BASKIN SEÇIME DAIR

Sevgili okurlar,
24 Haziran baskin seçimi nedeniyle ülkede kiyamet kopuyor. Arkadaslarim ve okurlarim bu konuda neden bir seyler yazmadigimi herhalde merak ediyorlardir.
Özgürlük Yolu Vakfi’nin tanitimi ve yeni çikan kitaplarimin imza günleri nedeniyle düzenlenen toplantilara katilmak için bir ayi askin süreden beri yurt disindayim. Federal Almanya’da yedi kentte (Berlin, Hamburg, Bremen, Köln, Münih, Nürnberg ve Frankfurt’ta) ayrica çevre ülkelerin baskentlerinde (Londra, Paris, Den Haag, Zürih ve Viyana’da) düzenlenen 12 toplantiya katildim, Vakfimiz hakkinda bilgi verdim, dost ve arkadaslarimla sohbet ettim ve kitaplarimi imzaladim. Su anda Stokholm’dayim. Hafta sonu (13 Mayis’ta) da yine böyle bir toplanti nedeniyle Danimarka’nin baskenti Kopenhag’da olacagim.
Tüm bu toplantilar ve kentten kente, ülkeden ülkeye kosturma elbet oldukça yorucu idi. Ama yazmamamin nedeni salt bu degil. Istesem, içimden gelse yine de zaman bulurdum. Ama hem HAK-PAR’in seçimlere iliskin Parti Meclisi kararini bekledim, hem de, dogrusunu isterseniz, bazi konularda yazmaktan yoruldugum için. Aslinda bugün söylenecek seyi daha önce baska vesilelerle belki onlarca kez söyleyip yazdigim için
Bu arada HAK-PAR’in söz konusu 24 Haziran seçimlerine iliskin Parti Meclisi karari belli oldu. Kanimca yerinde bir karar. Ben de onu paylastim. Bu saatten sonra yazabileceklerime gelince, kanimca bunlar tekrar olur. Dengê Kurdistan sitesinin arsivindeki yazilarima baktim. Bunlar içinde özellikle üç tanesi bugün için de tartisilan konularda benim görüslerimi tümüyle dile getiriyor:
1-‘Yanlis Hesap, Çikmaz Sokak’
2- ‘HDP Baraji Geçince Ne Olacak?’
3- ‘HDP Baraji Geçince Ne Oldu?’
Kanimca bu üç yazi bugün de olan bitene cevap verecek türden. Öyle olunca da ne diye bir kez daha uzun uzun diller dökeyim?! Arkadaslarim, dost ve okurlarim zaten bu konulardaki görüslerimi bilirler. Ama merak edenler veya bu yazilari daha önce okumamis olanlar, okuyup da hafizalarini tazelemek isteyenler için onlari ikiser-üçer gün arayla pes pese yayinlayacagim.
Asagida 7 Haziran 2015 seçimlerinden önce yayinlanmis, 29 Nisan 2015 tarihli ve ‘Yanlis Hesap ‘ Çikmaz Sokak’ baslikli yazimi paylasiyorum.
9 Mayis 2018
Yanlis Hesap, Çikmaz Sokak
Kemal Burkay
Sermayeyi kediye yüklemis Türkiye sol hareketinin dis politikasi ABD, iç politikasi ise AK Parti karsitligi üzerine oturmustur.
Birinci ve Ikinci Körfez Savaslari sirasinda Saddam’dan yana tavir almalarinin nedeni budur. Bir bölümünün bugün bile Güney Kürdistan ve Barzani düsmanliginin nedeni de budur.
Yenilgi ve çaresizlik dünyalarinda Kobani onlar için karanlikta bir çoban atesi, bir umut oldu. Ama Kobani tam da ISID zebanileri tarafindan bogulmak üzereyken ABD ve Pesmerge’nin yetisip ISID’i püskürtmesi karsisinda bir bölümü sessiz kaldi, bir bölümü ise, ‘devrim kalmadi!’ diye dizlerini dövdü
Bu toptanci, kolayci, ama kaba bir anlayistir. Marksizm böylesine toptanci anlayislari reddeder, her bir olayin kendi özgül kosullari içinde degerlendirilmesini önerir. Lenin’in ‘Sol Komünizm, Bir Çocukluk Hastaligi’ dedigi tam da bu toptanci, kolayci anlayistir. Kendilerine bir düsman belleyip tüm seytani günahlari ona yükleyenler, belli bir yol ezberleyip hamut takmis gibi yürüyenler, olaylari çok yönlü degerlendiremez, onlarin içyüzüne nüfuz edemezler. Bu tür ezberler düsünceyi bogar.
Bazi kesimlerin 7 Haziran seçimlerine yönelik politikalari da böyledir; AK Parti ve Erdogan düsmanligi üzerine yürüyor. AK Parti hükümet kuramasin, Erdogan baskanlik sistemini getiremesin de ne olursa olsun!
Bazilari AK Parti’den çok rahatsiz olabilir, onun iktidardan gitmesini isteyebilirler; bu haklaridir. Ama AK Parti gitsin de kim gelirse gelsin anlayisi, ‘Esad gitsin de kim gelirse gelsin’ anlayisi gibidir. Erdogan da Suriye sorununa aynen böyle bakiyor
Bu anlayisla Suriye muhalefetine saglanan destegin El Nusra ve ISID gibi zebani örgütlerini güçlendirdigi görüldü.
Dogru politika ‘Esad diktatörlügü gitsin, ama yerine demokratik ve federal bir Suriye olussun’ anlayisidir. Çünkü Suriye, Kürdistan’in bir parçasi, yani Kürtler dahil, dil-kültür ve inanç bakimindan farkli etnik gruplari kapsayan bir ülkedir. Suriye federal bir sistem olmadan demokratik olamaz, özgürlesemez. Biz basindan beri bunu savunuyoruz.
Besbelli bazilarinin demokratik Suriye diye bir derdi yok; federal olmasini, Kürtlerin orada bir statü elde etmesini hiç istemezler. Erdogan da bunu birçok kez dile getirdi.
Peki, 7 Haziran seçimlerine iliskin politikalarini ironik bir sekilde benzer bir anlayis üzerine kuran, ‘AKP gitsin de ne olursa olsun’ diyen kesimlerin demokrasi diye bir dertleri var mi?
Görünen o ki yok. CHP, MHP, HDP; kim gelirse gelsin, diyorlar
Bir bölümü bu anlayisla HDP’nin baraji geçmesi için yanip tutusuyorlar. O sanki AK Parti’ye karsi bir panzehir.
Baraj elbette büyük bir demokrasi ayibi, 12 Eylül rejiminin demokrasinin önüne diktigi duvarlardan biri. Onun çoktan kaldirilmasi gerekirdi.
Ama kitleler ve demokrasi isteyenler için sorun su ya da bu partinin çok milletvekili çikarmasi veya çikarmamasi degildir. Kitleler için önemli olan sorunlarini çözecek olanlarin, ülkeye özgürlük ve demokrasi getirecek olanlarin öne çikmasi, parlamentoya girmesidir. Kendilerini demokrat ve solcu sanan baylar için de öyle olmali.
Peki, kendilerini kitlelerin çok üstünde gören, öngörülü ve bilgili sanan bu garip demokratlar ve solcularin seçimlere iliskin tutumu böyle midir? Hiç de degil.
Is ve ekmek gibi, özgürlük ve demokrasinin elde edilmesi de bir mücadele ve program sorunudur. Onlari elde etmek için öncelikle istemek ve bunun için mücadele etmek gerekir.
AK Parti gitsin, bize dert degil. Biz bazilari gibi daha ilk günden AK Parti’den büyük beklentiler içinde olmadik. AK Parti, bazi olumlu adimlar attigi zaman hiçbir komplekse kapilmadan destekledik. Örnegin TRT-Ses’i açtigi, su irkçi ‘Andimiz’i kaldirdigi, ‘açilim’ ve benzeri çikislarla ‘Kürt sorunu basta olmak üzere-tartisma alanini genislettigi, darbecilere karsi dik durdugu zaman. Yine basörtüsü yasaginin kalkmasi için de destek verdik. Ama yaptiklarini abartmadik, bazi liberal aydinlar gibi ‘devrim’ diye nitelemedik. (Bu aydinlar simdi de ona ‘fasist’ diyorlar). Bazi Kürtler gibi ona umut baglamadik, ‘Erdogan’a güveniyorum, Kürt sorununu o çözecek,’ demedik; Hatta bu tür açiklamalari gerçekçi bulmadigimizi belirttik. (Bunu diyen Kürtlerin de yanilmasi çok sürmedi ve onlar simdi HDP’de adaylar )
Baskanlik sistemine karsi oldugumu, bunun Türkiye gibi demokratik geleneklerin zayif oldugu ülkelerde diktatörlüge yol açacagini, katildigim televizyon programlarinda söyledim ve yazdim. (Bakiniz: Dengê Kurdistan sitesindeki 15 Subat 2015 tarihli, ‘Baskanlik Sistemi Çok mu Gerekli?’ baslikli yazim.)
Gelinen durumda da AK Parti’nin tümüyle tutuculastigi, kendisinden önceki düzen partilerine benzedigi ve artik degisim yönünde sinirli da olsa bir rol oynayamayacagi kanisindayim. Bu nedenle gitmeli. Ülkenin bir degisime ihtiyaci var, aynen 2000’li yillarin basinda oldugu gibi.
Ama yerine kim gelmeli, ne gelmeli? Sorun da iste bu. ‘Yerine kim gelirse gelsin!’ demek öngörülü ve degisim yanlisi insanlarin söyleyecegi söz degil. Bu anlayisla bir fasit dairede dönülüp durulur. Türkiye’nin siyaset tarihi bu fasit daire içinde geçti. Önce CHP gitsin de ne olursa olsun dendi; o gitti DP geldi. Bu kez DP gitsin de kim gelirse gelsin, dendi; yerine 27 Mayis Darbesi geldi. Sonra CHP, AP, 12 Mart ve 12 Eylül darbeleri
Darbeler ve düzen partileri birbirini izledi ve bir sey degismedi.
Bizim bu konuda görüsümüz net: Ülkenin degisime, sorun çözücü bir iktidara ihtiyaci var. AK Parti’nin bunu yapamayacagi belli. Peki, bu degisim CHP ve MHP’den veya onlarin da içinde olacagi bir koalisyondan beklenebilir mi? Onlar Kürt sorununu çözebilir mi, buna yönelik bir projeleri var mi? Buna kimsenin evet diyecegini sanmiyorum.
Ya Alevi sorununu? Aleviler en çok hangi dönemde kendilerini gizlediler, hangi dönemde cem ayinleri yasakti?
HDP baraji geçip parlamentoya girse ne olur? Zaten simdiye kadar parlamentoda degil miydi? 30 yerine 60 milletvekiliyle temsil edilse ne degisecek?
HDP meclise girince AK Parti’nin yolunun kesilecegini sananlar, böyle bir durumda daha büyük bir düs kirikligina ugrarlarsa hiç sasirmasinlar. Zira Bay Serok daha simdiden ‘baskanlik sistemini destekleyebiliriz’ demisken, bu tavrini sürdürmesi durumunda HDP ve PKK içinde buna kimse karsi çikmaz, çikamaz. PKK de HDP de bugün oy toplamak için ettikleri ‘Seni baskan yaptirmayacagiz!’ sözünden yavasça çark edecek ve buna binbir gerekçe bulacaklardir.
Öcalan’in seçim sonrasi tavir degistirmesi bir tek kosulda mümkündür, o da AK Parti’nin hükümet kuracak kadar milletvekili çikaramamasi ve düsmesi durumunda. Ama bu kez de Imrali’ya daha önce oldugu gibi askeriyemiz el koyacak ve Öcalan, bu kez de 180 derecelik bir dönüsle, daha önce oldugu gibi AK Parti’ye atip tutacak, orduya övgü yagdiracaktir.
Böyle bir durumda evet, bazilari Ak Parti’den kurtulmus, muratlarina ermis olacaklar. Peki ondan sonrasi, böylece ne degismis olacak?..
Daha da önemlisi, bazilarinin ‘Kürt Siyasi Hareketi’ diye nitelemekten hoslandigi, düne kadar BDP olan, simdi bazi Türk sol gruplarinin eklemlenmesiyle adi HDP’ye dönüsen bu parti, yillardir Kürt halki için ne istemekte?
Öteden beri iradesini Öcalan’a teslim etmis, yani iradesiz, Imrali’dan gelen direktiflere göre yönetilen, politikasi ve yönetimi bu yoldan belirlenen ‘Kürt Siyasi Hareketi!..’
Öcalan’in da daha yakalandigi gün devletin hizmetine gerdigi, bunu kameralar önünde açikladigi ve o günden bu yana bu açiklamaya sadik kalarak önce Imrali’yi denetleyen askeriyeye, simdi de MIT kanaliyla AK Parti’ye hizmet sundugu bir sir midir?
Iste böylesi bir ‘Kürt Siyasi Hareketi(!)’ Yalniz Kürt halki bakimindan degil, PKK kervanina katilan Türk solculari bakimindan da trajikomik bir durum.
Böyle oldugu içindir ki HDP’nin seçim bildirgesinde ‘ortak vatan’, ‘demokratik ulus’ ve benzeri, Kürt halkina hedef sasirtan, gözlere perde çeken bir 10 madde edebiyati, Bay Demirtas ve Bayan Yüksekdag’in agizlarindan ballandirila ballandirila kamuoyuna sunuluyor. Demokrasi perdesi altindaki bu edebiyat derin dehlizlerde hazirlandi, Öcalan eliyle piyasaya sunuldu ve HDP de bunu gerçeklestirmenin araci
Kervana katilan ve bu isi seve seve yapan söz konusu Türk solcularinin, öteden beri PKK muhibbi olan, bu isten ekmek çikaran bazi Türk aydinlarinin da agzi kulaklarina variyor.
Tabi canim, neydi o ‘Kürt ve Kürdistan edebiyati?!’ Yok bagimsizlik, yok federasyon, yok bilmem ne!.. Simdi Kürtler akillandilar, uslandilar; baksana, Bay Serok’un sagligindan baska bir sey istemiyorlar ‘Üniter Devlet!’, ‘Demokratik Cumhuriyet!’, ‘Demokratik Millet’, ‘Ortak Vatan’, ‘Çesme Ruhu’ filan, fesmekan
Böylece Kürt sorunu tatliya baglanip ne güzel çözülüyor!..
Ama gerçekte çözülüyor mu? Onlara göre ‘çözüm’ olan seyin Kürt halki bakimindan tam bir aldatmaca, bir ‘çözülme’ oldugu açik degil mi?
Belli ki on yillardan beri Kürt halkinin mesru haklarini esitlik temelinde taniyip barisçi bir yasami hayata geçiremeyen bu devlet ve ülkenin kaderine dünden bugüne hakim olan düzen partileri, politikacilar, bugün de ayni yanlis politikayi sürdürmeye çabaliyorlar. Yillardir, zulüm ve katakulli ile peslerine taktiklari Kürtler içinde bir zümreyi ve bir bölüm solcuyu da bu iste kullaniyorlar.
Ama yaniliyorlar. Onlar böylece bir seyi çözemeyecekler. Bu yol çikmaz sokaktir ve yanlis hesap eninde sonunda biryerlerden döner.
Bazilari da baska yol yokmus gibi, çaresizlikle HDP’ye oy vermekten söz ediyorlar
Oysa siyasette çaresizlik olmaz. ‘Baska yol yok’ gerekçesiyle yanlisin ardina takilmak zavallica bir tutumdur.
Insanlar dogru yolu göremiyorsa, yanlis bir yolda yürüyorlarsa, size düsen onlarin ardina takilmak degil, dogru yolu göstermektir.
Dogru yol bugün de vardir. HAK-PAR’in yürüdügü ve kitlelere gösterdigi yol, tam da böylesine dogru bir yoldur. O hem Kürt sorununun esitlikçi çözümünü, federasyonu savunuyor, hem de bir bütün olarak demokratiklesmeyi. Onun, Alevi sorunu, kadin sorunu, emekçilerin haklari, çevre sorunlari dahil, tüm temel konulara cevap veren çagdas bir programi var. Ülkeye barisi ve özgürlügü getirecek olan HAK-PAR’in programidir.
Bugün savasa, çatismaya giden yüzmilyarlari ekonomik ve toplumsal gelismeye yöneltecek olan da böylesi bir programdir.
Bazilari HAK-PAR’in baraji asma sansi yok ve ona verilecek oy bosa gider diyorlar. Oysa çözümü ve degisimi getiremeyecek diger partilere verilen oy zaten bosa gidecektir.
HAK-PAR’a verilecek oysa bosa gitmez, onu güçlendirir.
Yapilmasi gereken yanlis yoldaki kalabaliga takilmak degil, dogru siyasete destek verip onu güçlendirmektir.
Yanlis bir yolda bin kisi yürüyorsa, senin de binbirinci olman gerekmez; dogru yolda iki kisi yürüyorsa, sen de var üçüncü ol. Öyle ki dogru büyüsün, güçlensin ve senin istedigin degisimi saglasin.
29 Nisan 2015
Kemal Burkay