Yeni gergedanlar
Hemen bu noktada, Etyen Mahcupyan’dan aldigim bir bilgiyi eklemek istiyorum. ‘Hrant’la telefon konusmam ve at yarisi konusunda bir detay’ diyor ve devam ediyor: ‘Olaydan yarim saat önce konustuk. Bizim at yarisi kuponlarimiz 50-100 lira arasi seylerdi. Yani onun için bankadan para çekmesi gerekmiyordu. Olay Cuma günü oldu ve hafta sonu kardesleriyle (ve belki baska bazi arkadaslariyla) birlikte yakin bir yerlere seyahate gitme gibi bir planlari vardi. Kardesleri parayi o nedenle çektigini düsündüler sonradan. Hiçbiri para çekecegini bilmiyordu. Çekilen para birkaç bin liraydi.’
Günes’e yayinlatilan hayal mahsulleri çerçevesinde, bu ek veriyi de düsünmek gerekir kuskusuz. Fakat asil mesele su ki, olmadi, tutmadi, kimse atlamadi üzerine. Tersine, beklemedikleri tepkilerle karsilastilar. Kullandiklari gazetenin mevcut itibari ne kadardiysa, onu da yok ettikleriyle kaldilar. Hayretlerini bazi televizyon programlarinda itiraf bile ettiler. Herhalde, su küçük ve mütevazi sitede benim yazmam (Buharin’i anlamak, 17 Ocak) ya da Alper Görmüs’ün ‘son zamanlarda gazetecilik adina girisilen ‘en dibe ulasma’ yarisinda bunu alt edebilecek baska bir performansla karsilasma ihtimalimiz herhalde yoktur’ gözleminde bulunmasi (10 yil önce Dink’in bedeninin yani sira neyi vurmuslardi?, 18.1.2017) degildi canlarini bu kadar sikan. Sosyal medyada dahi zerrece ciddiye alinmamalari, hattâ alay edilmelerinin de ötesinde, asil Islâmî kesimden ve/ya AKP içinden hiç tasvip görmemeleriydi.
Bu noktaya dönecegim. Önemli, çünkü bu ‘tavrin’ (baska ne diyecegimi bilemiyorum) dindar ve/ya muhafazakâr sosyolojiye yaslanmadigina; ideolojik bir temele de oturmadigina; bastan asagi oportünizmden, salt ve mutlak oportünizmden ibaret olduguna isaret ediyor.
Ama iste, belki bu yüzden iyice hirçinlastilar; eli yükseltmeye kalktilar. Gazetenin 20-21 Ocak mansetleri ve birinci sayfalarini da bu essiz bulusa, bu çok önemli (!) konuya hasrettiler. Ilkine ‘Beyaz bereli enteller’ basligini koydular. Bunu, Taraf’in bir zamanlar Hrant’in ölüm yildönümü anmasina beyaz bereler giyerek gelen trafik polisleri için attigi ‘Beyaz bereli devlet’ mansetinin karsisina diktiler. Bu sefer söyle bir senaryo kurguladilar: Zaman gibi Taraf da her zaman yüzde yüz Cemaatçiydi. Bu da her zaman biliniyordu (güya saflar simdi gibi ayrismisti ve her sey bu kadar netti). Hal böyleyken Etyen Mahcupyan hep Zaman’da yazmaya devam etti. Yani Gülenciydi yani Cemaatçiydi yani FETÖ’cüydü (bunlarin hepsi esit, gözlerinde). Simdi biz Mahcupyan’i teshir ettik. Bunun üzerine ‘beyaz bereli enteller’ (yani eski Taraf’çilar) Etyen’in yardimina kostu. Neden? Tabii hepsi eski ve gizli FETÖ’cülüklerinden. Ayni kötülük yuvasina mensup olduklari için.
Bu kadar süflî seyler. Buyrun, inanin inanmak istiyorsaniz. Tuncer Köseoglu ilkine hemen ayni gün agirbasli bir cevap verdi gerçi (10. Yil, 20 Ocak). 2010’lara gelinceye kadar en basta AKP’nin Cemaat ile ne kadar içli disli ve siki fiki oldugunu; o zaman, bugünün en hizli ve en militan anti-FETÖ’cüleri dahil kimsenin kafasinda FETÖ diye bir sey olmadigini; Taraf’in o gün nasil bir demokrasi mücadelesi verdigini ve bunun meyvelerini de AK Parti’nin topladigini hatirlatti. (Saflarin berraklasmasi sürecinde Etyen’in Zaman’dan, 22 kisi olarak biz ‘eski Taraf’ yazarlarinin ise Taraf’tan nasil ayrildigimizi da ekleyebilirdi.) Eski Taraf’in son genel yayin yönetmeni, AKP’ye ve Çözüm Süreci’ne düsmanlik politikalarina direndigi için tasfiye edilmek istenen (ve nitekim istifaya zorlanan) Oral Çalislar, Sen olsaydin Hrant (21 Ocak 2017) seslenisinin sonlarindaki ‘Her karardan önce mutlaka danistigin can dostun Etyen ‘e de (Mahçupyan) iftiralar atiyorlar son günlerde’ cümlesiyle, Posta ve Serbestiyet sayfalarinda gerçekleri yerli yerine oturttu.
* * *
Ama bir bakima en agir yanit, üstelik de Günes ve Etyen Mahcupyan konusuyla dogrudan ilgili olmadigi halde en agir yanit, bambaska bir yerden — AKP içinden ve Erdogan’a gönül vermis bir damardan geldi. Ben Buharin’i anlamak’ta ‘söz düzeyinde, kelâm düzeyinde psikolojik terör estiren’ bir klik veya çeteden, dur durak bilmeksizin sürekli saldiran bir tür ‘cehennem makinesi’nden söz etmistim. Yeni Safak köse yazarlarindan Ismail Kiliçarslan’in 21 Ocak’ta Çok bunaldik be reis basligi altinda dile getirdiklerinin yaninda, çok hafif kaldi dogrusu bu nitelemelerim. Nelerden bunalmis Kiliçarslan, tek tek sayiyor. (1) Kendini kelepçeyle Meclis kürsüsüne baglayan CHP’li kadin milletvekili (Aylin Nazliaka) hakkinda ‘seks içerikli, derili merili’ espriler yapmayi ‘uygun’ bulan adamla ‘ayni kafada, ayni safta, ayni mahallede sanilmak’ istemiyor örnegin (sanirim twitter’dan ‘Aylin Nazliaka’nin kelepçe fantezisi. Bi dahaki sefere deri giysili kirbaçli adami da getirsin yaninda. Çok eglenceli olur’ diyebilen Fuat Ugur’u kastediyor).
(2) ‘Sadece bu kadarcik bir itirazi yükselttigimizde dahi ‘ama biz senin zaten hocaci oldugunu biliyorduk asagilik pis hain’ yaftasiyla yaftalanacak olmaktan’ ve (3) kendi geçmis zigzaglari ‘insandir, degisir’ diye hosgörüyle karsilandigi halde, bugün önüne gelene ‘ama bu adam Gezi’de sunlari yazmisti, FETÖ meselesinde bunlari yazmisti’ diyerek kirpilmis tweetlerden olusan bir seçkiyle’ saldirmalarindan, ‘agizlarindan salyalar akitarak ‘alayiniz hainsiniz, bir tek biz en hakiki öz reisçiyiz’ diyerek terör estirmelerinden’ sikâyet ediyor (bu tanim hükümet medyasindaki bir yigin köse yazari ve televizyon yorumcusuna uyabilir). (4) Ayni dogrultuda, ‘hep çikar, menfaat, kariyer için’ kurduklari iliskiler ve edindikleri mevzilerden, baskalarina ‘senin reise yalakalik yapmaya çalistigini görmüyor muyuz zannediyorsun? Köseye sikistin çünkü degil mi?’ diye satasanlarin varligina dikkat çekiyor.
(5) Söz konusu ”hakiki reisçiler’ tayfasinin’ bütün bu saldiri ve imha emirlerini ‘senden aldiklarini ihsas etmelerinden’ de çok kaygilandigini söylüyor, dogrudan Cumhurbaskani Erdogan’a hitaben. (6) Reina saldirgani Masharipov için, ”öz reisçi’ bir büyük düsünür sunu yazdi’gini kaydediyor (ki galiba bu da Cemil Barlas olmakta): ‘Katil, çocugu ile birlikte yakalanmis. Katili konusturmak için o çocuk da ne sekilde kullanilmasi gerekiyorsa kullanilmali. Ahlâkî sakinca yok.’ Dört yasinda bir çocugun sorguda kullanilmasina, belki (babasinin önünde) iskence yapilmasi ya da iskenceyle tehdit edilmesi imâsina isyan ediyor Kiliçarslan: ‘Ahlaki sakinca yok diyor. Vallahi diyor.’ Ardindan ‘Biz vallahi çok bunaldik be reis’ diye devam ediyor.
Bu satirlardan sonra kim, böyle oportünist, kariyerist, mevzilerine simsiki yapismis, ‘reisçi’ etiketini herkesi yildirmak ve terörize etmek, her türlü dürüst elestiriyi bastirmak için kullanan bir klik, saldirgan bir çete ‘yok’ diyebilir? Kim, bunu bütün AK Parti tabani ve sosyolojisine mal etmeye kalkabilir? Ismail Kiliçarslan dümdüz, bütün samimiyetiyle siralamis, herkesin görüp bildigini. Dogrudan dogruya AKP içi ve çevresinde giderek yayginlasan bir rahatsizligi dile getiriyor.
* * *
Bu satirlari okudugumda, simdi Günes’in geriye dönük olarak seytanlastirmaya kalktigi Taraf’in ilk zamanlarinda yazdigim; ilk zamanlar ne kelime, 15 Kasim 2007’de yayin hayatina atilan gazetenin daha üçüncü haftasinin basinda, 1 Aralik 2007’de yayinlanan bir yazim geldi aklima. Arkaplani hatirlatayim: O zamanlar vesayet rejimine ve ulusalci fasizme karsi mücadele ediyorduk (sahi, bu mücadele sirasinda siz neredeydiniz, Günes mansetlerinin ardindaki çokbilmis zekâlar?). Bagirip çagiran ve her yere saldiran bir ‘laik orta sinif fasizmi’ vardi karsimizda. Akil tutulmasi diyorduk; inanilmaz bir sirayet gösteriyordu bu ulusalci akil tutulmasi. Bana iki dünya savasi arasindaki dönemde demokrasi düsmanliginin hangi isteri nöbetleri içinde, ne gibi irrasyonalist demagojilerle yayildigini hatirlatmisti. Önce 1930’larda fasizm, Eliade, Cioran diye bir makale kaleme almistim, Romanya’daki ‘Demir Muhafizlar çilginligi’na dair bir seyler söylemek için (29 Kasim 2007). Oradan Ionesco’nun Gergedan piyesine geçmis ve ‘gergedanlasmak’tan söz etmistim uzun uzun.
Ise bakin, bunun da neredeyse on yil geçmis üzerinden. Köprülerin altindan çok sular akti; simdi ulusalci degil baska türlü gergedanlar var sahnede. Tekrar edeyim; geçmiste ‘laik orta sinif’ ile simdi ‘muhafazakâr orta sinif’ arasinda degil bu paralellik. Bana kalirsa simdiki dindar ve/ya muhafazakâr kesim geçmisteki ulusalcilardan; simdiki AKP tabani geçmisteki (ve bugünkü) CHP tabanindan çok daha mutedil ve dengeli. Dolayisiyla benim de gördügüm, Ismail Kiliçarslan’in da gördügü, baskalarinin da gördügü bu klik veya çete, sirf tepede, tabandan kopuk bir siyasî olusum. Nasil bazi (solcu) ‘Beyaz Türk’ler gidip Kürt hareketinin, PKK ve/ya HDP’nin tepesine oturdularsa, baska bazi (köksüz, Makyavelist, serseri mayin gibi bos gezip kendine kapi arayan) ‘Beyaz Türk’lerin de gidip AKP’nin tepelerine çöreklenme heveslerini yansitiyor.
Fakat bu kayitla, söylem düzeyinde toptancilik ayni toptancilik. Imhacilik ayni imhacilik. Bagnazlik ayni bagnazlik. Dolayisiyla bilinci teslim etmeme, insanligi teslim etmeme, sürüklenmeme çagrisi da ayni derecede geçerli. Nasil denir; ‘görülen lüzum üzerine,’ aynen, noktasina virgülüne dokunmadan, (sag üst kösesine kendim için düstügüm kayit bilgileri dahil) arsivimde durdugu sekliyle ve o günlere özgü (parantez içinde italikli) bütün göndermeleriyle birlikte, tekrar yayinliyorum.
* * *
yazilis : 25 Kasim 2007
yayinlanis : Cumartesi, 1 Aralik 2007 (6)
Ulusalcilik ve ‘Gergedan’
Halil Berktay
Sürüklenmeyenler de vardi.
Bükres Üniversitesi’nde üç arkadas : Eliade, Cioran bir de Eugene Ionesco. 1928-33’te Fransiz Edebiyati okudu. 1939-45’te Marsilya’daydi. Savas bittiginde Paris’e döndü. Samuel Beckett’la birlikte, absürd tiyatrosunun basini çekti. 1960’lar rönesansi, Jack ya da Boyunegme, Kel Soprano, Kral Öldü, Iskemleler gibi eserlerini sahnelerimize tasidi.
Ancak Gergedan baskadir. Bireyin durusu ve ahlâkî sorumluluguna dair bazi derin uyarilari içerir. Eliade ve Cioran’in nasil fasistlestigini daha önce anlatmistim. Eliade hep gizledi bunu. Cioran sadece Demir Muhafizlara destek vermesinin degil, daha genel olarak milliyetçi fikirlerinin de özelestirisini yapti. Örnegin 1972’de, ‘bir dalgaya kapilip sürüklenmenin ne demek oldugunu anlamis bulunuyorum’ diyordu.
Ayni dalganin piyesini yazmak Ionesco’ya düstü. Gergedan: iri gövdeli, kisa bacakli, kalin derili, küçük gözlü, hayli miyop bir hayvan. Ansizin panikler, bir-iki ton agirligiyla boynuzunun dikine son hiz kosturur. Sonra durur, ne yaptigini unutur, otlamaya devam eder. Derken gene dellenir ve dörtnala baska bir yöne gider.
Küçük bir Fransiz kasabasinda gergedanlar zuhur eder. Önce biri geçer caddeden, sonra biri daha. Kafede, kaldirimda, manavda sohbet edenler hayretler içindedir: dogru mu gördük acaba ? Bir kedi ezilmistir üstelik; gene de Mantikçi, bunun ‘mümkün olmadigini’ ispatlar. Bürokrasiyi temsilen Botard, olayi toptan inkâr eder. Derken biri hükümet binasina girer — ve Madam Boeuf, kendisine dogru sefkatle bögüren kocasini tanir. Itfaiyeden haber gelir: bu sabah 7, simdi 17, pardon 32 oldular. Dairedekiler yangin merdiveniyle kurtarilirken Botard agiz degistirir: ‘Ben biliyorum, sorumlularin kimler oldugunu. Hainlerin adlarini. Beni aldatamazsiniz. Suçlulari açiklayacagim.’ (Cemil Çiçek tipi adalet bakani.)
Ionesco’nun saf, iyimser, otobiyografik karakteri Bérenger, arkadasi Jean’in gergedanlasmasina tanik olur. Süper-konformist Jean’in sesi kariklasir; agriyan alninda, içinden boynuz çikacak bir sislik belirir; derisi yesillenir; bir yandan da terslenip durur: Yok! Istemiyorum dostlugunu! Nefret ediyorum herkesten! Hayir, hiç de degismedim iste! Nereden çikardin, cildimin mesinlestigini? (Nihat Genç kadar öfkeli.) Burasi benim evim; bögürürüm de, hirlarim da, sana ne? (Ya sev ya terk et.) Hem ne olurmus, insanlar gergedan olmaktan hoslanirlarsa? (Yasin Hayal’in düsünce özgürlügü engellenemez.) Biktim bu ahlâk ölçülerinden! Hayatimizi yeni temeller üzerinde bastan kurmaliyiz. Yüzlerce yillik bu medenî degerleri yiktigimizda daha rahat edecegiz. Bana insanliktan söz etme. Hümanizm bitti artik. Neden gergedan olmayayim, ben de önyargilarin kurbaniyim. (Ah ah, hep yanlis bilinen, önyargilarin kurbani olan Türk milliyetçiligi.) Batakliklara! Batakliklara!
Sonra Bérenger’in kendi baskalasma korkusu baslar. Daisy ziyaretine gelir; birbirlerine âsiktirlar. Ama telefondan bögürtü, radyodan bögürtü gelmektedir. Daisy tükenir: ‘Belki hatali olan biziz. Onlardan fiskiran su müthis enerjiye bak.’ (Evet, çok enerjikti gerçekten, çilgin Naziler.) ‘Birer tanri gibiler.’ Bérenger’i o kadar da sevmiyorum, diye diye iner Daisy merdivenlerden. Son sahne: Bérenger tek basina, insan kalma savasi vermektedir. Bogazindan yükselen homurtulari zar zor bastirir. ‘Bir ben kaldim, sonuna kadar da böyle kalacagim. Teslim olmayacagim.’
Gergedan konformizm tehlikesine iliskin somut tarihsel ilhamini Demir Muhafizlardan alir. Bugün de Türkiye’nin kentli orta siniflari böyle bir gergedanlasma sürecinde. Laiklik noktasindan yakalanip da, bir kere ‘diktatörlügün manevî evreni’nde yerlerini alanlar, milliyetçiligi de kabulleniyor, derin devleti de, Avrupa düsmanligini da. Her yerde militer semboller. Saflar çizilmis. Aileler bölünüyor, arkadasliklar kopuyor. Robert Kolej, TED, ODTÜ mezunlarinin web sitelerinde, Türkiye’nin evrensellik atilimindan, özledigi medeniyet degerlerinden, demokratik hosgörüden eser kalmamis.
Insanlar, içinizdeki gergedana teslim olmayin.
—————————————————–
Serbestiyet-23 Ocak
Halil Berktay