz mümkün degildir. Bunu, yasadigimiz alani küçülterek ve oraya yogunlasarak yapabiliriz.
Örnegin, dünyamizin küçücük bir köy oldugunu, bu yerde sadece 101 insanin yasadigini hayal edelim. Bu küçücük yerlesim biriminin altinda kömürle demir cevherinin, yerüstünde ise bir tencere imalathanesinin bulundugunu düsünelim. Dogaldir ki ekonomik, sosyal ve siyasal çarkin dönmesi için, bu insanlardan birisi kapitalist, diger yüz kisisi ise, emekçi olacaktir.
Kapitalist kisinin kurdugu tezgah nedeniyle, emekçiler yeraltindaki demir ve kömür cevherini yerüstüne çikarir. Kömürü yakar. Demir cevherini potanin içinde eritir. Bu erigiyi tencere kalibinin içine döker. Sonra bu tencereyi kalaylar. Sonra da satilmak üzere piyasaya sürer.
Peki, bu tencerenin fiatini kim belirleyecek ve kim piyasaya sürecek? Elbette ki bu isi kapitalist yapacaktir.
Bu isin ham maddesi olan kömür ile demir cevherinin sahibi (insanin inancina göre) ya Tanridir ya da doga. Bu iki varlik da, bu ham maddeler için kimseden para istemezler. Bu durum karsisinda, her hengi bir mamul maddenin piyasa degeri dogal olarak, ona sarfedilen emek olacaktir.
Simdi gelin bir hesap yapalim. O ülkede yasayan her isçinin günde 10 tencere imal ettigini, her tencerenin 5 euroya satildigini kabul edersek, her isçi günde 50 euro deger yaratmis olur.
Patron, yaratilan bu 50 euronun hepsini o isçiye ödemez. Bu paranin bir miktarina ‘kar payim.’ diyerek el koyar. Örnegin 50 euronun kirkini isçiye verir, kalan on eurosunu da cebine atar.
Simdi, Zurnanin ‘Zirt’ dedigi yere geldik. Bu nedenle konunun iyi anlasilmasi için, biraz daha netlesmeye ihtiyacimiz var.
Malum, emekçiler hem üretendir, hem de tüketen. O nedenle yarattigi degerleri de kendisi tüketecektir.
Çevrilen kapitalist çark nedeniyle, isçiler kazandigi parayla yarattigi degeri satin alamazlar. Örnekte görüldügü gibi, emekçinin yarattigi esyanin piyasa degeri 50 euro, günlük kazanci ise 40 eurodur. 10 lira açik var.
Bu fark, kapitalistlerin emekçilerin alin terinden çaldigi paradir. Iste bu nedenledir ki bilim adamlari ‘Sermaye hirsizliktir, emekçilerden çalinan paradir.’ diyorlar.
Simdi soruna baska bir açidan bakalim. Kurulan kapitalist soygun çarki nedeniyle, bir emekçi günde 10 tencere imal ediyor, ama kazanciyla 8 tencere satin alabiliyor. Peki, artan bu 2 tencere ne olacak? Tabidir ki kapitalistin deposuna gidecek.
Hepimiz biliyoruz ki dünya genelinde kapitalistlerin kurdugu milyonlarca tezgah ve bu tezgahlardan artan milyarlarca mamul madde var. Kapitalistler mamul maddelerin tümünü satamazlarsa eger, cüzdanlari sürekli olarak sismeye devam etmez. O nedenle kapitalist sistemde meydana gelen bu tikanikligi da asmak gerekir.
Bunun iki yolu var. Ya emekçilerin ücretini arttiracaksin, ya da tencerenin fiatini düsüreceksin. Hangi yola gitseniz, patronun kari düser. Buna da patron izin vermez.
Is bu asamaya geldiginde kapitalistler, sistemden meydana gelen tikanikligi asmak için, yeni bir tezgah kurarlar. Ne yaparlar? Artan mamul maddeleri diger ülkelere satmaya çalisirlar. Nasil mi? Lütfen yaziyi okumaya devam edin.
Önce cin adamlardan çesitli heyetler olustururlar. Bu heyetler üçüncü dünya ülkelerini ziyaret ederler. Onlara is birligi önerilerinde bulunurlar. Kendilerine yüzde 20-40-50 komisyon ödemeyi teklif ederler. Sonuçta isi saglam kaziga baglarlar.
Isbirligi önerisini kabul etmeyen ülkeleri de isgal edip sömürgelestirirler. Kurulan bu iliski sonucunda, gönüllü veya zorla isgal edilen bu ülkelerin yeralti ve yerüstü kaynaklarini talan edip kendi ülkelerine tasirlar. Bunlari mamul madde haline getirip yine onlara satarlar. Sanayilesmis ülkeler iste bu nedenle geri kalmis ülkeleri sömürge haline getirmislerdir.
Dünya kapitalist-emperyalist sistemi son üç asirdan beridir, bu soygun düzenini dünya insanlik alemine dayatmis bulunuyor.
Ama, dünya insanlik alemi de bu zorbaliga karsi çikmis, sosyalist devrimler, ulusal kurtulus savaslari baslamis, vahsi kapitalizmi köseye sikistirmaya çalismistir. Sonra ne olmus? Kapitalistler tikanan her kanali asmak için, yeni tuzak projeler hazirlamislardir.
Örnegin geri kalmis ülklere bu sefer mamul madde ihraç etme yerine, sermaye ihracina baslamislardir. Dünya Bankasi, IMF ve bir cümle kapitalist sistemi ‘Ona kredi buna tesvik, ona kalkinma fonu buna Amerikan donu diyerek’ soygun düzenini vira revize ederek, sömürü çarkinin dönmesini saglamislardir.
Bu projelere çarpici bir örnek daha vermek istiyorum. Bilindigi gibi savas sanayi ürünleri, ranti en yüksek alandir. Örnegin bir tankin, bir uçagin biraktigi kar, binlerce tir tencerenin biraktigi kardan daha yüksektir.
Bunun için kapitalist sisteminin aga babalari depolarini, otomotik tüfek, tank, top, tayyare, nükleer ve kimyasal silahlarla doldururlar. Krize girdiklerinde, dünyanin uygun bir yerinde kontrol altinda tuttuklari lokal bir savas çikarirlar. Bunun üzerine yörenin devlet yöneticileri, vatan, millet, Sakarya laflariyla fanatize ettikleri milletleri ve toplumsal gruplari savas alanina sürerler. Onlara silah stokladiklari ambarlarin kapilarini açarlar.
Savas kiskirticiligi yapan devlet yöneticileri, saglik, egitim, çevre, bilim, sanat konularina ayirdiklari bütçelerinin önemli bölümüyle artik silah almaya baslarlar. Depolar bosaldiginda, yani satilacak mal kalmadiginda, kapitalist sistemin baronlari kontagi kapatarak savasi durdururlar.
Simdi yazimin basindaki küçücük köyden çikip dünyaya kus bakisi bakalim. Dünya sermayesinin büyük bir bölümü Kuzey Yariküre’de toplanmis bulunuyor. Güney Yariküre’de ise, sefalet diz boyu. Bunun sonucunda halklar, ülkeler, sinif, din, mezhep, cins, kültür kimlikleri üzerinden girtlak girtlaga gelmis bulunuyor. Tabir caizse, kan gövdeyi götürüyor.
Sonuç olarak diyorum ki, günümüzdeki Ortadogu’da karsimiza çikan kaosa, bir de bu gözle bakmamizda yarar var.
Yilmaz Çamlibel