1993 Protokolü ve elmalarla armutlari karistiranlar 2. Bölüm

1993 Protokolü
ve elmalarla armutlari karistiranlar
2. Bölüm
Kemal Burkay
Yazimin 1. Bölümünde 1993 Protokolü’nün gerçeklestigi siyasal ortama ve söz konusu protokoldeki temel istemlere deginmistim. Besli Grup’un son girisiminin ne tür bir ortamda ve hangi hedef ve istemler ugruna yapildigina gelince:
Bir kere aradan yillar geçti, köprülerin altindan çok sular akti. PKK’nin ve onun güdümündeki örgütlerin ‘ilgili legal partiler de dahil- politikalari 180 derece degisti. Bunlari herkes bilir; yine de kisaca hatirlatayim:
Birincisi, Öcalan 1998 yilinin sonlarinda Suriye’den çikarildi ve 1999 yili baslarinda Kenya’dan alinip Türkiye’ye getirildi. Bu gelisle birlikte Öcalan 12 Eylül öncesi konumuna döndü. Yani sisteme bir kez daha teslim oldu, onun hizmetine girdi. Pismanlik dile getirdi, ‘artik ne bagimsizlik, ne federesyon, ne otonomi istiyorum, bunlar ilkel taleplerdir,’ dedi; ‘devletin hizmetindeyim, ne istiyorsaniz onu yapayim,’ dedi. Öyle de yapti. O güne kadar sözde, yada görev geregi ates püskürdügü Kemalizmi ve üniter devleti savunur oldu. Daha sonra, Kürtleri her türlü ideolojik ve devlet için sakincali kavramlardan (devlet, ulus, vatan) arindirmak için, devletin mutfaginda pisirilen içi bos ‘demokratik özerklik’ ya da siyasi literatürde yeri olmayan garip kavramlari ( ‘demokratik ulus’, ‘ortak vatan’ vb.) servis etti.
PKK ve KCK çatisi altindaki tüm örgütler, DTK ve HDP de dahil, bunu benimsediler ve bu yolda yürümekteler.
Besli Grup iste böylesine bir HDP’nin -dolayli olarak da PKK’nin- kapisini çalmakta. Bundan Kürt halki için hayirli bir sonuç çikar mi? Buna ihtimal olabilir mi?..
Sonuç olarak bu girisim, Kürt yurtsever örgütleri arasinda ittifaka yönelik bir girisim degil, sömürgeci güçlerin güdümündeki, Kürt halkinin temel taleplerinden hiçbirini dile getirmeyen, aksine Kürt halkini oyalamaya, Kürt ulusal hareketini bitirmeye yönelik bir örgütle ittifaka yönelik bir girisimdir.
Ikincisi, bugünkü siyasal ortam da 1993’teki ateskes ortamindan, hatta üç-dört yil öncesinden çok farklidir. Bunu da herkes bilir, ama yine kisaca hatirlatalim:
1993 ortami savas ve siddet yanlisi güçler eliyle sabote edildikten sonra yeniden uzun bir çatisma dönemi yasandi. Ancak 2005 yilina gelindiginde, yani AK Parti döneminde Türk devletinin politikalari bakimindan kirilma diyebilecegimiz ikinci bir degisim yasandi. Iktidardaki AK Parti’nin liderleri, Gül ve Erdogan, ‘Kürt sorunu vardir, bizim de sorunumuzdur, bu sorun siddet ve savasla çözülmez,’ dediler, ‘çözüm ve baris’ süreci diye adlandirilan bir diyalog süreci baslattilar. Biz de bu süreci olumlu karsiladik ve destekledik.
Ne yazik ki kör-topal yürüyen, zaman zaman kesintilere ugrayan bu süreç de sonra tümüyle tikandi ve 7 Haziran 2015 seçimlerinin ardindan taraflar bakimindan eskiye dönüldü. Hükümet Kürt sorununda, diyalog sürecini rafa kaldirip yeniden güvenlik politikalarina yönelirken, PKK kesimi de 7 Haziran 2015 seçimlerinin ardindan, yani HDP’nin baraji geçip parlamentoda 80 milletvekili ile 3. Parti haline geldigi bir asamada, Imrali’daki Öcalan’i da baypas edip çukur ve hendek savaslari denen ve Kürt halki bakimindan yeni bir yikimla sonuçlanan provokatif eylemlere yöneldi. Hükümet politikalarinin degismesinde, onun diyalogdan uzaklasip MHP ve eski derin güçlerin yanina düsmesinde bunun da büyük etkisi oldu.
PKK, bunu neden yapti?. Neden hala -görünüste de olsa- lider ve ‘irade’ saydigi, gösterilerinde posterini yükselttigi Öcalan’i bile baypas ederek söz konusu provokatif eylemlere giristi?
Çünkü PKK, yukarda sözünü ettigim, 1998’den itibaren yasanan gelismeler ile yalnizca yeniden Türk derin devletinin güdümüne girmekle kalmadi, ayni zamanda Iran, Irak ve Suriye gibi, öteki sömürgeci güçlere hizmet veren taseron bir örgüte dönüstü. Böyle yapmasi sasirtici degil. Imrali’dakinin durumu bir yana, Kandil’dekiler de Kürt halkinin degil, söz konusu güçlerin hizmetinde.
Bunun içindir ki PKK yillardir devlet olmayi Kürtler bakimindan tu kaka sayiyor ve bunun uyduruk ideolojisini servis ediyor. Bunun içindir ki aynen Irak, Iran ve ötekiler gibi, Güney Kürdistan’in bagimsizligina karsi çikiyor ve Güney’deki yönetime ve lider Barzani’ye düsmanligi bir politikaya dönüstürmüs.
HDP ise böylesi bir PKK’nin güdümünde. Nitekim hendek ve çukur savaslarinin baslarinda kimi yöneticileri mirin-kirin etseler bile kervandan ayrilamadilar, onunla birlikte sürüklendiler.
HDP’nin ayrica özel bir durumu var. HDP, daha BDP döneminden baslayarak, arayis içinde olan, bir yerlere tutunup varlik göstermeye çalisan bazi marjinal Türk sol gruplarla da eklemlenerek, bir Türkiyelilesme projesinin ürünü olarak ortaya çikti. Bunu o zamanki Içisleri Bakani Besir Atalay açik açik dile getirdi ve kimse de buna itiraz etmedi.
Sunu da belirteyim ki, sorun, HDP’nin bir ‘Kürt partisi’ veya ‘Türkiye Partisi’ olup olmamasi degildir. Sorun onun, Kürt halkinin hakli taleplerini savunup savunmadigidir. HDP bu talepleri savunmuyor, savunamaz. Yukardan beri saydigimiz nedenlerle PKK gibi, onun da fabrika ayarlari buna engel.
Besli grup iste, Yurtsever güçlerin seçim ittifaki adina böylesi bir HDP’nin kapisini çalmakta
Diyelim ki siyasette deneyimsiz olan siradan insanlar bütün bunlari göremeyebilir, görse de önemini kavramayabilir. Peki, sözde yillarin kadrolari, örgüt yönetmeye soyunmus kisiler de bunlari bilmiyorlar mi, görmüyorlar mi? Insan bu derece elmalarla armutlari karistirabilir mi?
Baylar, su ortamda ve PKK-HDP’nin durumu buyken, Kürt halkinin özgürlügünü, barisi, demokrasiyi ve degisimi amaçlamis herhangi bir örgütün yapmasi gereken, bos birlik laflari ugruna onlarla, yani yanlis yolda olanlarla ittifak kurmak için çabalamak degil, tam tersine yanlisla arasina kalin bir çizgi çekmektir.
Biz HAK-PAR olarak iste bunu yapiyoruz. HAK-PAR, Öcalan’in yakalanip Türkiye’ye getirilmesinin ve teslim olup devletin hizmetine girmesinin, partisinin de onu izlemesinin ardindan, bu amaçla, Kürt yurtsever güçlerini dogru bir kanalda bir araya getirmek, Kürt halkina dogru bir seçenek sunmak için kuruldu.
Birlik isteyen herkes, her dürüst, akli basinda insan bunu görebilir. Hele hele, birlige gelmemekte israr edenler veya gelip de su veya bu bahaneyle kaçanlar ‘ki bunlar arasinda HAK-PAR Genel Baskanligi yapanlar ve üst yönetiminde görev alanlar da var- bunu çok daha iyi bilirler.
Ve tüm bunlari bildiklere halde bilmezden gelenlere ne anlatilabilir ki? Hayir, onlarin birlige gelmeyerek, ya da ondan kaçarak, kendi küçük kulübelerini kurarak yapmak istedikleri baskadir. Bunlar kisisel ikbal ve kariyer hesaplaridir ve onlari bundan döndürmek mümkün degil. Insan bir kere kaygan zemine düsmeye görsün, kendini toparlayip saglikli zemine dönmesi kolay degildir.
Öyle olunca da bazi seyleri sabirla, tekrar tekrar anlatmamizin nedeni bu tür insanlari ikna degildir. Hayir, o bosuna bir çaba olurdu. Amacimiz gerçekten Kürt halkinin özgürlügünü ve yurtsever güçlerin birligini isteyen iyi niyetli insanlari aydinlatmaktir.
Bunun da ne yazik ki kolay bir is olmadigini su uzun siyaset yasamimizdan biliyoruz. Ama bile bile yanlisin pesine takilmayacak dürüst ve vicdanli insanlar için baska yolu var mi?
Evet biz, nice güç ve bazen aci verici de olsa, kitlelere dogru yolu göstermeye devam edecegiz.
24 Mayis 2018
Kemal Burkay