Makale

‘Gülleri budadin mi?’

Insan, her yasta degisik sorularla karsilasir. Bu sorular, ‘büyüyünce ne olacaksin?’ diye baslar, ‘okul nasil,’ ‘sevgilin var mi,’ ‘hangi üniversiteye gideceksin,’ ‘hangi ise gireceksin,’ ‘ne zaman evleneceksin,’ ‘çocuklarin nasil’ diye devam eder. Benim yasimdakiler ise, ‘gülleri budadin mi,’ ‘torunlar ne zaman gelecek,’ ‘komsuya televizyonu kismasini söyledin mi,’ ‘ilaçlarini aldin mi’ sorularini duyar genellikle. Bana en çok sorulan soru ise yasitlarimin pek duymadigi türden bir soru: ‘Haksiz yere hapiste olmak seni üzmüyor mu?’ Bu soruya Sokrat’tan ödünç aldigim bir cümleyle cevap veriyorum: ‘Hakli yere hapis yatsam daha mi iyiydi?’

Bu cevap, cezalandirilmanin kaçinilmaz oldugunu kabul eden bir görüsün sonucu elbette. Bazi zamanlarda, bazi ülkelerde yazarlarin, düsünürlerin, filozoflarin cezalandirilmasi, hapse atilmasi, öldürülmesi hayatin neredeyse dogal bir parçasi hâline gelir. Ben böyle bir zamanda, böyle bir ülkede yazarlik yapiyorum. Yazi yazan, düsünen yüzlerce, binlerce insan gibi ben de hapisteyim. Ve ‘haksiz’ yere hapsedilmis olmak beni üzmüyor, aksine beni daha güçlü kiliyor, beni hapsedenleri küçümsememi, yasadiklarima çok da aldirmamami sagliyor.

Sokrat’in, kendisini öldürecek baldiran zehri hazirlanirken elindeki lirle yeni bir parçayi çalmaya ugrastigi anlatilir. ‘Ne isine yarayacak yeni bir parçayi çalmayi ögrenmek’ diye sorarlar, ‘ölmeden önce bu melodiyi bilmeme yarayacak’ diye cevap verir. Ölüm karsisinda böylesine sarsilmaz biçimde durabilmesinin, kendisini öldürenlerin haksizligini ve güçsüzlügünü bilmesinden kaynaklandigini düsünmek mümkün sanirim.

Sizi hapse atacak ya da öldürecek kadar güçlü olanlarin, sizin fikirlerinize fikirle karsi çikamayacak kadar zayif ve yetersiz olmalari, bu tuhaf çeliski, ‘kurbana’ müthis bir direnç ve üstünlük duygusu veriyor. O zaman, Sokrat gibi ölmeye hazirlanirken lir çalabiliyorsunuz.

Yöneticilerin düsünceden korktugu toplumlarda siyasi iktidarlar dehset verici bir kaba güce, buna karsilik acinacak derecede zayif entelektüel donanima sahiptir. Kaba güçlerini gelistirdikçe entelektüel güçleri zayiflar. Bir zamanlar, body building yapan bir gencin anilarini okumustum. Kaslarini gelistirmek ve vücudundaki yaglari yakmak her gün biraz daha bagimli hâle geldigi bir tutkuya dönüsmüs. Muhtesem kaslar gelistirmis ve vücudunda neredeyse bir gram bile yag kalmamis. Ayak tabanindaki, yere saglam basmasini saglayan yag tabakasi da eriyip yok olmus. Çok güçlü, çok gelismis kaslara sahipmis ama tabanlarinda yeterince yag olmadigi için söyle hafifçe ittiginizde bile yikiliyormus. Bütün toplumu denetim altina almak, hiçbir muhalif sese izin vermemek, her düsünceyi ezmek, yargiyi cezalandirici bir sopa gibi kullanmak isteyen her siyasi iktidarin, aynen o ‘vücutçu’ genç gibi kaslarini gelistirdikçe tabanlarini eritip zayifladigini düsünüyorum. Sonunda kendilerini en güçlü sandiklari, görünüste en güçlü olduklari an, onlarin en zayif oldugu ve bir itiste yikildiklari duruma dönüsüyor.

Bütün bunlari bilmek insanin direnme yetenegini gelistiriyor. ‘Kimseyi korkutacak kaslara sahip degilim ama kimsenin yikamayacagi saglam tabanlarim var’ diye düsünüyorsunuz.

Geçenlerde 70 yasimi bitirdim. Dostlarim hapishanede kutladigim bu dördüncü yas günümde, yasamak zorunda kaldiklarimdan dolayi üzüldüler. Onlara üzülmemelerini söyledim. ‘Yetmis yasindayim’ dedim, ‘yeni bir roman bitirdim ve hapisteyim. Böylesine hareketli bir yetmis yas, gülleri budamaktan daha eglenceli.’

Gerçekten de böyle düsünüyorum. Beni hapse atanlarin entelektüel çaresizligini ve zavalliligini gördügümde hapiste olmak üzücü gelmiyor.

Ihtiyarlik, insanin hayattan beklentisi kalmamasidir. Hareketin durmasidir. Böyle giderse ihtiyarlama firsati bulamadan ölecegim. Hayatim beklenti ve hareket dolu. Beklentiyi, yazdiklarimla kendim yaratiyorum, hareketi de beni hapse atanlar yaratiyor. Böyle bir 70 yastan sikâyet etmek dogrusu haksizlik olur.

Bir de lir çalmayi bilseydim eglence tam olacakti.

—————————————

20 Mart 2020

Ahmet Altan

Back to top button