IZMIR DEPREMININ DÜSÜNDÜRDÜKLERI

Günlerdir Izmir yöresinde meydana gelen deprem konusuluyor. TV ekranlari, gazete sayfalari bunun yol açtigi acili sahneleri yansitiyor.
Öncelikle depremde yikima ugrayan, bir dizi can kaybeden Izmir ve çevre halkina, bu yöredeki dost ve arkadaslara geçmis olsun diyorum.
Söz konusu deprem bir kez daha bazi gerçekleri ve buna iliskin sorulari gündeme tasidi: Malum, deprem bir doga olayi, ülkemiz de -dogusu ve batisiyla- bir deprem kusagi üzerinde. Depremleri önlemek mümkün degil, ama onun verdigi zararlari önlemek veya asgariye indirmek mümkün degil mi?
Pekala mümkün. Bu, saglam evler, binalar yapmaya, planli kentler kurmaya bagli. Bunu basaran pek çok ülke var. Bu ülkelerde 7 veya üzerindeki siddetli depremler bile bizde yasanan türden yikimlara, can ve mal kayiplarina yol açmiyor.
Nitekim böyle oldugu her depremin ardindan konusuluyor, ama tedbiri de alinmiyor. Tedbirin ne oldugunu söylemeye gerek var mi? Yeni binalari depreme dayanikli biçimde insa etmek, eskilerini ise yine buna uygun biçimde dönüstürmek
Peki bu ülkede bu neden yapilamiyor? Her depremden sonra dövünüp bunca ah vah ettikten sonra neden gereken yapilmiyor?
Bu ülkenin ekonomik olanaklari mi el vermiyor? Hayir, daha önce de çesitli zamanlarda, çesitli yazilarimda dile getirdigim üzere, söz konusu kaynaklar yeterince var, sorun bu degil. Sorun, bu ülkeyi dünden bugüne yönetenlerin sorunlari akla uygun biçimde çözmeye yanasmamalari, bunun için gerekli sorumluluk ve enerjiden yoksun olmalari. Onlar ne yazik ki sorun çözeceklerine izledikleri yanlis yöntemlerle yeni sorunlara yol açiyorlar.
Sadede geleyim: Her sey bir yana, iki alan var ki onlar iyi düzenlendigi zaman tüm ekonomik ve sosyal sorunlar çözülür
Bunlardan biri iç ve dis baristir. Türkiye’de yönetim yillardir içerde savasiyor ve hemen tüm komsulariyla bir gerilim ya da çatisma içinde.
Içerdeki savas on yillardir sürüyor ve ülkenin yüz milyarlarca dolarini yuttu. Üstelik bu savas yüzünden, 60 binin üzerinde can kaybi bir yana, Kuzey Kürdistan’da binlerce köy, pek çok kent yerle bir oldu, bölgede tarim ve hayvancilik çöktü. Ki burasi yüzyillardir Ortadogu bölgesinin et ve süt ürünleri deposu olmakla ün yapmisti.
Kürt sorunu esitlik temelinde çözüldügü, yani Kürt halkinin tüm temel haklari tanindigi zaman bu sorun biter ve ülkeye baris gelir. Bunun biçimi ise öteden beri söyledigimiz gibi federasyondur.
Baris ortaminda yikima ve bunca silaha ‘mermiye, bombaya, tüfege, tanka, topa, savas uçagina-gerek kalmaz. Bunca büyük bir orduya ve polis gücüne de gerek kalmaz. O zaman söz konusu devasa kaynaklar pekâlâ ekonomik ve sosyal gelismeye ve ülkenin öteki sorunlarini çözmeye harcanabilir.
Kürt sorununun çözümsüzlügü, Türkiye’nin yalniz sinirlar içinde degil, sinirlar ötesinde de savasmasina yol açiyor. Günümüzde güney sinirlarinin ötesinde, Irak ve Suriye’de (gerçekte Güney ve Güneybati Kürdistan’da) olan budur.
Ama Türkiye bunun da ötesinde Libya’da, Dogu Akdeniz’de, Kafkaslarda, nerdeyse uzak yakin tüm komsulariyla bir çatisma ya da gerginlik politikasi içindedir. Ve bu durum ayni zamanda, Türkiye’yi asiri bir silahlanmaya iten, militarizmi güçlendiren bir durumdur.
Böyle olmasi zorunlu mu? Bu dogal ve akla yakin bir durum mu?
Elbette degil. Ülkenin yararina olan barisçi politikalardir.
Ülkenin önemli kaynaklarini yutan diger bir alan ise Diyanet Isleri Teskilati’dir Gerçek anlamda laik ve çagdas bir ülkede din islerini düzenleyen böylesi devasa bir kurum olmaz.
Öteden beri söylüyoruz: Diyanet Isleri teskilati laiklikle bagdasmaz. Bu, devletin din alanina müdahalesidir. Devlet din alaninda tarafsiz olmali, hiçbir inanca imtiyaz tanimamali, hiçbir inanca karsi tavir almamalidir. Gerçek laiklik ve inanç özgürlügü budur.
Bu nedenle diyanet Isleri Teskilati bir devlet kurumu olmaktan çikarilmali, örnegin bir vakfa dönüstürülmelidir. Dileyen bu vakfa destek versin. Cami yapilacaksa bu vakif yaptirsin, Sünni din adamlarinin maasi ödenecekse bu vakif ödesin.
Böyle bir düzenleme yapilirsa bu kuruma giden devasa kaynaklar da ekonomik ve sosyal gelismeye, örnegin egitim ve saglik alanina gider.
Bu durumda ülkenin tüm sorunlari gibi depremlere karsi tedbir alma da kolaylasir ve bu sorun da kisa zamanda çözülür.
Iste sorunlari çözecek anahtar: Içte ve dista barisçi politikalar ile gerçek anlamda laiklik, yani inanç özgürlügü.
Her depremde ah vah edecegimize, akilli ve sorumlu insanlar gibi davranalim, çözüme odaklanalim.
5 Kasim 2020
Kemal Burkay