Makale

Ekonomi-politik

AKP’nin on bes yila yaklasan iktidarinin en basarili oldugu alan ekonomiydi. Sanirim AKP’ye basindan beri siddetle muhalif olanlar da gönülsüzce de olsa bunu dogrulayacaktir. Bu basari kismen daha önceki yapilanlarin bir sonucuydu; ama kismen de dogrudan dogruya AKP’nin basarisiydi.

Türkiye’de siyasî sagin genel seyri için söyleyebiliriz ayni seyi. ‘Kalkinmacilik,’ bu toplumda, sagin elinde yükselmistir. Kimsenin hakkini yemek istemem: CHP’nin ‘tek-parti’ yillarinda uyguladigi ve kendisini olabildigince sevimsizlestiren ‘ilk birikim programlari’ dahi sonrasi için olumlu sayilacak bir birikim yapmisti. Ama ‘spektaküler’ basarilari Menderes’ten Demirel, ondan Turgut Özal devraldi ve zincirin -simdilik- son halkasini da AKP getirdi. Arada, ‘sol’ adina Kemal Dervis’in reformlarini da unutmamak gerekir.

Bu birikim, AKP’den bagimsiz bir süreçte, Türkiye’yi belirli bir ekonomik olgunluk asamasina getirmisti. Onun için, AKP’nin yoktan bir mucize yarattigini düsünmemiz gerekmiyor. Ama herhangi bir siyasî parti bu birikimi çarçur da edebilirdi. AKP iktidari bunu yapmadi: Bir noktada devraldigi ekonomik gelismeyi daha ileri bir noktaya tasidi.

Peki, simdi ne oluyor? Simdi durum böyle degil. Hiç böyle degil.

Vurgulanmasi gereken iki konu var: Birincisi, gelinen asama, durup oturulacak bir menzil, Erdogan’in deyimiyle ‘yan gelip yatacak yer’ degildi. O asamaya gelince bir sonraki asamaya geçmek için gerekli tedbirler düsünülmüs, ‘enstrümanlar’ hazirlanmis olmaliydi.

Bunlar yapildi mi? Hayir, geregince veya yeterince yapildigini sanmiyorum.

Ama daha ileri asamaya siçramak için gerekli enerjiyi stoklamak bir yana, o noktada zorlanmadan durmak için gerekli seyler de saglanamaz oldu. Neden?

Su ‘iktisat’ bilimine eskiden ‘ekonomi-politik’ denirdi. Bu ‘politik,’ ‘siyasî’den çok ‘topluluk’ kavraminin bir türeviydi; ama ‘siysasî’yi de ister istemez içinde barindirirdi ve bu nedenle dogru bir addi; çünkü ‘ekonomik’ dedigimiz bir seyi ‘politik’ dedigimiz seylerden soyutlayamaz, izole edemeyiz. Su günlerde ekonominin girdigi sikintili durumda da ‘politik,’ yani ‘siyasî’ önemli bir rol oynuyor. Bu, Erdogan’in dönüsüm geçirdikten sonra iç ve dis siyasetin tamaminda benimsedigi siyasî kimligin sonucu.

Özellikle Bati’da bir umut olarak görülürken simdi geldigimiz nokta… Kavgali olmadigimiz kimse kalmadi. Bunlardan bir tek Rusya ile yeniden bir ‘modus vivendi’ (birlikte varolma tarzi) bulmus gibiyiz ama bu çok açik bir biçimde Putin’in NATO’da çatlak yaratmak için Tayyip Erdogan’in öfke çikislarina güvenmesi sonucu böyle. Yoksa düsürülen Rus uçagi (o uçagin da ‘masum’ oldugunu düsünmüyorum ama bu baska konu) ve olay üzerine yapilan konusmalardan sonra konunun Putin nezdinde kapanmis olmasina ihtimal vermiyorum. Ayrica, Sanghai Beslisi’nin su anda tepmekte oldugumuz ittifaklari, ortakliklari ikame edecek bir yapisi da yok.

Amerika’da Demokratlar’in kazanmasi durumunda iliskilerimizin hizla bozulacagi kesin gibi görünüyordu. Simdi Trump’in kazanmasiyla durum bu kadar kesin olmayabilir ama Trump gibi bir kisilik (ve burada öfkeleriyle Tayyip Erdogan) söz konusu oldugunda, yarin olaylarin nasil biçimlenecegi belli olmaz. Trump’in ve kadrosunun Islâm’a bakisinin mahiyeti düsünüldügünde, ABD-Türkiye iliskilerinin bu dönemde çok olumlu bir kanalda gelisecegini beklemek fazla anlamli görünmüyor.

Avrupa tarafindan Türkiye’ye baktigimizda ise güçlenen egilimin ‘Bu kadar yeter. Bu adamlarla selâmi sabahi keselim’ egilimi oldugunu görüyoruz. Bunu zaten yillardir böyle söyleyegelmis kesimler var; ama simdi ‘bunu diyenler galiba hakliymis’ görüsü agirlik kazaniyor. Bir yandan da, ‘Biz bu ülkede olanlari sessiz sedasiz seyredeceksek, bizim ‘degerlerimiz, degerlerimiz’ dedigimiz seyler ne olacak?’ diyenlerin sesi yükseliyor. Bunlarin disinda kalanlar ise nezaketle formüle edersek ‘Rasyonel davranmayan bir lider yüzünden bütün bir toplumla iliskimizi kesmemiz dogru degil’ diyenler.

Bütün bunlar Tayyip Erdogan’i mutlu ediyor olabilir. Çünkü kendi konusmalarindan açikça belli oldugu gibi Tayyip Erdogan Bati dünyasindan zerre kadar hoslanmiyor.

Ancak onun bu duygulari ve tavir takinmalarinin sonucunda Türkiye neredeyse üç yüz yildir girdigi ve izledigi yörüngeden çikiyor demektir. Bu, az buz bir travma degil ve olamaz. Bir toplum, böylesinde tepeden inme, karakusi bir biçimde, düsünmeden, konusmadan üç yüz yillik siyasetini çöpe atamaz. Bir tek adamin verdigi kararla böylesine köklü bir degisim serüvenine atilamaz. Bu, Yenikapi’nin doldurma alaninda ‘Vur de vuralim’ diye bagirarak karara baglanacak bir sey degil.

Neyse, uzatmayayim. Kürtlerle varilan nokta, Ortadogu siyasetinde girilen açmazlar, bu saydigim durumlar üst üste geliyor ve ekonomik kriz de bu siyasî durumun sonuçlarindan biri olarak kapiya dayaniyor.

Ekonomide gelinen noktanin dozu yükseltilmis popülist nutuklar ve kafa tutmalarla geçistirilecegi kanisinda degilim. Görecegiz.

Ama on küsur yillik ‘basari hikâyesi’nin vardigi nokta çok düsündürücü.

——————————————————-

T24- 10 Aralik

Murat Belge

Balkêş e ?
Close
Back to top button