Makale

Malvarligina el kondu…

Türkiye bir “siyasî sürprizler ülkesi” haline geldi. Beklemedigimiz, beklemek bir yana, olabilecegini hiç aklimiza getirmedigimiz birtakim olaylar olmadan neredeyse gün geçmiyor. Rusya’nin Büyükelçisi’nin öldürülmesi olayini, olmadan önce, hayal edebilir miydiniz?

Her an, her yerde bir sey olabilir, bir bomba patlayabilir: Nitekim oluyor, patliyor. Bunlar su ya da bu ideoloji ve dava adina hareket eden birilerinin eylemleri. Tanimi geregi “beklenmedik” isler. Ama iyice siklasti. Bizdeki kadar olmasa da, dünyanin baska yerlerinde de benzerleri görülüyor ve eskiden olacagi gibi “çok sasirtici” olmuyor. Dünyanin yeni “normal”i artik “anormallik” üstüne oturuyor.

Gelgelelim, Türkiye’de, sorun yalniz “düsman”larin yaptiklarindan ibaret degil. Burada, devletin ya da hükümetin yaptiklari da insana “Allah Allah! Bu nasil sey?” dedirtir cinsinden. Bir sabah kalkmis, sabah gazetenizi elinize almissiniz ve birden görüyorsunuz ki birilerinin “malvarligina el konmus!”

Böyle bir olayin hiç hazirligi yok denemez. Gözaltina alinan, tutuklanan, isten el çektirilen binlerce insan var çevrede. Kimi zaman sayilar, nicelikler sasirtici boyutlara variyor, bes yüz kisi, üç bin kisi filan diye geliyor “tutuklama” haberleri. Kimi zaman bu muamelelere ugrayan kisileri tanidiginiz için afalliyorsunuz.

Örnegin furyanin basinda Hilmi Yavuz’un sorgulamaya çagrildigini isittigim zaman sasirmistim. Ama simdi “malvarligina el kondugu”nu ögrenince afalladim. Demek “hazirlanmamisim.”

Cumhuriyet gazetesinden o kadar kisinin tutuklu bulunmasini akil alir mi? “FETÖ” diye aylardir içeride tutulanlari, Sahin’i, Mümtaz’er’i vb. sindirmek mümkün mü? “Subliminal Altanlari” ya da PKK’li Asli ve Necmiye’yi hangi akil alir- eger gerçekten “akil” ise?

Bu liste böyle uzar gider. Türkiye bir açik cezaevine döndü. Yeni hapishaneler yapiliyor, var olan hapishanelerde yeni tikilacaklara yer açmak için adi konmamis “af”lar uygulaniyor, yeni (“en büyük” sifatli) mahkeme salonlari yapildiginin haberlerini dinliyoruz, okuyoruz. Ama ne kadar büyük olursa olsun, salonlarin alamayacagi sayilarda insanlar buralardan geçirilmek üzere kuyrukta bekliyor.

Esad’i Suriye’de barinamaz hale getirmek üzere çesitli eylemler yapip sonra Esad’in Suriye’nin basinda kalmasinin “garantör”ü olmak gibi olaylarin sasirticiligi da ayri hikâye.

Türkiye’nin gidisi, “binmisiz bir alâmete…” tekerlemesine fazlaca benzemeye basladi. Nevrotik bir tempoda, döke saça, kira döke gidiyoruz. Bu gidisin açtigi deligi o anda elimize geçen bir nesneyle tikamaya çalisiyoruz ama o nesneyi oldugu yerden çekip alinca arada da baska bir delik açmis oluyoruz. Böylece, su ani kurtarmak için yaptigimiz her sey, iki gün sonrasina, iki ay ya da iki yil sonrasina, bir “sorunlar yigini” biriktiriyor. 15 Temmuz’dan bu yana polisle, savciyla basi derde giren, karakusi gerekçelerle kendini hapiste bulan ya da isini kaybeden binlerce kisi yarin öbür gün sözgelisi Avrupa Insan Haklari Mahkemesi’nde hak aramaya, hakkinin yendigini kanitlamaya basladiginda ne olacak (tabii bütün bu atilan, savrulan insanlarin bos biraktigi yerleri dolduracak yetenek fukarasi kadrolarin verecegi zararlar ne olacak)? Böylesine “partizanlastirilmis” bir yargi kolu ne zaman içinde ve nasil kabul edilebilir bir hukuk içinde çalisir hale getirilir. Yalniz silâhla, gaz maskesiyle degil, tepeden tirnaga “ideoloji”yle donatilan polis devletinin nötr güvenlik gücü olabilir mi bundan sonra? Içlerinden birinin eylemini gördük; o eylemi yapmaya götüren kafa yapisini çözebilmis, anlayabilmis degiliz. Ama temelinde “din, “kutsal bir amaç” yatan bir zihni donanimla hareket ettigi ve girdigi meslegin de bu donanimda payi oldugu görülebiliyor.

Bir mucize oldu, bütün bu olumsuz gelismeler duruverdi, diyelim. Simdiye kadar hesapsizca yapilan bu olumsuzluk birikimlerinin giderilmesi acaba kaç yilimizi, kaç on yilimizi alir?

Hukuktan anlamam. Bu toplumun geçmisinde de hukuk yokluguyla tanidigimiz bir kavramdi. Hukuka aykiri olan yasalari ögrenmek için de bir istek duymadim içimde. Geçmiste böyleydi ama bugün olanlar geçmistekileri birkaç kere katladi.

Su “malvarligina el koymak,” kit hukuk bilgilerimle, bütün bu olup bitenler arasinda en vahim uygulamalardan biri olarak göründü. Bir yerlerden bir “yasal kulp” bulup takacaklardir ama bununla Insan Haklari Beyannamesi’nden, formel demokrasinin temel ilke ve kurallarindan tamamen kopup bir belirsiz keyfilik ufkuna yelken açtigimiz duygusuna kapiliyorum.

OHAL benzeri yasalarin, aslinda, devletin yasa disi isler yapmak için çikardigi yasa oldugunu, söylemeyiz ama hepimiz biliriz. Ama hukuksuzluk, OHAL sinirlarini bile asiyor. “Anormal”in “normal” oldugu bir evreye girdik.

——————————————————-

T 24 ‘ 27 Aralik

Murat Belge

Balkêş e ?
Close
Back to top button