Makale

Altin buzagiya dönüs

Türkiye siyasi tarihi bir dejavu tarihi. Buralarda iktidara gelen muhafazakar partiden (bir zamanlar sadece) CHP gibi, son zamanlarda ise Norveç Sosyal Demokrat Parti gibi davranmasi beklenir, davranmazsa da her an diktatörlükle suçlanabilir.

Türkiye siyasi tarihi bir dejavu tarihi. Buralarda iktidara gelen muhafazakar partiden (bir zamanlar sadece) CHP gibi, son zamanlarda ise Norveç Sosyal Demokrat Parti gibi davranmasi beklenir, davranmazsa da her an diktatörlükle suçlanabilir.

Hz. Musa asasiyla Kizildeniz’i yarip Firavun’un elinden Israilogullari’ni kurtarir. Artik kimsenin onun Tanri tarafindan seçilmis elçi olduguna süphesi kalmamistir. Bu güvenle kavmini birakir ve arkasina bakmadan Tur Dagi’na çikar. 40 gün sonra gelir bir de ne görsün, ‘Tanri’ya sirk kosmayin, putlara tapmayin’ diye siki siki tembihledigi kavmi arkasindan altin bir buzagi heykeli yapip ona tapmaya baslamasin mi? Son 30 günde de böyle oldu. Bir Sur’a üflendi ve herkes yeniden atalarinin dinine, altin buzagilarina, fabrika ayarlarina geri döndü.

Birakin polis siddetini, Erdogan’in otoriterizmini, uzaylilar dünyayi isgal etse yan yana düsülmemesi gereken insanlarla yan yana düsenleri gördük. Mustafa Kemal’in Askerleri ile, irkçi Türk Solu dergisiyle, TGB’yle, AKP’yi Yahudi asilli seriatçilarin kurup, Kürtçü CIA ajanlarinin desteklendigini düsünen TC. profilli Beyaz yakalilarla, Kemalist konfederasyon bayrakli teyzelerle, Paris Komünü dönem filmi çekiyor tadindaki Türk solcularla, kendi yasam tarzlari disinda hiçbir seyin bugüne kadar endiselendirmeyi basaramadigi endiseli modernlerle sokak sokak cadde cadde, barikatlardan direnenler, direnemese de direnenlere kizgin yaglar tasiyanlari gördük.

Direnisin öncüleri

Direnisin öncülerinden, (sonra Taksim’de konusturulmayarak devrimin yedigi evladi) Sirri Süreyya’nin terminolojisiyle söylersek, iki aylik Akil Insan avindan dönen TGB’lilere ‘Öcalan posterine dönük bir sey yapmayacagiz’ sözü verdiren ‘mücadele pratigi halklari bir araya getirdi, halklar arasindaki zihinsel ambargolari kaldirdi.’

Ne tuhaf bir tesadüftür ki bu büyük mucize tam da hükümet 30 yillik savasi bitirmek için adim atarken oluverdi. Çekilme sürerken, ikinci asama tartismalari baslarken. Ama muhakkak direnisçilerin acelesi vardi, Erdogan fasizmine bir gün bile daha tahammül kalmamisti, herkesin cani burnuna gelmisti, ‘yetti bea’ dedirtmisti kizini devlet memuru yapamayan diktatörün yasam tarzimiza müdahaleleri.

Yeni Mustafa Kemal Dervis

Yine de Nilüfer Göle’ye yeni Mustafa Kemal Dervis heyecanlari yasatan, büyük eksikligini hissettigimiz ‘yobazlik’ kavramini sosyolojiye yeniden sokturan direnisle, Soner Yalçin’a Retro Kurtulus Savasi coskusu yasatan direnis, Cengiz Çandar’in dünyanin çesitli köselerindeki seyahatlerini bölüp selamladigi direnisle, Silivri’den eski yoldasi Dogu Perinçek’in selamladigi direnis, Talat Pasa Komitesi ile Ermeni aydinlari, Erdogan’a uyari mektuplari bitince Radyoevini isgal etmesi beklenen emektar demokrat kösecilerle, Yasam Tarzi Ideolojisi’nin Foocault’su havalarinda dolasan Ertugrul Özkök’ü ayni anda heyecanlandiran direnis ayni direnis degildir herhalde.

Belki de Allah herkesin kalbine göre bir direnisçi vermistir. ‘Gezi iyi etrafi kötü’den, ‘aslinda kalpleri çok temiz’e uzanan sosyoloji kiligina girmis Gezi apolojilerine bakilirsa zaten öz hakiki Gezi Ruhu da ne agaca benziyor ne de buluta. Y kusagindan birilerini görüp orantisiz zekalari üzerine konusabilenler ise cennetlik.

Gerçek, öz hakiki Geziciler, sadece kalp gözü açik sosyologlara görünmekte. Onlar ne parktaki forumlari Erzurum, Sivas Kongrelerini canli veriyormus heyecaniyla veren direnisin gayri resmi kanallari Halk Tv, Ulusal Kanal’dan görülebilir ne de direnisin Pravdasi Sözcü, Yurt, Aydinlik, Sol, Cumhuriyet hatta Hürriyet gazetelerinden takip edilebilir. Gerçek, öz hakiki, o ilk üç gündeki gibi bozulmamis, saf Gezici, direnisin ön cephesindeki TGB’liler, Genç Türkler, arkaik solcular degil kesinlikle. ‘Onlar hep sonradan geldi.’ Taksim disinda her aksam sokaklara çikip, tencere tava çalan Kemalist teyzeler, amcalar ise hiç degil, onlar da devrimi çalmaya çalismakta. (Ama lütfen bu agir ithami ikinci Kuvva-i Milliye heyecanina kapilmis o insanlara biri alistira alistira söylesin.) Gerçek Gezici, büyük nutuklarindan son sürüm bir Dogan Avcioglu çikmasi beklenen Redhack de degil, Drogba’dan ve Atatürk’ten baska her seye karsi lümpen anarsist Kemalist Çarsi da.

Gazetecilik enkazlari

Taksim’deki canli yayin arabasi enkazlarinin önünde zafer pozu veren gazetecilik enkazlari, AKM’nin tepesinden Atatürk’ün baktigini iddia eden sizofreni sinirinda romantik devrimciler, Koç’un oteli önünden finans kapital destekli devrimi sunmak nasip olan kara fatmalarin korkulu rüyasi Ugur Dündar, Londra’ya çikip, Samsun’a çiktigini zanneden Levent Kirca, Gezi Parki’ni basan 90’larin general, siyasetçi, rektör, ilahiyatçi zombileri direnisin kalbi Taksim’den sonra Esad’in davetiyle Suriye’de konser veren Grup Yorum, direnisçilere sevinçlerle dolu mektuplar yazan Ergenekon Balyoz saniklari falan Soros, Otpar tarafindan telekinezi yöntemiyle kandirilmis olmali.

Esasen bir ideolojik külliyati olmayan Kemalizmin Islamofobik, self-oryantalist cerahati; makarna, kömür hikayeleriyle, karanliklara karsi kitap okuyan direnisçilerle, aptallara karsi orantisiz zeka kullanan aydinlik gençlerle üzerimize üzerimize yagiyor günlerdir.

Gerçek mükemmel Gezici profiline ulasmak için, Atatürk’e dönüp duran, alti saat ne düsündün sorusuna ‘Gençlige Hitabe’ diye cevap veren, AKM’den Atatürk resmi kaldirilmasina çok sinirlenmis sivil eylemci Duran Adam’in da konusan kismini degil, duranini, hatta mümkünse dalga geçiyormus gibi görünse de ezber bozan basörtüsü eylemini almak lazim. Ama herkese hatirlatmakta fayda var. Tarih notlarini en güzel çiçeklerden en güzel ballar olarak almiyor. 28 Nisan 1960 Istanbul-Ankara olaylarini izleyen genç sosyalist akademisyen Sencer Divitçioglu da gördükleri karsisinda ‘haysiyet ayaklanmasi bu’ya yakin seyler söylemisti. Star’daki harika yazisinda Cemil Koçak’in hatirlattigi gibi Divitçioglu’na göre ‘harekete katilanlar arasinda, ‘liberal ya da müdahaleci burjuvalar oldugu gibi, sosyalist, Türkçü, Turanci ögrenciler de’ vardi. ‘Hatta Nurcu bir ögrencinin elinde göz yasartici bomba ile polislere saldirisi hâlâ ögrenciler arasinda anlatiliyordu. Sonuçta, ‘hareketi dürten, türlü yollardan tedirgin edilmis burjuvazinin kimildanislari olmussa da; bunu gelistiren, diktatörlüge karsi baskaldiran çesitli siyasal egilimlerin isbirligi’ydi. Gösteriler sirasinda, ‘Halk Partisi’nin ya da Millet Partisi’nin adlarini bile’ isitmemisti.’

O devrin Batici, demokrat aydinlarinin yazdigi Forum Dergisi de, Demokrat Parti’den demokrasi kavgasiyla ayrilan Hürriyet Partililer de diktaya karsi isyan eden bu ‘piril piril gençler’ hakkinda benzer hislere sahipti. Bir zamanlar destekledikleri DP ve Menderes için dillendirdikleri ‘diktaya gidiyor’ elestirileri ise diktaya dogru Türkiye’nin atesine odun tasiyacakti. Darbe olurken uyananlar oldu, ‘Medeni cemiyetlerde fertlere degil, prensiplere tapilir. Prensiplere ihanet edenler ise cezalarini bulurlar. Hainler prensiplere ihanet etmislerdir ve cezalarini bulacaklardir’ (Çetin Altan- 3 Haziran 1960-Milliyet) diye tankin üstünden demokrasi nutku atmaya devam edenler de oldu. Simdilerde yine ‘ileri demokratik’ bir elestiri araci olarak dolasima giren Çogunluk Diktatörlügü’ne de en az 60 yildir gitmekteyiz. Ne tesadüf ki çok partili hayata geçtik geçeli ülkemizin üstünde kara bulutlar gibi dolasan bir tehlike çogunlugun tahakkümü! Demokrat Parti daha iktidarin ikinci yilinda Ekseriyet Tahakkümü elestirileriyle, ‘hersey sandik degil ama’larla, tabii ki diktatörlük suçlamalariyla tanistirildi. Orada bitmedi ama. Asagidaki satirlari son 30 günde bir yerlerde okumus olma ihtimaliniz bir hayli yüksek. ‘Modern demokrasi yalniz çogunlugun hükmettigi bir rejim degil, ayni zamanda hukuk prensiplerinin her vatandas için adaletle uygulandigi bir esitlik rejimidir. Sadece çogunluga dayanan ve çogunlugun arzularina göre yürütülen demokrasiyi, geçimsizlige ve anarsiye yol açarak idareyi, neticede totaliter bir sisteme götürebilir. Bütün devirlerin tarihi, çogunlugun bazen aldandigini gösteren aci ve ibret verici olaylarla doludur’

Sunay ve Demirel’den dinleyelim

Ama hayir, okumadiniz. Bu satirlar 45 yil öncesinden. 27 Mayis ‘Devrimi’nin yildönümlerinde kutlanan Hürriyet ve Anayasa Bayrami için radyoda konusan Cumhurbaskani Cevdet Sunay’in Ankara’da soguk dus yapan beyanatindan. Peki eski Genelkurmay Baskani olan Sunay, demokrasiyle, çogunluk tahakkümü elestirisiyle kimi dövmektedir sizce? Seçimlerde sandiktan tek basina iktidar çikmasi beklenen ve anayasayi degistirme sinyali veren Adalet Partisi’nin lideri Basbakan Demirel’i. Gezi Parki için Aydinlik Gazetesi’ne ‘sabredin’ diyen Inönü’nün nurculukla suçladigi Demirel’i. ‘Insanlar’ korkmaktadir yine. Hassasiyetle anlasilmasi ve giderilmesi gereken endiseler hastaligi salgin mevsimi gelmistir yine. Yasar Kemal’in kurucusu oldugu sol entelektüellerin Ant Dergisi ise su kapakla çikmistir: AP’nin hedefi: Çogunluk Diktasi.

Peki Demirel ne demistir. Okuyalim:

‘Azinligi çogunlugun üstüne çikaran idare tarzi, bir zümrenin sultasidir. Düsünceleri etrafinda çogunlugu toplayamayip azinlikta kalanlarin haklarina razi olmamalari kendileri disindakilere tahammül edememeleri kendilerini çogunluktan daha muteber saymalari Türk demokrasisinin islemesine önemli engel teskil etmis, memleketin agir bedeller ödemesine sebep olmus tek parti zihniyetinin ta kendisidir… Türkiye’de kimse diktatör dikta ihtiyaci içinde degildir.’

Dejavu. Kazliçesme’de Erdogan konusuyor sanki. Simdi sagci bir sark kurnazligiymis gibi dalga geçilen milli irade vurgulari ile savunulan da, çogunluk diktasi sözleriyle üst perdeden sanki daha ilerisi isteniyormus gibi karsi çikilan da, ‘cici’ diye dalga geçilen de ayni sey. Demokrasinin girisi, ilk basamaklari, olmazsa olmazi, ilk içe sindirilmesi gerekeni, insanligin iktidarin mesruiyetinin kaynagi olarak buldugu ve hala kullandigi en iyi yöntem: Seçim, sandik, Meclis… Parlamenter demokrasi… Gezi Parki için referanduma gidilmesini bile kaldiramayan direnisçi bünyelerdeki enfeksiyonun yakin tarihi hakkinda daha söylenecek çok söz var. Türkiye siyasi tarihi biraz da bunun tarihi, bir dejavu tarihi çünkü. Buralarda iktidara gelen muhafazakar partiden (bir zamanlar sadece) CHP gibi, son zamanlarda ise Norveç Sosyal Demokrat Parti gibi davranmasi beklenir, davranmazsa da her an diktatörlükle suçlanabilir.

Kostümler degisir, dil degisir, m kusagi gider, y kusagi gelir, telgraf gider, twitter gelir ama ayni kavga sürüp gider. Buna kisaca Türkiye siyasal tarihi diyoruz. ‘Yeni siselerde eski saraplar’ da der Ingilizler.

Evet, bugün Erdogan diktatörlügüne direnenler, bes yil önce Çankaya’ya basörtülü first lady çikmasina direnenlere benzemiyor, dogru. Ama unutmayalim, O günkü CHP de bugünkü CHP’ye benzemiyor. O gün eylemlere öncülük edenlerin büyük bir kismi hapiste. Darbeci askerler bile artik darbelere karsi, Kemalizm kamusal alanda itibarini kaybetmis durumda. CHP Genel Baskani Che sapkasiyla kongrede kürsülere çikiyor. Kemalizm, kuzeni Türk solunun, yasam tarzi ideolojisinin içinde saklanarak dolasiyor aramizda. Bugün evet darbecilik itibarsiz ama son 30 gün gösterdi ki siyasete karsi siddet hala itibarli. Bugün Kemalizmden kimse bahsetmek istemiyor, New York Times’a direnisçilerin verdigi ilandan son anda Atatürk’ün mirasçilari sözü sik görünmek adina çikariliyor ama Kemalizmin resmi dili olan self-oryantalizm hala AKP’lilerle ‘hüloooogg’ diye dalga geçen direnisçilerin pek çogunun ana dili. Esasen zaten bir ideolojik külliyati olmayan Kemalizmin Islamofobik, self-oryantalist cerahati, makarna, kömür hikayeleriyle, karanliklara karsi kitap okuyan direnisçilerle, aptallara karsi orantisiz zeka kullanan aydinlik gençlerle üzerimize üzerimize yagiyor günlerdir.

Meshur hikayedir. 70’lerin basinda Mao’nun yardimcisi Çu En Lay’a sormuslar. ‘Fransiz Devrimi’nin etkileri hakkinda ne düsünüyorsunuz’. Cevap: Konusmak için henüz erken. Neyse ki iki yil önce Kissinger’in On China kitabiyla ögrendik ki aslinda adam böyle bir sey dememis, her seyin sebebi bir çeviri hatasiymis, etkilerini konusmak için erken dedigi de bir iki yil önceki 68 Paris Olaylari imis.

Gezi Parki’nin etkileri hakkinda hüküm vermek için o kadar beklemeye de gerek yok. Malum, olay bütün siyasal hayatin modernlesme fay kiriginin üzerinde gerçeklestigi, siyasal aktörlerin de zamanin modasina göre kilik degistirip ayni repliklerle konustugu Türkiye’de geçiyor.

Türkiye’nin dejavu tarihi

Sizi bilmiyoruz ama Türkiye siyasal tarihini bilenler için o klise geçerli; bu filmi bir yerden hatirliyoruz. Ama bu filmin genelde demokrasi için mutlu sonla biten sonunu da hatirliyoruz… Bir laik demokrat yazarla, bir nasyonel sosyalist parti liderini muhafazakar iktidara karsi özgürlük mücadelesinde birlestirebilen bu ortak fabrika ayari siyasi hayatimizin varligi zaman zaman unutulsa da format atilip giderilmeyen bir defosudur. Bu yüzden’Iktidar Gezi Parki isyanini anlamali, diyalog kurmali’ diyenlerinki iyi niyetli bir politik dogruculuk olabilir ancak. Sosyolojik öfkeler, sinifsal kibirler, yasam tarzlari arasindaki farktan dogan iletisimsizlikler, farkli dünyalar, farkli dillerden bahsetmekteyiz. Böylesine ontolojik çatisma bugünden yarina çözülemez. Burada rasyonalite aranmamalidir. 2007 seçimlerinden önce bir arastirmada ‘Oyumu CHP’ye verecegim ama AK Parti iktidarda kalsin’ diyen laik isadamlarinin tavrinda rasyonalite aramak beyhude bir çaba olacaktir. O yüzden Faiz Lobisi de meseleyi açiklamaz. Koç Grubu ya da benzerlerinin bu islerin içinde olmasinin sebebi para kaybetmeleri degil, ideolojileridir. Aksine bu ideolojiler ugruna gerekirse para kaybetmeye de hazirdirlar.

Tepkiler irrasyonel oldugu için Gezi Isyani’ndan yükselen talepler de somut, yasal, politik degildir. Diyalog çabalarinin sonuçsuz kalmasinin da, bütün geri adimlarin görmezlikten gelinmesinin de, ‘çekilmeyecegiz, gitmeyecegiz’ maksimalizminin de sebebi bu olayin özündeki irrasyonalitedir.

——————————————————–

Star-30 Haziran

Yildiray Ogur

Back to top button