Diplomasi yerlerde

AKP simdi “bütün hatlariyla” (denir ya) “referandum” olayina kilitlenmis, gidiyor. Üst yöneticileri öyle, tabani öyle, propagandanin resmî ve gayriresmî ordulari öyle-ve tabii en basta referandumun tek öznesi, Cumhurbaskani. Anketler, anlasildigi kadar, AKP (daha dogrusu Erdogan) için beklendigi kadar iyi gitmiyor. Bu da, olaya gitgide daha fazla asilmaya yol açiyor. AKP baskani öteden beri “kurala uyma” âdetini terk etmisti. Gene öyle gidiyor.
“Referandum stratejisi” simdi Almanya-Hollanda ve muhtemelen ötekiler üzerinden yürüyor. Dis dünya ile gerilimli atmosfer Erdogan’in sevdigi bir atmosfer. Bununla, epey zamandir yatirim yaptigi milliyetçilik hasadini daha kolay biçebiliyor. Ortalik yerde bir “millî dava” olunca, simdi de görüldügü gibi, muhalefeti de arkasina alabiliyor (Türk-isi “çok-partili” rejimin kurallari içinde).
Abdulkadir Selvi dünkü yazisinda tilsimli parolayi vermis: “Içimizdeki Hollandalilar.” Yani, su ortamda Hollanda’ya hak verme cüretini gösteren çikarsa ona hangi silâhla ates edecegimizi bildirmis. O daha sinyali çakmadan Kiliçdaroglu durumu çakti ve Hollanda’ya çakmaya basladi. Ezelden beri alisik oldugumuz “millî galeyan” havasi-zaten “çit” deyince yanar bu millî atesler. Her Türk’e çocukken ögretilir, büyüdükçe de hatirlatilir: “Biz hakliyiz! Her durumda biz hakli oluruz! Sakin ola ki ‘öbürü de hakli olabilir’ deme. Ezeriz, yakariz, öldürürüz!”
Bunu hemen yarattilar.
Olaya bakinca, her olayda oldugu gibi, “yasaklama” tavri hosuma gitmiyor. Hollanda’da sahne alan beygirleri, köpekleri hiçbir zaman sevimli bulmadim (oysa insanlara saldirtmadiginizda ne sevimli hayvanlardir). Özellikle Hollanda’nin gösterdigi “husunet”te gelen seçimin rol oynadigi hemen görülüyor. Orada da popülistler yaris halinde: Hangisi daha iyi koruyacak Hollanda halkini saldirgan yabancilardan?
New York Times International’da bir yazi yayimlandi: Basligi “Mr. Erdogan’in iki yüzlülügü.” Kisa bir yazi ve söyledigi, kisa: Erdogan kendi ülkesinde agzini açip konusacak adam birakmiyor; gazetecileri, yazarlari, aydinlari ve siyaset adamlarini hapishanelere dolduruyor, ayrica referandumda “hayir” propagandasini siddetli bir sekilde önlüyor ve bastiriyor; sonra kendi yapacagi propagandaya izin vermeyenlerin “Nazi” oldugunu söylüyor.
OHAL altinda referanduma gitmekten rahatsizlik duymayan birinin kalkip baska birilerine “Nazi” demesi gerçekten bir hos!
Avrupa ülkelerinin bu konuda daha açik konusmalarini beklerdim. Örnegin HDP önderleri, sözcüleri içeride; disarida olanlar da hangi gün baslarina ne gelecegini bilmiyorlar. Yargi özerkliginin toptan tarihe karistigi bir ülkede, hiç kimse yarin basina ne gelecegini bilmiyor. Almanya, Hollanda, “O salonun muslugu bozulmus” türünden mazeret yaratacaklarina bunu açikça söyleseler çok daha iyi ederlerdi. Almanya bunu çitlatti ama bence o gürültüde bu son derece önemli nokta duyulmadi.
“Sizin kavganizin buraya gelmesini istemiyoruz” demek de bana çok inandirici gelmiyor, çünkü o Türkler zaten oradalar (birkaç milyon Türk, kendi ülkesinde yasamaktansa, bu “Nazi” ülkelerinde yasamayi yillardir ve yillardir tercih etmekte); kavgalarini zaten edecekler ve ediyorlar.
Olanlara nesnel bir gözle bakiyorum; birine hak vermek üzere degil, ne oldugunu anlamak için. Olagan sinirlara sigmayan bir durum yaratildi. Türk tarafi, “Ben gelirim de, konusurum da” tavriyla gerilim yükseltmis olabilir ama özellikle Hollanda’nin gösterdigi siddet de olagan ölçülerde tartilir bir sey degil. Bundan çikardigim, Türkiye’deki AKP iktidarinin, özellikle de bunun basindaki zaten, Avrupalilarin gözünde, ciddi biçimde “tahammülfersa” bir görünüm ve bir anlam kazandigi. Haklidirlar, haksizdirlar, ayrica tartisilir; ama nesnel durumun bu merkezde oldugu görülüyor. Bunun elbette bir tarihi var; ardinda uzun bir tirmanma hikâyesi var. Ama AKP’lilerin referandum sonrasinda “daha fazlasi”nin gelecegini vaad ettikleri “Türk demokrasisi” dünyada böyle degerlendiriliyor.
Su asamada Danimarka da “Lütfen bize ugramayin,” dedi. Baskalari da kervana katilir mi, bilemem, ama su atmosferde Türkiye adina Cumhurbaskani’nin, Disisleri Bakani’nin ve öbürlerinin dile getirdigi seylerin dünyada onaylanmayacagi besbelli. Amerika’da Trump’i da bilemem, ama demokratik Amerikan kamuoyunun bunlari nasil gördügü, nasil dinledigi, örnegin CNN yayinindan belli.
Olaya yalniz referandum çerçevesinde bakildiginda, bu durumun AKP ve baskani için bir dezavantaj olusturdugunu sanmiyorum. Tam tersine, en azindan kendileri bunu bir avantaj olarak kullanma çabasindalar. Bu siddet ve bu celâl daha ileri tarihlerde Türkiye için zarar verecek sonuçlar üretebilir, ama simdi bu sekilde körüklenen milliyetçiligin referandumda oylari “evet”e dogru yönlendirecegi umuluyor. Gördügü her gerilim kivilciminin üstüne elinde suyla degil benzinle kosan Cumhurbaskani da saga sola “Nazi” laflari savurarak durumun tadini çikariyor. Dünya Türkiye’ye düsman, iste görüyorsunuz! Neden düsman? Çünkü Türkiye güçleniyor!
Güçlendigini nereden anliyoruz? Çünkü dünya düsman! Nasil güçlenmis? Bizim iktidarimiz sayesinde! Peki, simdi ne olacak? Biz iktidarda oldukça, evelallah hiçbir sey olmaz!
Böylece, Avrupalilarin yaptiklari is -yapmakla nereye varmak istediklerinden bagimsiz olarak- AKP’ye bir “kampanya malzemesi” kazandirdi gibi görünüyor. Bunun kendileri için faydali oldugunu düsünen AKP yöneticileri böyle düsünmekte hakli mi, degil mi, orasinin anlasilmasina vakit var.
Tayyip Erdogan’in istedigi yetkilerle baskan olmasina yariyorsa, demek ki iyidir, dolayisiyla haklidir.
————————————————
Taraf-14 Mart
Murat Belge