GEÇMISTEN KISA BIR ÖZET – 2

Bir önceki yazimda 1960 ve 1970’li yillardaki çalismalarimizdan kisa bir özet vermistim. Devam ediyorum:
1975 yili basinda Kürdistan sosyalist Partisi’nin kurulusundan kisa bir süre sonra aylik Özgürlük Yolu dergisini çikardik. 1980 yilina kadar yayinina devam eden dergi, kadrolarin egitiminde ve kitlelerin bilinçlendirilip örgütlenmesinde büyük rol oynadi. Tiraji 10-12 bindi. Daha sonra yurt disinda ‘Riya Azadi’ adiyla yayinini sürdürdük.
1977-79 yillarinda nice engel ve baskilarla bogusarak TC tarihindeki ilk Kürtçe gazeteyi, Roja Welat’i çikardik. Tiraji 30-40 bindi.
Ülkede Nevroz etkinligini ilk kez 1977-78 yillarinda Devrimci Halk Kültür Dernekleri (DHKD’ler) eliyle hayata geçirdik.
1977 yilinda Ankara’da Roja Welat’in merkezinde, 20 kadar gençle ilk Kürtçe dil kursunu hayata geçirdik. Dersi veren bendim.
O yillarda ‘Dersên Zmanê Kurdi’ (Kürtçe Dil Dersleri’ adli, simdi ülke içinde sekizinci baskisini yapan kitabi yazdim. Daha sonraki yillarda ise simdi yurt içinde 7. Baskisini yapan 550 sayfalik, Kürdistan cografyasi, Kürt tarihi ve edebiyatini ele alan ‘Kürtler ve Kürdistan’ adli eseri
Kürdistan Sosyalist Partisi’nin kurulusundan birkaç yil sonra Avrupa’da Kürdistan Isçi Dernekleri Federasyonu (KOMKAR) olustu. Arkadaslarimizin yönetimindeki KOMKAR, uzun yillar Kürt emekçilerinin ve aydinlarinin yurt disindaki en etkili, kitlesel örgütü idi ve halkimizin kültürüne çok büyük hizmetler yapti, dört parçadaki ulusal mücadeleye önemli bir destek sagladi ve 12 Eylül fasizmine karsi etkin bir mücadele yürüttü. Hâlâ bu etkinlikleri sürdürüyor.
Bu süre içinde kitleleri bilinçlendirmek için yüzlerce konferans ve kültürel etkinlik düzenledik; Türkçe ve Kürtçe dillerinde onlarca dergi, gazete ve çesitli dillerde bültenler çikardik; bir dizi yayinevi kurup Kürt dili ve tarihi, Kürt sorunu üzerine yüzlerce kitap yayinladik; Kürt halkinin durumunu uluslararasi kamuoyuna duyurmak ve destek saglamak için onlarca rapor hazirladik, yüzlerce diplomatik görüsme yaptik.
1979 yilindan baslayarak Kuzey parçasinda ulusal güçlerin birligi, dört parça için de ulusal kongre toplamak için çok çaba harcadik. Ulusal Demokratik Güçbirligi (UDG), Besli Çalisma, TEVGER, 12 örgütün katildigi cephe çalismalari, vb Dört parçadan örgütlerle ulusal kongre kurma çalismalari Buna Türkiye ve Kürdistanli alti sol örgütün olusturdugu anti fasist nitelikteki SOL BIRLIK’i de eklemeliyim.
12 Eylül fasist rejiminin bir ölçüde zayifladigi 1987 yilindan baslayarak yurt içinde yurtsever ve demokratik güçlerin bir legal parti çatisi altinda bir araya gelmeleri için de çok çaba harcadik: HEP, DEP, DDP, DBP, son olarak da HAK-PAR’in olusmasinda öncü bir rol oynadik.
1999 yilinda Öcalan’in yakalanip Türkiye’ye getirilmesinin ardindan, onun teslim olup 12 Eylül öncesinde oldugu gibi yeniden devletin hizmetine girmesi ve partisinin de onu izlemesi nedeniyle, devletin de bu durumdan yararlanip Öcalan ve PKK eliyle Kürt ulusal hareketini bitirme çabasi üzerine, ortaya çikan son derece moral bozucu ortamda kitlelere umut vermek ve Kürt ulusal hareketi bakimindan etkin bir seçenek olusturmak için diger yurtsever çevrelere ve sahsiyetlere çagrida bulunduk, Avrupa ülkelerinde ve yurt içinde bir dizi toplantilar düzenledik. ‘Biz bu yükün altindan tek basimiza kalkamayiz, güçlerimizi birlestirelim’ dedik. Özgürlük ve demokrasiden yana olan -sosyalist, sosyal demokrat, liberal ve dindar-tüm yurtsever kesimleri bir araya getirelim,’ dedik Tüm bu çalismalar sonucu Avrupa Kürt Platformu ile HAK PAR olustu.
Daha da uzatmaya gerek var mi? Sanirim bu kadari bile Kürt sosyalistlerinin ulusal mücadelemize yaptigi büyük katkiyi göstermeye yeter.
Ama gözlerine perde çekmis, kulaklarina bez tikamis birileri, bütün bunlari görmezden geliyor ve geçmiste oldugu gibi simdi de ‘Kürt milliyetçiligi’ perdesi altinda sosyalist hareketi tu kaka göstermeye çalisiyor ve bize, yani Kürt sosyalistlerine saldirmayi bir marifet saniyorlar.
Daha Özgürlük Yolu ve Roja Welat’i çikarip sistemle ve onun fasizan güçleriyle gögüs gögüse bir mücadele yürüttügümüz 1970’li yillarda bize yönelik söz konusu karalama kampanyasi baslamisti. Bazilari, kendileri Kürtçe bile bilmezken, sosyalist görüsleri savundugumuz için bizi ‘Kürdistan’in yaban gülü’ diye nitelediler, Kürt halkinin devrimci ve demokratik güçleriyle dayanismaya karsi çiktilar, demokrasi mücadelesini küçümsediler. Hatta fasist tirmanisa ve yaklasan fasizm tehlikesine ragmen ‘Bizim mücadelemiz anti sömürgecidir, fasizme karsi mücadele bizi ilgilendirmez!’ dediler.
Buna karsilik biz, bir yandan Kürt halkina karsi sömürgeci ve irkçi-soven baskilari yogun biçimde teshir ederken, yine bazi Türk sol çevreleri tarafindan dile getirilen Kürt sorununa iliskin yanlis tezlere karsi teorik bir mücadele yürütürken (TIP, TKP ve Dev-Yol ile, Maocu kesimle yaptigimiz çok sayida polemik), diger yandan Türk halkinin ilerici, demokratik, devrimci güçleriyle dayanismayi kararlica sürdürdük. Ortak mitinglere, yürüyüslere katildik ve ‘Halklara Özgürlük’ sloganini ortaklasa yükselttik. Özellikle Türkiye Sosyalist Isçi Partili (TSIP) arkadaslarla ve Kurtulus Grubu ile sicak iliskilerimiz oldu. Çesitli demokratik kitle örgütlerinde birlikte çalistik.
200. 000 üyeli Türkiye Ögretmenler Birligi’nin (TÖB-DER) yönetimini bir dönem TSIP’le, ikinci dönem TSIP, Kurtulus Grubu ve Dev-Yol’la paylastik. Böylesi bir dayanismanin hakli davamizi Türk kamuoyuna duyurmak ve destek saglamak için çok önemli sonuçlari oldu.
Örnegin TÖB-DER’in 1978 yilinda düzenledigi Demokratik Egitim Kurultayi’nda Roja Welat gazetemiz üzerindeki baskilara karsi bir karar çikti. Yine bu kurultayda anadilde egitimi destekleyen bir karar çikti ve kurultaya konuk olarak katilan 40 kadar sendika ve demokratik kurulus tarafindan desteklendi ki bunlar arasinda DISK, Türkiye Yazarlar Sendikasi ve Halkevleri vardi.
Tüm bu nedenlerle o dönemde de sosyalizm karsitligi yapan ve demokrasi mücadelesine karsi çikan Kürt çevreleriyle aramizda yogun tartismalar yasandi. Biz sosyalizmin Kürt halkina yabanci bir ideoloji olmadigini, her halk gibi Kürt toplumunun da siniflardan olustugunu, isçilerin ve yoksul köylülerin ideolojisi oldugunu söyledik. Demokrasi mücadelesinin, demokratik hak ve özgürlüklerin Kürt halki bakimindan önemini dile getirdik.
1960’li ve 70’li yillar dünyada sosyalist dalganin yükseldigi ve sosyalizmin prestijinin yüksek oldugu bir dönemdi. Bunun ve bizim yürüttügümüz teorik mücadelenin, bizzat pratikte olup bitenlerin de etkisiyle söz konusu yanlis görüsler ‘hadi ‘bozguna ugradi’ demeyelim, bu baylarimiza pek dokunmus- etkinligini yitirdi. Söz konusu Kürt çevrelerinin nerdeyse tamami sola yöneldiler; hatta bizi solladilar. Sosyalist, hatta komünist görünmekte yarisa girdiler. DDKD’liler ‘Kürdistan Öncü Isçi Partisi adini aldilar ve her agizlarini açtiklarinda ‘Biz komünistler’ der oldular. Daha önce anti fasist mücadeleyi gereksiz sayan, ama fasist darbeden sonra solugu yurt disinda alan Rizgarici sefler (Kotan kardesler) diyasporada ‘Komünist Partisi Insa Örgütü’ diye garip girisimler içine girdiler. KUK’çular onlarca yilin KDP’sini Marksist-Leninist bir partiye çevirmeye kalktilar. Ve bu arada tümü de bizi, yani Kürdistan Sosyalist Partisi’ni, bazi Türk radikal, sivri sol kesimlerinin diliyle, ‘Revizyonist’ ve ‘reformist’ olarak suçlar oldular.
Diger bir deyisle bu kez de Kürt kesiminde sol modasi basladi ve is açik arttirmaya vardi.
Bu moda 1980’li yillarin sonuna kadar devam etti. Sonra, ne zaman ki Dogu Avrupa’da ve Sovyetler Birliginde sistem çöktü, bu arkadaslar da son sürat geriye, eski mevzilerine, sosyalizm karsitligina döndüler. Isin garibi bu kez de sosyalizme bulasmis olmanin suçunu bize attilar, daha önce ikide bir ‘biz komünistler’ diye söze baslayan bir parti genel sekreteri, ‘Bizi kandirip sosyalist yaptilar, ‘ diye dert yandi. Son yazilarimin altina yapilan bir bölüm yorumdan da ahliyorum ki böyle düsünenler az degil.
Ilginç degil mi, önce sosyalist oldugumuz için bizi suçla, sonra kendin modaya ayak uydurup sosyalist ol, ya da öyle görün ‘hem de keskin sosyalist-, ama bu kez de yeterince iyi sosyalist olmadigimiz için bizi suçla, sonra sistem dagilip sosyalist hareket güçten düsünce hizla vazgeç, ama yine bizi suçla!.. Suçlanmamak için ne yapsaydik bilmem ki? Tam da “Degirmenci, Oglu ve Esegi” hikâyesi…
Biz ise havlu atmadik, sosyalist kimligimizi koruduk. Olup bitenleri serinkanlilikla tahlil ettik ve parti içinde ve yayin planinda yaptigimiz tartismalar sonucu, sosyalist ülkelerin pratiginden, kimi yanlislardan dersler de çikararak 1992 yilinda yaptigimiz 3. Kongre’de sosyalizme iliskin görüslerimizi yeniledik. Isçi sinifi diktatörlügünü yanlis olarak niteledik ve çok partili, çok sesli sistemden sosyalizme barisçi geçisi benimsedik.
Sonuç olarak sosyalizmi, demokrasi mücadelesini ve yan yana yasadigimiz halklarin devrimci ve demokratik güçleriyle dayanismanin önemini savunmak yine bizim omuzlarimiza kaldi.. Bundan pisman degiliz. Ben kendi payima bundan gurur duyuyorum. Yoldaslarimin da söyledigi gibi, bu ilkeli bir durustur.
10 Eylül 2021
Devam edecek
Kemal Burkay