Aman kafaniz karismasin!
28 Subat’in bütün agirligiyla toplumun üzerine çöktügü günler.
Askerler herkesi hizaya çekiyor; her kisi ve kurumdan bakisini, durusunu tavrini karargâha bakip öyle düzenlemesini bekliyor. Tabi, toplumu etkileme kapasitesi bakimindan gözler öncelikli olarak medyaya çevriliyor. Kim 28 Subat’in yaninda duruyor, kim karsisina geçiyor, kim ortada kalmaya çalisiyor, hepsi bir bir not ediliyor.
Dogan Grubu, o mesum günlerde, 28 Subat’in yaninda saf tutuyor. Hatta grup içinde bazi kalemler askerin, mesru hükümete karsi olan anti-demokratik dayatmalarini yeterli bulmuyor, karargâha kadar gidip elini masaya daha sert vurmasi kiskirtiyor. Bununla birlikte grubun içinde askerlerin kaslarini yukari kaldirmasina sebebiyet veren yazarlar da bulunuyor.
Gazetecilere irticai anlatan general
Dönemin kudretli pasasi Çevik Bir, duydugu rahatsizligi Aydin Dogan’a iletiyor. ‘Komutan adina konusuyorum’ diyerek bazi yazarlarin ismini veriyor ve onlarin isten çikarilmalarini talep ediyor. Dogan, bu talebi geri çeviriyor. Bunun üzerine Bir, ‘Öyleyse ben geleyim, irtica tehlikesini bu arkadaslara anlatayim’ diyor.
Bir yemek organize ediliyor. Aralarinda Yalçin Dogan, Sami Kohen, Zülfü Livaneli, Hasan Pulur, Meral Tamer gibi isimlerin bulundugu yemekte Orgeneral Bir, yazarlara irticanin ne kadar büyük bir tehlike haline geldigini izah etmeye basliyor.
Yemekte bulunanlardan biri de Taha Akyol’dur. Akyol, generalin öne sürüdügü fikirlere katilmiyor. Türkiye’de bir irtica tehlikesinin bulunmadigini ve yapilacak bilimsel arastirmalarla da bu durumun açikliga kavusturulabilecegini belirtiyor. Bu çerçevede bazi akademisyenleri de zikrediyor Akyol; mesela Nur Vergin ve Elizabeth Özdalga gibi sosyologlarla görüsebileceklerini ve bu isimlere konuya iliskin arastirma yaptirabileceklerini söylüyor.
Akla kurt düsürmek
Akyol’un itirazi ve önerisi Bir’in hosuna gitmiyor. Öneriyi geri çeviriyor. Geri çevirirken de son derece çarpici bir laf ediyor: ‘Biz, kafamizin karismasini da istemeyiz.’ (Gürkan Zengin; Kusatma, Inkilâp Kitabevi, 2018, Istanbul, s. 186-187)
Herhalde sadece Türkiye’de degil her yerde ve sadece askerler degil bütün iktidar yapilari kafalarinin karismasindan hazzetmezler. Her iktidar, hem bütün sorunlari hem de bu sorunlara dair dogru reçeteleri bildiklerini varsayarlar. Kendi akillarindan son derece memnundurlar, bu nedenle tartisilmak degil onaylanmak isterler. Zihni konforlarini alasagi edecek düsüncelerden hoslanmazlar. Akillarina kurt düsürülmesini bir zaaf olarak görürüler. Bu nedenle onlari ya susturur ya da göremezden gelirler.
Ancak vakit geçer, sartlar farklilasir. Toplum onlari kafalarindaki çerçeveye sigmaz olur. Bildiklerinden sasmama azmi, iktidarin esnemesini zorlastirir. Baska bir ihtimalin da olabilecegi düsüncesiyle araya konulan ve her geçen gün daha çok açilan mesafe, sosyal degisimi okuma sansini ortadan kaldirir. Netice, iktidari korumak için berraklastirilan (!) kafanin aksi bir islev görmesi ve giderek iktidari çürütmeye baslamasidir. Karisik kafa iyidir!
Dünden bugüne degisen pek bir sey yok. Mevcut iktidar ve onun taraftarlari, geçmiste kendilerini hedefe koyanlar gibi, bütün bir toplumu ‘biz ve onlar’, ‘iyi ve kötü’, ‘dost ve düsman’ saflara sikistiriyorlar.
Her kesim kendi içinde birçok çesitlilik barindiriyor. Ama iktidar ve çevresi, hayati keskin karsitliklar üzerinden okumayi tercih ediyor. Her sey çok net onlar için; ya dostsun ya da düsman. Eger bizim tarafimizdaysan iyisin, diger taraftaysan kötü!
Bunun bir ortasi yok; kafayi karistirmaya hacet de yok. Aynen dün gibi!
Oysa karisik kafa iyidir; karismayan kafa durulmaz.
—————————————————
Serbestiyet.com-21 Eylül 2018
Vahap Coskun