YASAR KEMAL VE HASAN HÜSEYIN KORKMAZGIL

Kemal Burkay
Su günlerde iki degerli dost ve yazarin anma günü pes pese geldi. Biri Yasar Kemal, digeri Hasan Hüseyin Korkmazgil.
Sair Hasan Hüseyin Korkmazgil’le 1963 yazinda Ankara’da tanistim. 1967 yilinda biz üç Kürt arkadas, Yeni Akis Dergisi nedeniyle Ankara Ulucanlar’da yattigimiz dönemde o da Kizilirmak adli siiri nedeniyle bir süre ayni cezaevinde tutuklu kaldi. Sol görüsleri ve yazilari nedeniyle daha önceki yillarda da hapis yatmis, çok çile çekmisti. Sicak, cosku dolu bir insandi. Anilarimin 1. Cildinde Hasan Hüseyin’i anlattigim bölümler var. Ne yazik ki erken bir yasta, 26 Subat 1984’te (57 yasinda) yasama veda etti.
Yasar Kemal’le ise ilk 1961 yazinda Istanbul’da tanistim. Daha sonra Türkiye Isçi Partisi’nde, hapislerde, yurt disinda birçok kez yolumuz kesisti. Bu nedenle hem anilarimin 1. Cildinde, hem de diger ciltlerde birçok kez Yasar Kemal’den söz ediyorum. Son olarak 28 Subat 2015’te ölümü nedeniyle, anilarimin kisa süre önce basilan 5. Cildinde onunla ilgili olarak sunlari yazmisim:
Yasar Kemal Hayata Veda Etti ‘ 28 Subat 2015
Yasar Kemal 28 Subat günü hayata veda etti. Ölümünün ardindan onunla ilgili olarak, 1 Mart tarihli ve ‘Yasar Kemal de toprak anaya döndü’ baslikli yazimda sunlari demisim:
1950’li yillarda onun bir okuru ve hayraniydim. Türkçe yazi dilimin, üslubumun biçimlenmesinde Resat Nuri Güntekin, Sait Faik ve Nurullah Ataç’la birlikte etkili olan birkaç yazardan biriydi.
Babasi Çukurova yöresine Van Gölü’nün kuzey kiyisindaki Ernis Köyü’nden göç etmis. Van’da ögretmenlik yaptigim yillarda (1956-57) bu köyden akrabalariyla tanismistim.
1963 yilinda Osmaniye’de kisa bir dönem kaymakamlik yapmistim. Anilarimda Çukurova’dan söz ederken söyle diyorum: ‘Çukurova sitmasi ve Yasar Kemal’iyle ünlüdür.’
Ayni yillarda yüz yüze tanistik. Türkiye Isçi Partisi’nin Genel Yönetim Kurulu’nda ve MYK’da bir dönem birlikte çalistik.
12 Mart 1971 muhtirasinin ardindan bir ay süre ile Istanbul’da Davutpasa Kislasi’nda ayni kogusta kaldik. Israil Konsolosu Efraim Elrom’un kaçirilisi nedeniyle 50 kadar siyaset adami, sendikaci, yazar ve akademisyen rehine olarak gözaltina alinmistik. Aramizda Muammer Aksoy, Dogan Avcioglu, Kemal Türkler, Samim Kocagöz, Prof. Ismet Sungurbey ve daha birçok taninmis kisi vardi. Rehinelerin bir bölümü Ankara’da TIP davasinda, bir bölümü de Diyarbakir’da DDKO davasinda yargilanmakta idiler. Ben de o dönem bu iki davada tutuklandim ve yargilandim.
Anilarimin 1. Cildi’nde bu gözalti süresini anlatan bölümde Yasar Kemal’le ilgili sunlari yazmisim:
‘Diger yandan, yazarlik, bir bütün olarak sanat, biraz da gösteri ve abartmacilik degil mi? Bir ressam dogadan aldigi renkleri, biçimleri oldugu gibi yansitsa ressam mi olur? Bir müzisyen dogadan aldigi sesleri degistirmeden, düzene sokmadan iyi eserler verebilir mi? Bir sair duygulari, yasamin manzaralarini, sözcükler yoluyla harmanlamak, biçimlendirmek, yeniden yaratmak zorundadir. Abarti bütün bunlarda, öyküde, romanda, tiyatroda var; o ögelerden biridir; bir bakima yeni, degisik, çarpici olandir…
‘Yasar Kemal’in romanlarini okurken bunu hep düsünmüsümdür. Yasar gerçekten büyük usta. Onda, ancak soylu yazarlara özgü, nesnelerin derinine, iliskilerin özüne varan bir düsünce derinligi, gözlem zenginligi, ayni zamanda, iyiye ve güzele düskünlügün, dogaya ve insana sevginin yarattigi ozanca bir cosku var. Bu ikisi bir arada olmadan yeni, ilginç, çarpici seyler yazilamaz. Bu olmadan okur hayran birakilamaz.
‘Haksizliga, zulme karsi, ani gelince içinde bir cesaret kivilcimi çakan, yüregi isyan eden Ince Memed biraz da Yasar Kemal’in kendisidir. Kasabadaki genç arzuhalci, içinde korku ve cesaret çarpisan, kitap kurdu, düzen karsiti Ali de odur. Gelenekçi, feodal, güçlü, acimasiz Dervis Bey’de bile sicacik, sevecen, onurlu yanlar bulur çikarir Öykülerinden birinde gözü pek, acimasiz kartal ile sanki doganin güzelliginin, yasama sevincinin bir sembolü olan nazli ceylanin öyküsünü verir. Kendinizi hem can alici kartalin hem can derdindeki ceylanin yerine koyabilirsiniz. Ikisine de rollerini doga vermistir. Bu öyküde zengin bir gözlem birikimi ve düs gücü vardir. Tek basina bu öykü bile büyük ustayi görmemize, ona hayranlik duymamiza yeter. (Anilar, Cilt 1, sayfa 294 vd.)
Yasar Kemal 12 Mart sonrasi örgütlü siyasetten çekildi, kendisini tümüyle romanlarina verdi. Bence iyi de etti. Onun gibi usta ve büyük bir romancinin yaptigi is zaten yeterince yararliydi. O ezilenlerin, sömürülenlerin, hakki yenenlerin bir sözcüsü idi. Yüregi insan gibi doga üzerine de titrerdi; agacin otun, börtü böcegin hakkini savundu.
Kanimca Nobel Edebiyat Ödülü’nü fazlasiyla hak etmisti. Ama bazi antikomünist yazarlara cömertçe dagitilan bu ödül, herhalde Marksist oldugu ve Sovyet yanlisi bir partide (TIP) siyaset yaptigi için ona verilmedi. Nobel Baris Ödülü’nün de çogunlukla, barismadan önce uzun yillar savasip dünyayi kan revan içinde birakanlara, örnegin Kissinger’e ve Menachem Begin’e verildigi gibi
Yasar Kemal’le son olarak, 1997 yilinda, Alman Yayincilar Birligi’nin ödülünü almak için yurt disina çiktiginda Köln’de görüsmüs, sohbet etmistik.
Uzun bir hayati oldu, bol ve güzel ürünler verdi ve herkes gibi kaçinilmaz biçimde toprak anaya döndü. Eminim gözlerini kaparken, isini iyi yapmis insanlarin iç huzuruyla mutlu gitmistir. Dünya henüz onun görmek istedigi, düsledigi dünya olmaktan çok uzak olsa da
Yasar Kemal tüm o yazdiklari, eserleriyle, romanlarindaki kahramanlarla birlikte yasamayi sürdürecek.
Dengê Kurdistan