Makale

Atatürkçülük 2017

On bes yillik AKP iktidari Türkiye’de Atatürk’e bakista bazi degisiklikler yapmis olmali. Bunlar ne ölçüde bilinçlilik düzeyine çikmis olabilir, bilemiyorum, ama üzerinde yeniden yeniden düsünmeyi geciktiren birçok kanunun kapisini araladi.

Türkiye bir ‘ikili karsitliklar’ ülkesidir. Bir ucu karaya, öbürünü aka boyar, bunlarla bir halat çekme mücadelesine gireriz. Oysa bu bizi nesnel gerçeklige götürecek yol yordam degildir. Nesnel gerçeklik hemen hemen her zaman arada bir yerdedir.

Cumhuriyet tarihi boyunca, ‘Atatürk’, Atatürkçüler’in elinde, belirli bir yönetim biçiminin mesrulastirma araci oldu; Türkiye tarihinin yüz karasi olan darbelerin hepsi ‘Atatürk’ adina, onun bize gösterdigi ‘yol’dan sapildigi iddiasiyla yapildi. Böylece Atatürk, hiç degilse bir kesimimizin zihninde, demokrasi içermeyen bir rejimin simgesi oldu.

AKP’nin ‘Atatürk-dostu’ bir parti olmadigini biliyoruz. Önde gelen özelligi bu. Bu özelligiyle 2002’de iktidara geldi ve gitmedi. Topluma yukarida özetlemeye çalistigim özelliklere sahip bir ‘Atatürkçülük’ önerenlerin, toplumdan gelen bu cevap üstüne düsünmeleri kanimca iyi olur.

Ancak, on bes yillik AKP iktidarindan sonra, toplumun en az yarisi ‘terörize’ olmus durumda. Bu deneyimler isiginda bakildiginda, Atatürk öncelikle bir rejimin (baskici, otoriter v.b.) degil, bir hayat tarzinin (özgür, serbest v.b.) simgesi olarak ortaya çikiyor. Çünkü Türkiye toplumunun yaklasik yarisinin sindirdigi hayat tarzinin yolunu açan da o, Atatürk. Bu insanlar, ‘Kadinlar yüksek sesle gülmemeli’ diyebilen bir zihniyetin firsat buldugu ölçüde neler yapabilecegini anliyorlar. Ve bu zihniyet OHAL’iyle, susuyla busuyla, o firsatlari yaratmaya ve ‘idealindeki toplum’u kurmaya çalisiyor.

***

Bu ortamda, 10 Kasim arifesinde, AKP’nin bir yerel örgütünün Anitkabir’e insan tasiyacagi haberi çikiyor. Dogal olarak bir saskinlik yaratiyor. Simdi bu ne demek? AKP ‘Atatürkçü’ olmaya mi karar verdi? Bunu, toplumda gözlemledigi yaygin Atatürk sevgisinden ötürü mü faydali ya da gerekli gördü? Yoksa, AKP önderligi kendisi için zorlasan kosullarda ‘derin devlet’le ittifak kurma yolunu seçtigi için mi böyle oluyor?

Verili kosullarda bu sorulara bu sorulara verecegimiz cevaplar sanirim tahminlerden öteye gitmeyecektir. Zaten, AKP önderliginin sürekli yarattigi gerilim kosullarinda son derece oynak bir zemine basmak durumundayiz. Her sey her an degisebiliyor.

***

Öyle ya da böyle, benim söylemek istedigim, bu ‘ikili karsitliklar’ kalibindan kendimizi kurtarmamiz geregi. On bes yildir (ama özellikle 2015’ten bu yana) icraatini gördügümüz bu AKP iktidarina tepki, yaygi biçimde, ‘Atatürk’e baglilik’ olarak kendine ten buluyor. Benim buna itirazim yok tabii, bu baglilik yukaridan asagiya isletilen yapay bir devlet propagandasinin sonucu olmadigi ölçüde. Toplumun Atatürk’ü sevmesinin onu hayirla anmasinin birçok anlasilir nedeni var. En basta da, simdilerde gördügümüz gibi, mümkün kildigi hayat tarzindan ötürü.

Türkiye’de siyasi seçkinlerin vazgeçmedigi ve kolay kolay vazgeçmeyecegi anlasilan kutsallastirmaya itirazim var: ‘Atatürk ‘en hakiki mürsit ilimdir’ dedi; ne büyük önder!’ edebiyati yapan, sonra da memleketin falan kösesinde günes batarken gölge Atatürk’ün profili oluyor diye gidip tören düzenleyen zihniyetten söz ediyorum.

Epey bir yil önde Adenauer Vakfi’nin düzenledigi, Atatürk’ün anmayi ve degerlendirmeyi amaçlayan bir panele davetliydim. Soru faslinda söz alan ve emekli subay oldugunu söyleyen biri, ‘Ana rahminden dogmamis bebegin kafasina Atatürkçülügü kazimaliyiz’ diye bir konusma yapmisti. O bu konusmayi yapmisti, tamam da, o salonda birçok kisi de bunu onaylayarak dinlemisti.

‘Fikri hür, vicdani hür nesiller’ yetistirmenin yolu…

Alternatifi de Tayyip Erdogan’in yetistirecegi ‘dindar nesiller…’ Onlarin neler yapabilecegi de bugünlerdeki yayinlardan anlasiliyor.

Sonuç olarak, tarihin bu asamasindan sonra, ‘Ikili karsitliklar’ kisir döngüsünden çikmanin yolunu bulmamiz gerekiyor. Bunun için de uzun uzun aranmak durumunda degiliz. ‘Bilinmeyen, bulunmayan’ bir sey degil bu. Atilacak ilk adimlardan biri de ‘Kutsallastirma’ yönteminden vazgeçmek. Tarihte ‘elestiriden münezzeh’ hiçbir kisi, kurum, yapi, icraat olamaz. Hele seküler hayat tarzini benimsedigini iddia edenlerin bir noktaya gelince ayin havasina girmeleri çok tuhaf oluyor.

———————————————–

T24-11 Kasim 2017

Murat Belge

Back to top button