Devrim kendin için de yapilmali

Degerli okuycu ve dostlarim, uzun bir aradan sonra yeniden merhaba.
Inandigi seylerin ugruna yol gidenlerin, enerjileri de, umutlari da asla tükenmez.
Yaklasik son üç yildir ‘ zorlu’ bir hastalik sürecinden geçtim. Zorluk her kisiye göre farklilik gösterdigi için, benim üstesinden gelmeye çalistigim; zor, bedenimdeki düsmanla savasimima da denk gelen sözcüktü.
Zalimlerin, yüzyillardir topraklarimiz üzerinde yasayan halkim ve halklara yasatilari, aci ve zorluklarin yaninda, çok hafif bir aci oldugu için; zorlu süreci tirnak içine aldim. Benim yasadigim halkimin yasadiginin yaninda ancak utanilacak aci zorluk denilebilecek basit, her insanin basina gelme ihtimali olan bir süreçti.
Elbetteki, bu süreç bana çok sey katarken, benden birçok sey de alip götürdü. Yasamin her asamasinda, her durumdan dersler çikarmamiz gerektigi bilinciyle. Öncelikle hastalikla ilgili bir sürece girince sarsilmadim. Dik durmaya, tüm realist insanlarin yaptigini yaptim. Asla kaderci olmadim. Evet, kapimi böyle bir düsman yokladi ve hücrelerimde yer almak isteyip, beni tüketmeye çalisti. Ancak ben o düsmana birçok güçlü hemcinsim gibi, yenik düsmedim.
Inanç, ask, kararlilik ve yasama ve ülkeme ve ogluma, yol arkadasim-sevdigime olan bagliligim beni dirençli tuttu. Devrim için ask gerek. Insanin içinde ask oldumu; ülkene, davana, insana, dogaya, suya, havaya, hayatindaki yer alan ailene, dostlarina askla bagliysan. O seni ayakta tutar. Dirençli kilar.
Bu süreçte özellikle,devrimin inasanin kendi bedeninde de kendisi için yapmasi gerektigini de test etme imkanim oldu. Direngenligim en agir kemoterapi dönemlerinde dahi ruhum ve yüregim askla doluydu. Yasamimda olabilecek en özel insanlarla birlikteydim. Oglum ve sevdigim mücizeydiler benim için. Beni dinç tutan iki iyi savunma askeriydiler bu savasta.
Oglumuzun o, olgun ve ayni zamanda duygu yüklü bakislari ve sorumluluk ve olup bitenlerdeki farkindaligini ancak iki yil sonra fark ettim. Anne olarak ona çok agir bir yük yüklemistim. Ona yükledigim o agir yükün zorluklarini, geçirdigim o zorlu ameliyat ve sonraki süreçten çok daha agir geldi ve acitti canimi.
O benden, ben de ondan en zor animda dahi kopmadik. Kavga ettik. Tartistik. Didistik. Ama anne ogul olarak da yenilmedik. Bu zor süreci birlikte atlattik. O simdi benim gözümde, kocaman bir deli kanli. Her kadinin bir (evladi) ogulu olmali. Ona yol arkadasi olacak, zaman zaman akil hocasi olabilecek bir evlat. Babasina yoldaslik eden oglumla büyüdüm. Onun babasiyla olgunlastim- Sevdigimin sevgisiyle iyilestim. Bu mucizevi ask karsisinda baska ne yapabilirdim ki. Benim direngen olmam disinda baska seçenegim yoktu.
Bu savasta yenilebilecegim ihtimalini aklima getirmek istemesem de, bagisiklik sistemimin vucüdumun zayif düsmesi nedeniyle, dibe battigim zaman dilimlerinden de geçtim. Oglum ve sevdigimin sabri yaninda, uzman doktorlarim ve samimi dostlarin ve bacilarimin varigi ve destegiyle yaklasik olarak üç yillik yolculugu geride biraktim.
Bu yazi yerine aslinda uzun uzadiya yasadiklarimi ve tecrübelerimi ruhen ve bedenen yasadiklarimi çok ayrintili bir kitaba dönüstürmekle meskulüm. Bunu basarmak için enerji ve bu mêret leptopun basina oturmak agir gelmezse, notlarimi ilerki zamanda bir kitap halinde çikarmaktir hedefim.
Degerli okuycular, yasama gülümsememiz için herbirimizin o kadar çok küçük, ancak ; o kadar büyük mucizeleri varki. Onlarin farkinda olmadan yasayip gidenler gitti , ama bu yazimi okuyup da, evet kesinlikle bu ayrintiyi hayatimizin su asamasinda atlamisim diyenlere bir örnek olsun diye yazma ihtiyaci duydum. Zaten hayat yasadigimiz her ne konuda olursa olsun yasadiklarimizi ve tecrübelerimizi paylasmisligin toplami degilmidir. Kimimiz bu topladiklarini kendine saklar, kimisi de paylasmanin yolunu seçer.
Yaziyi yazmama iten, en büyük sebep ise suydu: her geçen gün küçülen dünyada, teknolojik gelismislik karsisinda, insanligin teknolojiyle iç içe girdigi ve samimi oldugu kadar, kanli canli yani basinda olan aile, es ,dost ,çocuk, akraba, toplumsal çevreden kopuslarina tanikliklarimizin artmis olmasidir.
Bu vesileyle de belki bundan böyle, yeniden düzenli yazmalarima kendimi hazirlamis olurum. Üstümdeki ölü topragi atip yeniden toplumum içine girmek disinda bana iyi gelecek birsey yoktu. Biz ömürleri ve amaçlari ayni dava için olanlar azimsanmayacak düzeyde. Davamiz bizi dinç kilarken, benim de bu yola kaldigim yerden devam etmek düser.
Degerli okuyucular,
Insanligin, yeni nesillerin nereye dogru yol alacagini kestirmek mümkündür. Onlar yeni bir nesil ve yeni bakis açilari, yeni yasam tarzlari, yeni aliskanliklari yeni ideallari olan nesiller olacaklar. Peki arada kalan nesil ve ogunlasmamis olgunlari nasil tanimlanmali?
Insanlar artik birbirlerini arayip sormaz oldular. Avrupa’daki bireysellikle bizim toplumda gelisen bireysellik arasinda fark her geçen gün büyüyor. Entellektüel bir birikimi olmayip, kitap okuma aliskanliklari olmayan kisiler, dünyayi; artik çok hizli takip edip, her konuda çok hizli tatmine ulasabiliyorlar. Dünyada, hayata olup biten her konuyu; eskiden, (bir on yil öncesi de artik eski olarak tanimlanir oldu) insanlar bir araya gelip yorumlarlardi. Ancak, simdi at iziyle it izi iç içe. Bilen de bilmeyen de konusuyor. Bilmeyen, bileni; yorumlarda tahlilerde (masallah)! geçmis durumda. Durum böyle olunca da bilmeyen veya yaptigi isi, içinde bulundugu kosullari iyi degerlendiremeyen. Bir süre sonra samara dönmüs gibi a çizgisinden b çizgisine kaçmis oluyor.
Böyle tipler, etraflarina içinde bulunduklari hezametin geregini yapip; umutsuzluk yayip bugüne halki adina, ömürlerini verenleri,’ bedel’ ödeyenlerin karsisinda geçip sen ne yaptinki, diyebiliyorlar. Oysaki ; bugün konusabiliyorsa, o sen ne yaptinki’nin, açtigi yolu göremeyecek kadar aydin gözüken kör cahil bilmislerin çogaldigi bir çaga mi girdik?
Dostun düsman, düsmanin dost olabilecegi, yanlis algisi da bu çagin en büyük algi yanilgisi ve hastaligi degil midir? Bizi var eden degerlerden her geçen uzaklastiran anlayis ve girisimler söylemler, bu çagin en büyük asimilasyon medotu degil midir?
Bir çok insan bunun farkinda görünüyor ancak, medyaya baktigimiz da, insanlarin algilarini degistirebilecek o kadar alan varki. O alanda girerken, eger kendine ait, saglam bir algi ve düsüncen yoksa. Bir buzun üzerinden hizli sekilde kayar gibi o alanda da kayip gittigine tanik olmuyormuyuz?.
Hepiniz kesinlikle taniksiniz. En fakir insanin dahi elinde bir cep telefonu var. Evlatlar aileleriyle görüssün diye en ucra köylerde dahi anna baba dapir bapirleriyle görüssünler diye görüntülü telefonlara almislar.
Bir aradayken dahi, birbirine sözlü söz söylecegine, mesajla birbirlerine isteklerini söylemek istediklerini bildirenler her geçen gün artiyor. Yaz dönemi olunca kilo güzellik, kaygisi baslayan insanlarin sayisi her geçen gün artiyor. Saglikli beslenmek adina sagliksiz egsersiz ve para tuzagina dönen içecekler, yiyecekler. Güzellik için binbir metoda bas vuran nesiller artiyor. Ama bu insanlar bir 10 yil öncesinde gelecek kaygilari, ülke kaygilari, mücadele ve idealist bir nesil vardi. O nesil yokmu oluyor? Içinde ülke sevdasi olanlari tenzih ederim.
Ancak, izlenimim o ki, kendi toplumsal katmanimiz içinde, farkli bir dönüsüm var ve bu farklilik kendisi olmaktan uzaklasan, sözde var olan bir kültür örf adet, bizi var eden bazi olmazsa olmazlar yeni nesil için binanin temeli olan direkler olarak görülmüyor. Daha çok kendi arzu istekleri ön planda. Halki, sinifi, cinsi için mücadele anlayisi basladigimiz gibi degil. Artik birçok sey mekaniklesmis. Makinalasmis düzeyde. Insanlar makinalara yakin olduklari iç içe olduklari kadar. Insana canli olana yakin degiller. Hatta insan gibi dokunana, sevgisini göstereni nesli bitmis dinazorlar gibi görülüyor.
Kol kola girip halay çeken nesiller sizce de azalmiyor mu. Halayinda kol kola bir arada olmayi beceren ve onun tadini kiymetini bilen kendi halkinin kültürünün de kiymetini özümser askla halay çeken, kaç nesil kaldi askla halaya duran?.
Klamlarimizi askla çigirtan kaç nesil yetistirdik. Topraginin kokusunu özleyen. Suyun serinligini, rüzgarindaki farkliligi memleketimin yüzünde kaç genç ,özler oldu. Bahar da açan çiçegi, öten bülbülü , yuva yapan kirmizi karincalarla yilan ve çiyanlarla bogusan nesiller de dinazorlarin yaninda yer aliyorlar artik. Bir özlem olarak kalacak gibi görünüyor. Ülkemizin bahari, o sicak ay isiginda yapilan sohbetler, kaçak sigaranin tadi.
Artik Tvler de sinemalar da hikayelere dönüsmüs. Yani basindaki içinde bulundugu aski görmeyen. Teneke kutusu içindeki dünyaya dalip gerçekte var olani tanimaktan uzaklasan insanlik beni düsündürüyor.
Her biriniz, balkonundaki, bahçedeki kirlardaki gelinciklerin güzelligini danisini seyredin, sevdiginizin gözüne bakin, yemek yerken yemegin acisini tadini damaginizda hisedin. Doymak için sirf yemeyin. Suyun serinligini tadina dudaklarinizla hissedin ki, o mücizevi içecek midenize indiginde tüm vucüdunuzla dans etsin her damlasi.
Alin elinize bir çakiltasini bir çakiltasindaki emegi ve derinliigi hissedin kesfedin. Yanibasinizda olan sevdiklerinizle kucaklasin. Kiymetini bilin. Yarin o sevdiginizle bir daha kucaklasmayabilirsiniz. Sevin ve sevilinki yasadiginiz zaman diliminde cenneti yasayin.
Sevip ve sevilirken, kendi kültürümüz kendi özümüze; askla sarilip büyütürsek büyür ve çogaliriz.
Her agaç kendi kökü üzerinde büyürse dünya gerçek rengini yansitir, çogaltir ve güzel olur.
Saglik ve güzellikler diliyorum okuyucularima.
Necla Çamlibel