Bir “dis politika” basarisi

Bir seyi bozmak, bir seyi yapmaktan, kiyas kabul etmez derecede daha kolaydir. AKP on yil kadar süreyle, Bati dünyasiyla çok olumlu iliskiler kurdu ve sürdürdü. Bati dünyasinin “Islâmiyet’le iliskiler” dagarcigina, daha önce orada bulunmayan ögeler kattigini dahi söyleyebiliriz. Sonra “Reis” bu politikadan vazgeçti ve bu olumlu iliskiler günesin altinda unutulmus bir dondurma kovasi gibi erdi gitti.
Ancak bu, “Yanlislikla elde edilmis bir sonuç” degildi. Örnegin Suriye politikasi gibi, yanlis hesaplara dayanarak atilmis yanlis adimlarin sonucu degildi. Böyle istenmis ve böyle olmustu. Tayyip Erdogan Bati dünyasini terbiye etmeye karar vermisti. Ne var ki, Bati dünyasi, terbiye olmaya ikna edilmis gibi görünmüyor.
Ortada özel bir durum var: Suriye felâketi ve bunun yol açtigi göç. Bu olaganüstü durumdan ötürü Türkiye’nin özellikle Avrupa ile iliskileri de olagandisi bir arazide cereyan ediyor. “Açarim kapilari ha!” politikasinin bir “sürdürülebilirlik” potansiyeli var.
Bati’ya, bu “Ey…” diye baslayan suçlamalarin “hakli” denecek bir dayanagi yok mu? Bence var. Her zaman vardi, ama su son on yillarda, kabaran “popülist fasizm” dalgalariyla, iyice geçerlilik kazandi. Iste Trump, iste Trump’i hararetle destekleyen Avrupali siyasetçiler.
Ama Bati’nin medeniyet, demokrasi, özgürlük alanindaki simdiki bu yönsemleriyle yüzyillarin “müktesebat”ini yan yana koydugumuzda, arada büyük bir fark görüyoruz. Ayrica, tarihe ve topluma analitik bakmayi bilen bir göz simdiki egilimlerin geçiciligi ile bu “kazanim” yigininin kaliciligini ayirt edebilir. Bati’ya karsi AKP cephesinden gelen salvolarin da, güncel egilimlerden çok o “kazanimlar”i hedef aldigini kavrayabilir. Avrupa Birligi’ni reddedip Sangay’da yer aramanin baska ne anlami olabilir?
Nitekim Trump koltuguna oturup gün sektirmeden icraatina baslayinca ABD’de milyonlar sokaga döküldü. Kanada onun bu politikalari üzerine ne düsündügünü belli etti. Britanya’da “Bu adam buraya gelmesin” imzalari spektaküler boyutlara ulasti. Bati’da bunlar olurken Reis’in toz kondurmadigi Suudi Arabistan ve benzeri “Islâm” ülkelerinden çit çikmiyor. Türkiye’den de, simdilik, yalniz “çit” çikti.
Erdogan, Suriye göçmenlerini sinirlari disinda tutmak isteyen Bati’ya karsi “Ey”li nutuklarini atarken de, AKP Türkiyesi’nin Orta Dogu’da güvenli müttefik seçtigi bu ülkelerden gelen farkli bir davranis görünmüyordu.
Bati, modern dünyanin, bu dünyanin siyasetinin, daha pek çok seyin ilk biçimlendigi yer; onun için “demokrasi” ne, “fasizm” ne, birinden öbürüne nasil geçilir, bütün bunlari çok iyi bilir. Dedigim “Suriyeli göçmenler” engebesinden ötürü hos tutmaya, iyi geçinmeye dikkat ediyorlar ama Türkiye’den olumlu bir sey gelmesinden hiçbir beklentileri kalmadi (bu da, onlari zaten düsman ilân etmis AKP cephesini irgalamiyor; bundan da yeni bir “dünya bize düsman” ajitasyonu çikarmaya bakiyorlar). Medyada Türkiye yalniz yeni bir fasizan gelismeye konu oluyor (iste, “Trump’in ABD’yi nereye götürecegini merak ediyorsaniz, Erdogan’in Türkiye’ye nereye götürdügüne bakin” yazisi)
Çok zaman da bir “siyasî mizah” konusuyuz. Iste “Hitler olarak Erdogan” klipleri, iste “en iyi temizleyen deterjan olarak Erdogan” klipleri ve daha birçoklari.
“Bati ile iliskiler” manzumesine son birkaç gündür “Yunanistan’la iliskiler” fasli eklendi: Gene Kardak vb.
Genelkurmay Baskani’nin Kardak’i merak etmesinin ve kendi gözüyle görmek istemesinin temelinde herhalde Yunanistan’a kaçan ve Yunan mahkemesinin de iade etmeyi reddettigi “darbeci askerler” konusu yatiyor. Mahkemenin bu karari üzerine Yunan hükümetinin söyledigi söz, “Mahkeme bagimsizdir. Biz karismayiz” oldu. Türklerin kulagina asina gelecek bir söz. Çünkü, eski günleri bir yana birakalim, su günlerde, AKP hükümeti bütün dünyayi rahatsiz eden tutuklamalar üstüne bunu söylüyor. Basbakan, “Tutuklama olmasa daha iyi ama mahkeme öyle karar verdiyse ne yapalim. Mahkeme bagimsizdir” anlaminda bir seyler söylemiyor mu?
“Suçlularin iadesi” anlasmalari var tabii, ama baska kosullar da var. Iki günde bir insanlara “Idam isteriz!” diye bagirtilan, Cumhurbaskani’nin da “kâgit önüme gelsin, saniye sektirmeden imzalarim,” diye teminat verdigi bir ülke burasi. Böyle seyler dünyada “makable samil” olmaz ama AKP iktidarinin uluslararasi hukuka nasil bagli oldugunun yiginla örnegi var, görüldü. Bu durumda da, “makable samil olmaz” ilkesinin ayaklar altina alinmayacaginin garantisi var mi? Cumhurbaskani, “Bu hukuka aykiri” diyenlere-hele bunlar Batiliysa- iki “ey” çeker, hadlerini bildirir.
Ancak tek sorun “makable samil idam”dan ibaret degil. Bir de “kötü muamele” sorunu var. Yunanistan o adamlari iade ederse burada nasil karsilanacaklarini biliyor muyuz?
Tahmin edebiliriz. Yani “olmuslar”a bakarak, “olacaklar”a dair fikir yürütebiliriz. “Olmuslar” deyince, 15 Temmuz’dan beri televizyona çikarilan darbecilerin görüntüleri ortada. Bu insanlara gözaltinda ya da hapishanede yapilanlara dair birçok söylenti ve tanik ifadesi var.
En son da su “Reina katili.” Adamin kendi “selfi”leri yayimlanmisti. Sonra yakalandigi zaman fotograflari çikti. Ne kadar degismis!
Böyle bir adama sempati duymak için bayagi genis bir mide gerek. Tamam, ama ilke de ilkedir. “Kimseye iskence yapilamaz” denmisse, bunun anlami kimseye iskence yapilmayacagidir. “Kimseye yapilmaz, ama filancaya, falancaya yapilir” diye ilke ya da kural olmaz.
O surati fotografta görünce de, “Bu memlekette birilerine kural disi kötü muamele yapiliyor mu?” diye uzun boylu düsünmenin geregi kalmiyor (15 Temmuz sonrasinin fotograflariyla birlikte).
Tabii o cephe, bu söylenene karsi da, “Yerli ve milli” vaveylalarini devreye sokacaktir.
Bu biçimde “yerli ve milli” olmaya karar vermis bir iktidarla, dis politikada varilacak yer de burasidir. Baska gidecek yer yok.
Islâm adina Bati’yla bozusup Islâm dünyasinda da su noktaya gelmis olmak, büyük bir “dis politika” basarisi olsa gerek.
———————————————
T24- 2 Subat
Murat Belge