Acayip ve Ürpertici
Türkiye’nin ve az çok bildigim ülkelerin tarihlerinde benzerine rastlamadigimiz bir olayla karsi karsiya oldugumuzun farkinda misiniz?
Kasdettigim su: AKP’nin ‘etegine yapismis MHP ile’ Meclis’e getirdigi Anayasa taslagi ile ‘hadi diktatörlük demeyelim de’ Cumhurbaskani makamindaki kisiye tüm devlet güçlerine hükmetme yetkisi veren bir rejim teklifi yaptigi ortada. Bu kisinin de ‘en az on yillik bir süreyle’ Bay Erdogan’in olmasi öngörülmekte.
Benzersiz, hatta gayet acayip olan nokta surasi: Bildigimiz tarih(ler)de birisi için böylesi bir rejim degisikligi için harekete geçildiginde; tüm devlet yetkileri bu kisinin eline verilsin denildiginde o kisi ya muhaliflerinin dahi inkâr edemedigi olaganüstü yetenek ve becerisiyle temayüz etmis biridir veya ardinda son derece parlak yöneticilik basarilariyla dolu bir sicil vardir. Zaten en üst yönetici makaminda olan o kisiye, bu olaganüstü nitelikleri ve parlak siciline dayanarak çok daha fazla yetki ve güç tahsis etmenin böylece bir ‘mantigi’ olabilir.
Peki de Bay Erdogan’in sahsinda durum böyle midir?
Eger 2011 seçiminin ertesinde olsaydik, her seye ragmen ‘asagi yukari böyle’ diyen ‘Bay Erdogan’in kendisi de dahil’ epeyce bir kesim olurdu. Nitekim o seçimin sonuçlarinin üç asagi bes yukari kestirilebilir oldugu siralarda, seçim zaferinden emin Bay Erdogan 2011 sonrasinin kendi ‘ustalik dönem’leri olacagini müjdeliyor ve bununla hedefin bir ‘baskanlik rejimi’ oldugunun ilk sinyallerini de veriyordu. Ama gayet ilginçtir ki o siralarda yapilan kamuoyu yoklamalari Türkiye toplumunun hatiri sayilir bir çogunlukla bir baskanlik rejimine karsi oldugunu gösteriyordu.
Ordu gibi ‘disli’ bir rakibi hem de kibrini kirarak safdisi etmis, diger partileri ‘bundan sonra birinci parti olmamiz hayal galiba’ dedirtecek kadar gerisinde birakmis görünmesine ragmen; bizzat AKP’ye oy vermis kesimin ‘en az üçte birinin’ bile Bay Erdogan’in baskanlik rejimine karsi olusu, parlamenter rejimi sahiplenme ve koruma bilincinin yüksekligine mi yorulabilir; yoksa Bay Erdogan’i onca seçim basarisina ragmen toplumun büyük çogunlugu tarafindan tüm güç ve yetkileri elinde tutmaya layik bir sahsiyet gibi görmedigine dair bir sezgi ile mi iliskilendirilebilir?
Geçelim. Ama bilindigi üzere Bay Erdogan’in ve maiyetinin ‘baskanlik rejimi’ sevdasi geçici degildi. 2011 seçimlerinden sonra o ve ekibi, AKP iktidarinin her iddiali ve ‘basari’ umdugu girisimi ile birlikte baskanlik projesini de sürüme soktu. Ve yine dikkate degerdir ki; bu girisimlerle beraber Bay Erdogan’in kisiligini, kisisel vasiflarini yücelten bir kampanya da yürütülmekte idi. Birçok kez kantarin topuzunun iyice kaçtigi o kampanya esnasinda Erdogan’i peygamber mertebesine koyanlar, hatta ‘Allah’in vasiflarini üzerinde toplamis’ gibi ifadeler kullananlar bile oldu.
Diger bir ilginç nokta; bu kampanyaya, Bay Erdogan’in siyasi ‘ve ahlakî’ sicilini karartan, politika tesbit ve yönetme vasiflarinin ciddi ölçekte yetersiz oldugunu gösteren olay ve olgular çogaldikça daha fazla abanilmis olmasidir. Temel iddia ve hedefine ulasamayacagi korkusuna kapilanlarin sikça basvurdugu bir yöntemdir bu da. O korkuya kapilmasinda kendi yanlislik ve eksiklerinin ciddi payi oldugunu görüp, ne iddiasindan vazgeçmeyi ne de hatalarini, eksikliklerini itiraf etmeyi göze alamayanlar; eksiklik ve hatalarini sadece örtmeye çalismakla yetinmeyip aksine onlari birer basari veya fazilet örnegi imisçesine yüceltme yolunu seçerler siklikla. Hatta daha da ileri gidip böylece ‘sirretlesme’nin doruguna varip, onlardan rakiplerini suçlu veya zayiflik içinde gösterecek argümanlar bile türetebilirler.
Bay Erdogan ve maiyetinin Gezi isyanina karsi gösterdigi agir basiretsiz tavra; yalan üretme ve kiyicilikla damgalanmis tutumlarina; 17-25 Aralik’ta ortaya serilen rezalet karsisindaki davranislarina; ‘analar aglamasin’la baslayip analarin emdigi ve emzirdigi sütün burnundan getirilmesine varan o ‘çözüm süreci’ trajedisine, Irak’ta ve Suriye’de ugranilan agir fiyaskoya ve tüm bunlara iliskin Bay Erdogan ve AKP iktidari söylemine bakin; su yukardaki paragrafin eksiksiz bir dogrulanmasini göreceksiniz.
2011’den itibaren AKP iktidarinin ve bilhassa da Bay Erdogan’in siyasal ve ahlâkî sicilinin baslica maddelerini bunlar olusturuyor. Ve bunlar ayni zamanda onlarin zihnî donanimlarinin çapini, öngörülerinin isabet derecesini, kavrayis ve icra yeteneklerinin derecesini de gösteriyor. Buradan verilecek notun, birakin yüksekligini ‘orta’ oldugunu iddia edecek olanin bile akil ve izanindan ciddi ölçüde süphe edilmez mi?
Peki; nasil oluyor da AKP ve Erdogan’in sicilinin, nitelik ve yeteneklerinin hiç de bu denli karanlik görünmedigi üç-bes yil öncesinde çok daha fazla bir haklilik duygusuyla yapilabilecek ‘baskanlik’ girisimi, simdi sözkonusu sicil bu denli kararmis, niteliksiz ve yeteneksizlik hemen her konuda bu denli göze batar hale gelmisken, olanca gayretle sonuca vardirilmak isteniyor? Bu, basli basina ‘tuhaf’. Ama baska bir tuhaflikla da iç içe. Nasil oluyor da yine o üç bes yil öncesinde AKP’nin performansindan övgüyle bahsetmesine ragmen onun baskanlik projesine soguk duran AKP’li seçmenin önemlice bir kesimi, övünmek için köprü ve otoyol yapimina sarilmaktan baska bir hüneri kalmamis bir kisi ve kadronun tüm devlet güç ve yetkilerini kendinde toplamasini onaylar hale gelebiliyor?
Türkiye’nin durum ve gidisatindan endiselenmemizin en ürpertici gerekçesi bu sarmal ‘acayip’liktir.
—————————————————-
Birikim- 22 Aralik
Ömer Laçiner