Makale

Yolçati

9 Nisan 2020 Persembe

Koronavirüs denilen illet beklenmedik bir zamanda, beklenmedik bir sekilde vurdu dünyayi. Bunu kendim gibi siradan insanlari düsünerek söylüyorum. Bu gibi ihtimalleri bilerek ve izleyerek yasayanlar belki tahmin ediyorlardi ama yayginlasmis bir bilgi degildi. Onun için genel bir ‘hazirliksiz yakalanma’ durumu oldu. Ama ‘hazirliksiz olma’nin da dereceleri var. Hani Trump gibi, Johnson gibi dedigi dedik ‘önder’lerde bu ‘derece’ daha yüksek olabiliyor.

Bu darbeyi alinca anlasilir biçimde, ‘fütüroloji’ çalismalari hiz kazandi. Böyle olmasi yalniz ‘darbe’nin kendisiyle sinirli olmayabilir. Bir de bunun hazirligi var. Su alanda, bu alanda, bir yigin tedirgin edici gelisme gözlemliyoruz. Yani, ‘basimiza ne gelecek?’ kaygisini tasidigimiz bir konjonktürde korona illeti gelmis oldu. Dolayisiyla epey genis bir ‘hesaplasma’ sürecine girdik.

Bu perdenin korona illetiyle açilmasi uzun süredir ya suskun ya da daginik (yani ayri ayri ele alinan sorunlar halinde birbirinden kopmus) olan muhalefete yeniden konusmaya baslama imkani tanidi. ‘Buyurun, beyler,’ diyebiliyoruz simdi, ‘buyurun kurdugunuz dünyaya. Epeydir istediginiz gibi biçim veriyorsunuz dünyaya. Burnunuzun dikine gidiyorsunuz. Laf dinlediginiz de yok. Sizin dilinizi kullanmayana ‘meczup’ muamelesi yapiyorsunuz. Iste sonuçlar. . .’ Gidisattan hosnut olmayan taraf ne zamandir yükseltemedigi sesi yükseltme firsatini buluyor gibi.

Koronadan-önce/Koronadan-sonra ayrimi yapilacagini söyleyenler çogaldi. Yani Korona bildik dünyamizi oldukça kökten bir biçimde degistirecek. Öyle mi, gerçekten? Somut gündelik hayatta uzun vadede ne kadar iz birakir, bilmiyorum ama, bugünkü durumda tartisma ortamina tasidigi sorunlar benim gözüme o kadar da yeni görünmüyor. Iki ana eksen var gibi (bunlar da teke indirgenebilir belki): Ulusal/uluslararasi ile Demokratik/Otokratik arasinda gidip geliyor. Teke de indirgenebilir, çünkü Ulusal-Otokratik ve Uluslarararasi-Demokratik seklinde birlestirebiliriz seçenekleri. Bu da ta basindan beri modern dünyanin sorunu zaten. Gene de, bu terimlerin hepsinin güncel kosullarda yeniden tanimlanmasina ihtiyacimiz var gibi: örnegin, uluslararasi… Marx’in 19. yüzyilda kurdugu Enternasyonal mi, aradigimiz, yoksa Soguk Savas’in bitimi o Enternasyonal’i ve onu izleyen öbür üçünü geçersiz kildi mi? Soguk Savas’i izleyen ‘Sicak Baris’ döneminde Gellner’in formüle ettigi ‘misyon sahibi olmayan tüketiciler enternasyonalizmi’ne mi ihtiyacimiz var yoksa? Benim gönlüm birinciden yana ama varolan kosullar bunun gelecekte fazla belirleyici olmayacagini haber veriyor sanki. Öte yandan ikincisi de pek umut vermiyor.

‘Otokratik’ de yeterince saydam bir terim olmaktan çikti sanki. ‘Big Brother’ ile temsil olunan otokrasiyi tanirdik. Ama simdi ‘bilgi’dünyasi, bilgiyi edinmenin, saklamanin ve kullanmanin edindigi yeni biçimler daha önceleri aklimiza gelmeyen seyleri getiriyor ya da gelenleri degistiriyor. Sözgelisi, devlet beni virüsten korumak için bir bilgi istiyor, aliyor. Bir zaman sonra o bilgiyi aleyhimde kullanabiliyor. Bunu ille de ‘Big Brother’ yöntemiyle degil, ‘Brave New World’ üslubuyla da yapabiliyor. Bu süreci ‘Coronavirus’ baslatmadi. Ama belirli bir yönde gelismesinde rol oynayabilir.

Tabii en kritik kavram ‘Demokrasi’. Örnegin geçmiste bir DDR, yani ‘Demokratik Alman Cumhuriyeti’ vardi. Bu, ‘demokratik’ olmasiyla, öncelikle bu özelligiyle, ‘demokratik’ olmayan öteki Almanya’dan ayriliyordu. Berlin’deki duvar, bu ayrimin simgesi gibiydi. “Demokratik’ olandan olmayana geçmeye kalkani vuruyorlardi. Modern çagin büyük ayrimi da zaten bu duvarin yikilmasiyla basladi. Ahali, bu ‘demokrasi’ hakkinda ne düsündügünü, bu duvari yikarak gösterdi.

Içimizden bazilari bu duvari, duvarin gerekliligini savunuyordu. Bunu maddi kazanç için yapmiyorlardi; tersine, bunu yaparak maddi kazanç imkanlarini daraltiyorlardi. Aptal olduklari için de yapmiyorlardi. Bayagi akilli insanlardi. Kötü adam olduklari için de yapmiyorlardi. Iyi insanlardi; dünyanin daha iyi bir dünya olmasi için verilecek her türlü mücadeleye kendilerini adamislardi. Duvarin gerekliligini savundular, çünkü duvarin öbür tarafinda olanlarin ‘insanin iyiligi için’ olduguna inaniyorlardi.

Içinde yasadiklari topluma, ‘Ben senden degilim’ dediler. Bu düzene düsman olmaktan ve bu düzenin cevaben kendilerine yapabileceklerinden korkmadilar. Ama pusula olarak ellerine verilmis ‘elkitabini’ sorgulamaktan korktular.

Dolayisiyla bugün de ‘en kritik’ kavram ‘Demokrasi’. Trumporbanlepenborisputinmaduro ve sürekâsini elestirecegiz. Bu elestirinin büyük ölçüde dogru ve geçerli oldugundan fazla süphem yok. Ama onlari elestirirken onlarin verdiklerine karsi ne üretilecegi de önemli. Onun için yaziya ‘Yolçati’ basligiyla basliyorum. Su ugrastigimiz sorunlarla ugrasmanin dogru yolunu bulabilirsek (bu hiçbir zaman taslari önceden döseli ‘tek’ bir yol degil) gerçekten bir ‘yolçati’ durumu yaratabiliriz. Bunu elbette ‘Yeryüzü Cenneti’nin adresini bulacagimiz anlaminda söylemiyorum. Öyle bir yer olmadigi için öyle bir adres de yok. Hayat devam ettikçe sorunlar devam edecek, mücadele devam edecek.

Ancak, uzun süredir dünyada birtakim çarpik çurpuk degerler hegemonya kurdu. Bencillik ‘deger’ oldu; ‘gerçeklik’ birilerinin çikarina uyan sey haline geldi. Motor sürekli ‘saga çekiyor’. Oysa bu dünyanin düzeni ‘rakkas’ ilkesine göre kurulmus. Rakkas bir yöne gidince, anlasilir bir süre sonra öbür yöne gitmesi gerekiyor. Bu degismez bir tekrar da degil, ‘helezoni’ bir asma, geçme durumu da var. Ama çesitli etkenlerin ‘üst-belirlemesi’ bir süredir rakkasin gidis gelisini durdurdu.

Bu yaziyi bir ‘girizgâh’ kabul edin. Post-Korona fütürolojiler arasinda ben de kendi tahminlerimi yazayim, bu girizgahtan baslayarak.

Murat Belge

Back to top button