Makale

Benim sadik yarim beton degildir

Bu yazin denize girmeli tatilini gene bir Yunan adasinda yapalim dedik ve gittik. Giderken ve gelirken Bodrum çevresine baktim. Çevresine ve kendisine. Bir koca kent.

Benim bu çevreye ilk gelisim 1967’dir. Yani elli iki yil önce. Elli iki yil bir insan bireyinin ömründe çok uzun bir zaman. Bir toplumun tarihinde muhtemelen o kadar uzun bir zaman sayilmaz.

Marmaris’te kasabanin kendisine o kadar degil ama çevresine hayran kalmistim. Bodrum’da bunun tersi oldu diyebilirim. Elli iki yil öncesinin (oraya birlike gittiklerim ya da orada tanistiklarimdan hayatta kalan kimse yok gibi) Bodrum’u inanilmaz cana yakin bir kasabaydi. Müntakim Ökmen’le tanismistik orada. Kiyida bir ev yaptiriyordu. Ilhan Berk’in gelip yerlestigini söylemislerdi ama rastlasmadik. Küçücük yerlesimde örnegin Halikarnas Balikçi’sinin katkilari daha bir göz önündeydi: Diktigi palmiyeler ya da ilgin agaçlari, bellasonora’lar…

Hermafrodit mitinin geçtigi Salmakis bayagi uzaklardaydi. Halikarnas yeni açilmisti ve kasabanin sonunu ilan ediyordu. Baslica otel Artemis’ti. Bir de Mercan vardi. Bunlarin disinda ‘pansiyonculuk’ baslamisti.

Dedigim gibi, giderken ve gelirken bunlar aklimdan, biraz da gözümün önünden geçti. ‘Bellek’ gözünden böyle seyler geçebiliyor. Gerçek gözümün önünden ise zevksiz siteler, agaçsizlasmis, kiraçlasmis tepeler geçiyordu. Bu ‘site’lerin kural olarak kireçle badanalanmis olmasi manzaranin daha ‘estetik’ olmasini saglamiyor.

Istanbul’da ve çevresinde dolasirken gökdelen bollugu insani serseme çeviriyor. Tek bir bina olmadigini hatirladigim alanlar simdi orta çapli kasabalara dönüstü. Buralar, yani bu kirlik alanlar da böyle.

Bodrum
Gittigimiz ada (veya birkaç yilin gözlemlerini hatirlarsak, adalar) böyle degil. Geleneksel mimari tarzina aykiri düsen yapilar yok; ‘site’ benzeri bir sey elbette yok. Olanlara yeni binalar eklendigi oluyor elbette ama bunlarin sayisi sasirtici, ürkütücü rakamlara ulasmiyor.

Içime korku salan ‘gelisme’ kavrami burada geçerli degil.

Sorun nüfus sorunu. Türkiye’de kimilerimize yeterli görünmeyen nüfus bu yapilasmaya durmadan ihtiyaç yaratiyor. Yükselen refah düzeyi de sürecin bir baska destekçisi. Bunlar oluyor diye de kimseyi suçlamak mümkün degil. Oluyor. Olmaya devam edecek.

Benzer seyler baska toplumlarda da olmus. Klasik örnek Ispanya’dir. Ben gidip görmedim ama hep Costa Del Sol anlatilir. Bir betonlasma hikayesidir bu. Ispanya’nin sicak denizinin keyfini çikarmak üzere bu yörenin yolunu tutan çogu kuzeyli turistler geldikçe yerliler de onlari agirlayacaklari betonarme otelleri yükseltirler. Sonunda bakan neredeyse her kisinin ‘Ne çirkin manzara!’ diyecegi, dedigi bir görüntü olusur. Böyle olunca o otellerde kalmaya gelen turistler de ayagini keser. Böylece, Costa del Sol bir ‘Costa del Beton’ olarak kalir—ne gelen var ne giden. Burada günümüzde ne oluyor, bilmiyorum. Elbirligiyle üretilen bu felaketi onarmanin bir yolunun bulunup bulunmadigindan haberim yok.

Costa del Sol
Darbeyi yemis olan yeri kurtarmak mümkün olmayabilir, ama böyle bir kötü örnegin baskalarina bir ders vermesi ve bu anlamda faydali olmasi mümkün olabilmeliydi. Oldu mu? Türkiye çerçevesinde bakinca, olmusa benzemiyor.
Tamam, ‘nüfus’ diyorum, böyle bir süreci hazirlayan bazi kaçinilmaz kosullar oldugunu biliyorum. Ama isin içinde bir estetik yoksullugu, maddi kazanç tamahi oldugu da herhalde inkar edilemez. Bunlarda yetkililerin, yerel yönetimlerin v.b. payi oldugu da herhalde yeterince açiktir.

Açiktir ve devam etmektedir. Bir zaman Bergama için mücadele ediyorduk; simdi Kaz Daglari’nin derdine düsmüs durumdayiz. Dogaya yapilan kötülükler saymakla bitmez.

Baktigi yerde mese, gürgen degil de ‘dolar’ isareti görenler, öyle görmek üzere yetistirilenler var oldukça bu mücadele de bitmeyecek.
—————————————————
T24- Agustos 2019

Murat Belge

Back to top button