Korona Günleri

Murat BELGE
Korona Günleri koridoruna girdigimizden beri aksamlari kisa bir “istatistik” seminerinden geçmeye alistik. Bakiyoruz, ölen, kalan sayilarina; iyilesme sayisi yeni vaka sayisini geçmis mi vb? Yani rakam kollar olduk. Rakamlar son günlerde iktidarin istedigi gibi gitmiyor -özellikle Korona rakamlari ve bir yandan da ekonomi rakamlari. Koronanin kötü rakamlari, yani vaka sayisi, ölen sayisi bir süre önce inmisti, simdi yeniden çikmaya basladi. Oysa hükümet bunun ekonomi rakamlarinda böyle olmasini isterdi, “inen rakamlar çikmaya basladi” diyebilmek için. Oysa ekonomide inis var, çikis yok.
Korona’da istemedigimiz rakamlar bu inatçi gidisi sürdürürse ne yapacagiz? Yapacak fazla bir sey yok, çünkü devletin çalisma temposunu düsürecek hali yok; çünkü kasada para yok. Onun için, “Haydi aslanlarim, is basina! Allah kerim” diyecekler.
Neyse bu konuda “gelecek tahmini” isine hiç girmeyeyim, elimde yeterli veri yok. Benim aklimdaki konu, sokaga çikis yasagi ilanindaki tuhafliklar. Hep bildigimiz gibi, birincisinde ilan çok geç (geciktirilerek) geldigi için “izdiham” çikti. Bu da tabii amaçlananin tam tersiydi. O patirtida kaç kisi virüs kapti, Allah bilir. Derken yasaklamanin Cumhurbaskani’nin gönlünün razi olmadigi seferine geldik. “Yasak yok” dediler. Iyi, yokmus, derken “Yasak var” dediler. “Dur yahu, ne oluyoruz, var mi, yok mu?” derken ögrendik ki yeni bir yasakla bizi eve kapamaya Tayyip Erdogan’in gönlü razi olmamis, iptal edivermis yasagi.
Simdi burada, perde arkasinda, Ali’nin Veli’ye gol attigi, Ahmet’in Mehmet’e çaktigi durumlar var mi, bilmiyorum. Oldugunu söyleyenler var ama onlar da somut bilgi degil, tahmin üstüne konusuyorlar. Böyle olaylarin kodunu çözebilen çok az kisi vardir sanirim. Ama ortada uzun boylu sifre çözmeyi gerektirmeyen bir olay var: Cumhurbaskani’nin “gönlü”! sokaga çikma yasagi konmamasinin gerekçesi olarak söylendiginde bazi doktorlar küçük çapta bir sok geçirdiler. Onlarin doktor olmayi ögrenirken üzerinden geçtigi muhtemel durumlar, konular var: Virüsün yapisi ve bulasma biçimleri, enfeksiyonu önleyecek tedbirler vb. Ama bunlarin arasinda “Cumhurbaskani’nin Gönlü” diye bir etken yok. Onun için sasirdilar. Garipsediler de. Ama bu ülkenin gerçekligi böyle çizilmis durumda. Onlarin bilmedigi bu etken simdi olacaklarin tek belirleyicisi.
Ilm-i tibbiyenin konulari arasinda böyle bir etken olmayabilir. Ama Tayyip Erdogan’in not defterinde bunun saglam bir yeri oldugunu varsayabiliriz. Tayyip Erdogan “iktidara bu yorum konusu ” denen seyin “mutlak” olmasi gerektigine inaniyor. Bütün referanslarinin Islam’a iliskin oldugunu bize pek çok kere söyledi; buna aykiri düsen bir sey de yapmadi. Birileri çikip “Hayir, bunun böyle yorumlanmasi dogru degil, su türlü yorumlamaliyiz” diyebilir. Bu her zaman mümkün. Ama bu yorum konusu Erdogan’in “Islami” olduguna inandigi sikki seçmedigini göstermez. Gerçekten de Islam tarihinde “hükümdar”in hakim-i mutlak oldugunu gösteren çok sey vardir ama daha dikkatli bakildiginda o kadar göz önünde bulunmamakla birlikte aslinda etkili birçok kayit kuyut oldugu ve bunlarin hükümdari bagladigi görülür
Tayyip Erdogan’in Islam tarihinden çikardigi ders, bu baglar degil; tam tersine, karsi çikilmaz, itiraz götürmez bir otorite anliyor ve bunu kurumlastirmaya çalisiyor. getirdigi yeni kurallara, kurumlara “Kuvvetler ayriligina aykiri bu” filan diye elestiriyoruz. Bunu söylemek “totoloji” -yani zaten bilinen, orta yerde olan bir seyi söylüyoruz. Ne olacakti? Bu “iktidar” anlayisiyla Erdogan bu ilkenin zedelenmemesini mi gözetecekti?
Bu yaklasim Tayyip Erdogan’in “sahsinda” özel bir biçim aliyor, ancak yalniz ona özgü bir sey degil. Günümüzün yaygin modasi popülizmin oldukça temel bir özelliginden söz ediyoruz. Burada “baskan” hanedanlarda benzerini gördügümüz sekilde hanedandan oldugu için “ehil”. “Erdogan hangi hanedandan” diyeceksiniz. Tamam, bunu mecazen söylüyorum, iradenin mutlakligini vurgulamak için “hanedan” diyorum. Erdogan’a bu kudreti kazandiran “mavi kan” degil, seçimlerde aldigi oy. Ona bu oyu (bunca yildir) verenler, “Sana güvenimiz tam. Bizi sen yönet” demis oluyorlar. “Bildigin gibi yönet,” diyorlar ya da Erdogan öyle dediklerini varsayiyor ve geregini yapiyor. Bizi iyi yönetmesini istiyorsak, onu kisitlayacak herhangi bir kuralin varligina izin vermemeliyiz.
Aklima Mike Hammer örnegi geliyor. Romaninin adi “I, the Jury”. Bunu “Kanun Benim” diye çevirdiler Türkçe’ye. Bizde “jüri” kurumu olmadigi ve hele o zamanlar bilinmedigi için, dogru çeviri. Karmasik yasalar, kurallar, teamüller falan filan. Hayatin her alanini bunlarla doldurmuslar. Bunlar hep o “liberal aydinlar”in marifetleri. Neye elini atsan elini kolunu baglayan yiginla kural. Cesur adam olacaksin, “kanun benim” deyip ortaya çikacaksin. O zaman sana “Adam gibi adam” derler.
Mike Hammer’i icat eden Mickey Spillane’in bir Quaker oldugu aklimda kalmis. Bu dogruysa Spillane de öyle fazla hukuki ayrinti sever bir adam degil. Daha yakin yillarda bu anlayis Amerika’da yeniden yükselise geçti. Bizim burada, belirli kalabalik çevrelerde, her zaman revaçtaydi.
Onun için “gönlüm razi olmadi” cümlesi öyle siradan bir cümle degil. Arkasinda, dogru yanlis, bir devlet felsefesi yatiyor. Bir adama iktidar verdiysen, kullansin diye verdin. Babana nasil güveniyorsan, o adama da ayni sekilde güveneceksin. Bileceksin ki o her zaman kendi vicdaniyla istisare halinde -iste vicdani da halkin iki gün daha evde hapis kalmasina razi olmuyor. Besbelli iyi adam. Üstelik bizi seviyor.
Tayyip Erdogan’in belli basli özelliklerinden biri kendine inanci. O inancin kuvvetiyle kural, kanun dinlemiyor pek. Gene ayni nedenle, amaçlari konusunda gizli kapakli davranmiyor.
Simdi bu davranisiyla da ortaya koydugu gibi, niyetini söylüyor. Tek-adam olma hedefini açikça ortaya koydu. Istedigini elde etti. Bu iktidarini kimseyle paylasmaya niyeti yok. Bu konuda gizlisi saklisi da yok.
——————————————————-
T24 22 Haziran 2020
Murat Belge