Alingan miyiz, yoksa saldirgan miyiz?

Siz sesizce düsüne durun, ben yine sesli düsündüm. Malum bir tahtasi eksik (!) olan, çocuk ruhu olan insanlari yasi kaç olursa olsun. Bazen aklina geleni uzun uzun düsünmeden, söyleceklerini araya çok zaman girse de, gün gelir, o duygular tetiklenir ve aniden kalemine veya agzina geli verir.
Biri, digerine, gözünün üstünde kasin var demeyi versin. Amman! hemen alinganlik gösterip, saldirganliyoruz? Bu alinginlik bizlere neler getirdi neler kaybettirdi. Herbiriniz kendi iç dünyanizda veya alinganliginizi veya kendi eksikliklerinizi örtbas etmek için, bu kadar uç noktalarda tepki verilir. Biri samimi, siradan bir öneri, ortaya atilmis bir fikir cimlastiligi niteligindeki politik elestiri yapmaya dursun. Bir bakiyorum hurra bir savunma, bir sosyal siyasal, tahlilere basvurmalar.
Muhatap olan olmayan, sosyal medyada; kendi kusur ve kabahatini eksikligini örtbas etmek veya kendindeki kusuru görmemek için, kiliçlar kusanir, kinindan çikarilir; vur allah vur. Uzun uzun konusmalar, uzun uzadiya eski usul savunma teknikleriyle akila hayale sigmayacak savunmalar.
Niye saldirganlasiyoruz? Hele bir duralim, derin bir nefes alalim, soguk degil ama ilik bir bardak su alip yavas yavas yudumlayalim. Bakin o içinizde biriktirdiginiz, öfke, saldirganliginiz nasil da düsüyor. Lafi uzatmiyayim. Yaninda uzun yillarimi birlikte geçirdigim ustam, böyle durumlarda su yorumu yapardi. Her bitki kendi kökü üzerinde yetisir. Kaktüs kendi kurak topraklarinda, çaliçirpi kendi kurak topraklarinda, dikeni bol otlar yine kendi yetistigi kurak, sudan, havadan günesin bol olmasina ragmen onu dogru ölçüde nasiplenmeyen, içine sindirmeyen bitkiler gibidir insanda.
Bir insan, eger kendi ego, zaaflarini törpüleyebilmeyi becermisse, kendi kökü üzerinde dogru büyür. Dogru uzar, dogru yol gider, dogru tepki gösterir. Eger bir insan, saldirgan, sürekli büyüdügü gelistigi ortamda, siddet ve hosgörü ortami azsa, yasadigi ülke ortami, sosyal siyasal, ekonomik, edindigi kültür, ortami da gergin ve saldirganlikla doluysa, o insan da, istedigi kadar okusun, istedigi kadar zaaflarini törpülesin. Toplumda önemli yerlere gelsin. Ama eger kendisine bir elestiri yapildiginda, ya da, kendisine ters gelen bir yorum bir bakis açisi yapildiginda, onu bir usta resam gibi usta bir sair gibi kelimeleri kullanamazsa, usta bir dervis gibi kamil, sonsuz sevgiye sahip bir kadin gibi onu alip içinde yogurup, dogru söze dönüstürebiliyorsa. O kamildir. O insanin eli öpülür. Yaptigi elestiride, söyledigi olumsuz da olsa dikkate alinir. Yoksa gerisi havanda su dövmektir.
Elestirinin de bir dili, bir hakikat yönü olacagini bilip, onu yeniden düsünmek ve yeniden yorumlamak, hep kendi söylediginin dogru olacagina kendini ve toplumu inandiranlar. Basta kendisine sonra da içinde yasadigi topluma zarar verirler. Toplumumuzda öncülük eden, melelerden, dedelerden, seroklardan, baskanlardan, bilmem neyin nesi olan makam düskünü ve taht sahibi olmus onlarca feodal yapili aydin görünen kafalilardan bu toplum çok çekti. Çekmeye de ne yazik ki devam ediyor.
Babamin bize sik sik anlattigi bir hikaye aklima geldi. Onunla bu yaziyi devam etireyim. Hepiniz eminim bu hikayeyi defalarca duymussunuz ama ben yeri gelmisken, babamin anlattigini sizlerle paylasayim. Taktir siz okuyucularin olacak.
Malum hikayedir; babanin birisi; ogluna hep sen adam olamazsin dermis ,oglu da ileride göreceksin nasil bir adam oldugu mu sana gösterecegim,der, dururmus babasina.
Aradan yillar geçer delikanli okur ve bir ile vali olur. Vali oldugu gün yardimcisina emir verir babasinin ismini vererek; git falan köyde bir adam var onu alin getirin benim huzuruma der.
Emir kulu kendisine verildigi emir üzerine, hazirligini yapar ve babasinin yasadigi köye dogru yol alir. Az gider uz gider, dere tepe düz gider. Nihayetinde sonunda sora sora, valinin babasinin yasadigi eve ulasir. Kapiyi çalar: sorgusuz sualsiz valimizin emri üzerine sizi ona götürmemiz emir edildi. Gelen memurlar, valinin babasini apar topar alip valinin huzuruna getirirler, babasinin içeri girmesiyle, hal hatir dahi sorulmadan; oglu babasina baba; ‘bana ‘adam’olamazsin diyordun bak ben bu memlekete vali oldum, vali’ der.
Babasi karsisindakinin oglu oldugunu görünce, su cevabi verir: ‘Oglum ben sana vali olmazsin demedim ki, ‘adam’ olamazsin dedim, ‘adam’ olsaydin babani ayagina getirmezdin’ der, ogluna.
Bu hikayeyi çok severim siradan bir hikaye gibi olsa da;aslinda bir tapinak notu gibidir..Çok büyük derinligi vardir. Kim nasil anlamak isterse öyle anlar. Ve nasil bir ders çikarmasi gerekiyorsa yine her insan kendine göre bir ders çikarir. Eger ders çikaracak yetenek ve utkuya sahipse. San-söhret, alingan davaranip saldirganligi seçen kibirli davrananlarin, geldigi yeri unutanlar. Ders aldigi hocanin da hakli olacagini bilerek, hocaninda kulak boynuzu geçegini hatirlayarak. Hosgörüs, nezaket, büyüge saygi bizim kültürümüzün en önemli parçalarindan biridir. Ancak, büyüklerinde her zaman dogru yapmadigini artik her çocuk da her yetiskinin de kendi görüslerini yasamisliklarini tanikliklarini anlatma paylasma hakki oldugudur.
Ben burda bir yorumda bulunursam. Kendi bakis açim ve yasamisliklarim ve tecrübelerime dayanarak yazarim. Bana yanit verecek veya bana katilip katilmayanlarda kendi düsünce ve tecrübelerine göre yazdiklarimi yorumlar. Ne yazik ki, bir resme bakarken, bir yaziyi okurken, yazanin ne demek istedigine bakmadan. Yazan kisiyle ilgili bir ön yargi olusmussa. Onu bilinç altimizda birikmislerle okuyor ve yorumluyoruz. Insan beseridir derdi babaannem, insan olan hata yapar. Kusur isler. O kusuru hatasini kabul edip, kamile ermek var, bir de o kusurunu baskalarina saldirarak örtpas etmek. Kusurlu taraflar oldugu gibi, kusursuz olanin da kusurundandir kusurun görülmesi. Tahamül. Sabirli. Kamil düsünce. Özelde de, kültürümüzde de günlük yasamdada siyasette de vazgeçilmez olunca. Kusurlar giderilir. Yol yordam erkan bilenle, yol yürünülür.
Belki de yanlisligimiz burda. Ya da yapilan dogru da budur. Herkes kendine göre bir olayi yorumlarsa, kaus çikar. Ama ahlak, kültür, nezaket ölçülerinde, elini vicdanina koyarak. Elestiri ve övgüler yapilirsa. Kimse göklere çikarilmaz. Hatasiyla eksigiyle de hos görülür. Daha iyisi yapilmaya çalisilir. Gücün, yetenegin ve sabrin varsa.
Ben bu hikayeyi neden yazdim ona gelecegim.
Adam’ olmak insan oldugunu unutmamak ve karsindakinin de bir insan oldugunu aklindan çikarmamaktir.
Karsindakinin yerine kendini koyabiliyorsan ne güzelsin. Kendine yakistirmadigin sözleri baskasina da söylemiyorsan bir anlamin var, yoksa begenmediginden farkin kalmiyor.
Alinganlik da kimi zaman, doga felaketleri gibidir tarihini, siddetini,hizini ve mevsimini kestiremezsiniz? Bu saldirganliga ve yikiciliga sebep olur. Ortak geçmise her zaman sahip çikilmasa da saygili olmak. Olana yeni güzel seyler katarak yola devam etmek farkindaliktir. Yoksa bir sözle, insan kötü olmaz, bir söz söylemekle de insan hakli olmaz.
Mevlana diyorki; Hayatta en çok keyif aldigim sey; kendimi hakli çikarmak veya ifade etmek için ugrasmamamdir. ‘bizi bilen bilir, bilmeyen de kendini bilir.’ hersey neye laikse ona dönüsür’ diyor.
Bunca sözün üzerine artik ne desem söz uzatmis olurum. Insan dogasi geregi elestirilmedikçe hep dogru yaptigina inanir;bazen yillarin içinde biriktirdigi düsüncesinin körü olur,bazen de ideolojisinin üretiklerinin efendisi. Taktir sizindir.
Necla Çamlibel