Makale

95 yasindaki Cumhuriyet: Bir toparlama

Kelime’den baslayalim. Çünkü monarsi’nin tersi bir rejim adindan ibaret olan ‘cumhuriyet’ kelimesi bugün bazilari için ‘gavurluk’ anlamina geliyor, bazilari için de ‘Baticilik’ ve ‘demokrasi’. Birincilerin durumu için doktorlar ‘ne yerse yesin’ demisler. Ikinciler ise bu kelimeyi, CB Erdogan’in kurdugu tümüyle antidemokratik Tek Adam düzeninin karsit kavrami olarak kullaniyor.
Oysa ‘cumhuriyet’, demokrasi’yle özdes degil. Olsaydi, 1930’lardaki Tek Parti ve simdiki Tek Adam düzenleri cumhuriyet olmak sayesinde demokratik, demokrasinin besigi olan B. Britanya ise monarsi olmak yüzünden anti-demokratik olurdu.
* * *
Cumhuriyet’in Türkiye açisindan ne olduguna geçelim: Bir ‘Yukaridan Devrim’ (YD). Söyle ki:
Azgelismis ülkelerin iç dinamigi tembeldir. Zamanla gelismesini beklersen çok beklersin. Iktidari bir biçimde ele geçiren aydinlar gelismeyi hizlandirip kültürünü aldiklari Bati’ya yetismek için YD yapip iç dinamikleri tetiklerler. M. Kemal Pasa da 1923’te cumhuriyeti ilan ederek aynen bunu yapti.
Ama demokrasi getirmedi. Getiremezdi zaten. Hem eskiyi yikip yepyeni bir devlet ve özellikle de millet kurmak gibi çok zor bir ise girismisti, hem de o günkü uluslararasi atmosfer pro-fasist veya fasistti.
O atmosferde M. Kemal Pasa, bire-bir örnek aldigi Avrupa’nin 1789’da basladigi yerden, yani ‘millet’ kavramini temel alan ‘ulusal devlet’ten baslamadi. O evreyi atladi. (Emperyalizm yarisinda komsulariyla rekabet edebilmek amaciyla ‘tek vücut’ olmak için) büyük Avrupa ülkelerinin 19. Yüzyilin son çeyreginde vardigi yerden basladi: Ülkedeki en güçlü etno-dinsel grubun damgasini tasiyan ve baska gruplara (‘alt-kimlikler’e) tahammül göstermeyen ‘ulus-devlet’ten.
* * *
Uzatmayip çok kisa söyleyeyim: Cumhuriyet bu topraklara çok büyük atilim sagladi, Islam temelli bir ortaçag karanligindan burnunu çikarmasini, önünü görmesini sagladi. O YD olmasaydi bugün hâlâ ‘Kadinlara da oy hakki!’ diye inlemekte olabilirdik.
Diger yandan, alt-kimliklere tahammül etmeyen niteligi yüzünden ulus-devlet, ülkedeki Gayrimüslimleri etno-dinsel arindirmaya ugratarak neredeyse kuruttu, Kürtlerin de tepesine bindi zorla asimile etmek için. Ittihat-Terakki mirasinin devamindan ibaret bu Türkçü politikanin ülke için 2 vahim sonucu oldu:
1. Türkiye’nin sanayilesmesini en azindan yarim yüzyil geri birakti çünkü Gayrimüslimler bu ülkenin biricik gerçek burjuvalari, girisimcileri idiler;
2. Kurulmak istenen ‘millet’i isin basindan parçaladi. Çünkü netice alici dogal asimilasyon ancak ve ancak ‘ulusal ekonomik pazar’in varligi sayesinde mümkündü ve bu pazarin ancak 1980’lerden sonra olustugu bu ülkede Kürtlük bilinci zorla asimilasyon yüzünden en geç 1950’lerin sonunda olusmustu. Bu olusmadan sonraki asimilasyon çabalari bu bilinci ancak sivriltirdi ki, aynen böyle oldu. Su anda bunu anlamak istemeyen Türk devleti Türkiyeli Kürtleri ülkeden buz gibi sogutmayi, yani milleti parçalamayi sürdürüyor.
* * *
Tek Parti dönemini burada birakalim, bugüne gelelim. YD muazzam zaman kazandirici bir yöntemdi ama kaçinilmaz bir sonucu oldu ve yine kaçinilmaz bir kurali vardi.
Sonuç: Kurumlar (yargi, parlamento, vb.) zaman içinde sindire sindire degil de bir anda ‘yukaridan’ kurulduklari için zayif idiler. Kural: YD tek atimlik olagandisi bir silahti; birden fazla atilirsa namlu atanin yüzünde parçalanirdi.
‘Sonuç’ açisindan durum ortada; Tek Adam rejimi karsisinda Yargi’nin da, TBMM’nin de, medya’nin da, sivil toplumun da hal-i pür melali önümüzde. Ama burada söylenecek çok önemli bir sey var: Bu durum sadece zaman faktöründen degil, Kural’a aldirmamaktan dogdu. Söyle ki:
YD 1923’te yapildi. Ondan sonra artik ülkenin yavas yavas oda sicakligina gelmesi beklenmeliydi. Nitekim gelmeye basladi da: Daha yirmi yil (nedir ki yirmi yil bir ülkenin hayatinda!) yeni geçmisti ki 1946’da demokrasiye adim atildi. Bundan 4 yil sonra da 14.05.1950’de de iktidar seçimle degisti.
Fakat askerler, bir yandan ayricalikli durumlarini kaybetmekten korkuyorlardi; sirf ekonomik olarak alsaniz bile, enflasyonun azdigi ortamda ‘gazozcu subaylar’ lafi çikmisti. Diger yandan askerler, ‘Kemalist’ ideolojileri fena zorladigi için, YD silahini durup durup siktilar: 27.05.1960, 12.03.1971, 12.09.1980, 28.02.1997. Dogal gelismeyi her seferinde böldüler. Ve namlu da Türkiye’nin yüzüne patladi: Halk, R. T. Erdogan’in Islamci rejimini getirdi.
* * *
Sadece Islamci olsaydi amenna; Islamci-Türkçü oldu. Çünkü bu ülkedeki Türkçülük ile Islamcilikevlendirildigi zaman politikacilar çok daha fazla oy devsiriyordu. Bunun içindir ki, Misirli Islamcilarin Rabia (dört) isaretini su anda fena sikismis olan CB Erdogan söyle tanimladi: «Tek Millet, Tek Bayrak, Tek Devlet, Tek Vatan». Bunun ‘Ein Folk, EinReich’la benzerligi ortada ama, Islam’la benzerligini gören beri gelsin. Islamci kisvesi altinda bir Türk milliyetçiliginden ibaret bu.
Bu tanim, isler kötüye gittikçe panikleyen bir Tek Adam rejiminin tükürükle alelacele yapistirdigi, Mahserin Dört Atlisi’ni hatirlatan acayip bir koalisyonu bir arada tutmak için yapildi: Islamci AKP + Irkçi MHP + Ehlilestirilmis Ergenekon + Ulusolcular. Tek ortak paydasi/yapistiricisi Kürt düsmanligi olan fiili bir koalisyon bu. Bekleyin, ekonomi ve uluslararasi durum kötüye gittikçe Kürtlere ‘operasyonlar’ artacak.
Iste, bu koalisyonun iktidara gelmesine sebep olan da, zirt pirt darbe yapan, ‘askerî vesayet’le kafayi tütsülemek yüzünden namlunun suratlara patlayacagini görmek istemeyen darbeci askerler.
Böyle bir ortamda, ‘yukaridan’ kurulan kurumlar da 95 yillik geçmise ragmen Tek Adam rejimine teslim oluyor, en azindan direnmiyor. Özellikle de, Yargi.
* * *
Su andaki durum: ‘Türküm, Dogruyum, Çaliskanim’ deyip o Türkçü atmosferde diger alt-kimlikleri silip atan bir and’a karsi bugünkü ISID atmosferinde baska bir and yayginlastiriliyor özel ‘Enderun’ okullarindan baslayarak:
‘Aleyküm selam. Bu ne güzel kelam. Yasasin Islam. Elimizde Kuran. Kalbimizde iman, bir Allah’a inanan Müslümaniz Müslüman. Ayrilmayiz bu yoldan. Hep dogru yoldan. Kitaba sünnete sarilan, emirlerini yapan, yasaklardan kaçinan Müslümaniz Müslüman.’
And’a laf söyleyenler, sabi sübyana dinci and içirtiyorlar. Bu gericiligin resmen dik âlâsidir.
* * *
Âlâsidir ama, iste kurtulus da tam orada.
Türkiye tam da bu asirilik sayesinde kurtulacak. Iki ayaginin üzerine dikilecek ve bu ‘Türkçü-Dinci Sivil Vesayet’i bir daha insan önüne çikamayacak hale getirecek.
Bu rezaleti yasamamis olsaydik, kim bilir kaç kisi ‘Aaaaah ah! Bi Müslüman iktidarimiz olsa, ah bi olsa, her sey kendiliginden nura kavusacak!’ yavelerini tekrarlamaya devam edecekti. Simdi geldiler, aynen Orwell’in 1948’de yazdigi ‘1984’ romanindaki Okyanusya iktidari gibi ‘Savas Baristir, Özgürlük Köleliktir, Bilgisizlik Kuvvettir’ diye tekrarlayarak ayakta kalmaya çalisiyorlar.
Artik ‘ilericiler’ aklini basina alsin, gericilere de geçmisler olsun. Bu asi pek acili oldu ama, Baba Diyalektik bu hastaligin ebedi antikorlarini da getirdi.
Demokrasi ve adalet isteyenler, biraz bekleyiniz. Sabir, Metanet, Mücadele. Yukaridan Devrim’le kestirmeden edinilmis olan kurumlar, bu asi ve mücadele sonucu baslarini dik tutacaklardir artik.
———————————————————
3 Kasim

Baskin Oran

Back to top button