Makale

Anadili ögrenme-ögretilmesindeki kimi algilar

Degerli okuyucularim, anadilim Kürtçeyi konusamiyorum, yazamiyorum, günlük yasam içinde, yüz iki yüz kelimeyi geçmeyen konusmalar disinda dillimizi kullanamiyorum; evlatlarima, torunlarima, birlikte yasadigim kisiye, dillimizi ögretmekte zorlaniyorum, diyenleri; günlük yasam içinde veya bu konularin konusuldugu, seminer, konferans, böylesi özel günlerde sohbetlerde çokça duyuyoruz.

Bildiginiz üzere, dünyanin en etkili gücü; silahin yerini artik daha çok teknolojik, siyasal söylem ve bilinç karartan, insanlarda algi yanilmasi yaratan sistematik söylem ve propagandalardir. Bu sistematik politikalarla en sagduyulu, okumus kültürlü diyebilecegimiz entelektüel kesimlerini de algi yanilmasina sürüklettigini, hatta kendini öldürtecek bir tetikçiye çevirmek mümkün olabilmektedir.

Bir çok konuda oldugu gibi, anadilin ögrenilmesi ve ögretilmesi konusunda da kafalar karisik degil, karma karisik halde. Bunda ülkemizin dört devlet tarafindan sömürülmesinin büyük payi var. Bu üniterci yapidaki devlet erkleri asimilasyon politikalarinin en büyügünü anadil üzerinde yaptigini siz okuyucularim, yakinen biliyorsunuz. Bu güne kadar, anadilinin konusulmamasi, ögrenilmemesi için her türlü projeyi uyguladilar. Analarimiz için okuma yazma seferberliklerinden tutun da, is ve ev ekonomisine katki diye analarimizi bir taraftan aile ekonomisine katki ve kendi is imkanlarini yatirmaya tesvik edilirken. Diger taraftan, onlarin daha iyi Türkçe konusmalari bildikleri anadillerini unutmalarinda basarili oldular. Peki seksen sonrasi hizli bir sekilde metropollere göç edilenleri de evde anadil sadece çocuklara ögretmek bir tarafa dursun, Türkçe bilmeyen nene-dedelere torunlariyla konussunlar diye Türkçe ögrenmeleri! Hatta dilinden utanir hale getirildigi aileler, kisilerle karsilasmiyoruz degiliz. Iste bu ve buna benzer aci tablolar asimilasyon politikalarin sonucudur.

Kutsal topraklarimiz üzerinde yasanan onca acidan sonra, devletin asimilasyon politikalari anlayisinda önemli bir degisiklik yapildigi söylenemez. Bir takim rahatlama reform ve yasal düzenlemeler yapildiysa da süreçler içinde, köklü degisikliklere gidilmedi. Türk devletinin tekilci kurulus anlayisi tüm iktidar partileri tarafindan sürdürüldü. Sürdürülmeye de devam ediyor. Hatta var olan muhalefetti de zaman içinde kendi gibi düsünmeye sürükledi.

Ebetteki, anadilimizi ögrenmenin önündeki en büyük engel henüz bagimsiz bir devlete sahip olmayisimizdir. Kürdistan özgür olmadan, dilimizin de, kadinlarimizin da , isçi sinifimizin da, mezhep ve kültürel olarak da özgür olmamiz mümkün degildir. Sorum su, peki ülkemiz özgürlügüne kavusturuluncaya kadar anadilimizi ve diger konulari erteleyecek miyiz? Tabi ki hayir, Kürt ulusal mücadelesi, birinci önceligimizdir. Ancak mücadelemizi yürütürken, dilimizi ögrenmeye-ögretmeye, yasamimiz içinde kullanmaya devam etmeliyiz. Bu konuda çabalarimizi daha da artirmaliyiz. Anadilimiz gelecek nesillere aktaracagimiz devlet olma, bir halka mensup olma bilincinin en önemli mihenk taslarindandir.

Her Kürt bireyi, gelecek nesillere birakacagi en ucuz, en bedava en çok kendisinin ruhuna iyi gelecek anadilinin önce melodisini ögrenmeyi, ögrendigi gelistirdigi o tiniyi melodiyi kendi çocuklarina, torunlarina birakacaklari en büyük mirastir.

Sosyal statü veya çalisma kariyeri ve statümüzü yükseltmek için, büyük efor sarf eden bizler, kendi anadilimizi basta, kendimiz ögrenmemeye bin bir bahane bulduk. Bulmaya da devam edecege benziyor.

Henüz daha teknolojinin, sosyal medyanin, evi yikilasinca televizyonlardaki Türk dizilerinin çogalmadigi zaman diliminde, anadilini konusanlarin orani bugünkünden fazlaydi. Bunu arastirmalar gösteriyor. Bu hizli gerilemenin sosyal, siyasal… birçok neden siralayabiliriz. Bu diziler ve filmlerdeki propagandalarla, daha önce Türkçe bilmeyen bu ana-baba, dede neneler dahi bu ekran basindan ayrilmaz hale getirdiler. Bu devletin asimile politikasinin bir parçasiydi. Peki, anadilimizi ögrenmeme, sorumlulugu sadece, bizi asimile etmeye çalisanlarin üzerine atmak, sorunumuzu çözüyor mu? Bu algi bizi bir nebze rahatlatiyor olsa da, dilimizi ögrenme ve ögretmeye engel olmamali.

Özellikle ülke topraklarindan uzak yasayanlar, memlekette gittigimizde çocuklarimizla kendi anadilimizle konustugumuzda, en okumuslarimiz dahi vay! bu çocuk nene, dede, teyze, akraba ve diger çocuklarla nasil iletisim kuracak, deyince onlara; bir çocugun anadilini ögrenmesinin öneminden bahsetsek de, onlar aciyan gözlerle çocuklarimiza bakiyorlardi. Kendi kirik Türkçeleriyle wii, ma! bu çocuk nasil oynasin diger arkadaslariyla. Merak etme teyze amca, abla o çocuk kendi diliyle de o çocuklarda kendi bildikleri diliyle konusur ve anlasirlar. En kisa zamanda da kaynasirlar merak etmeyin, demeye devam ettik bir çogumuz.

Uzmanlar ve arastirmalar gösteriyor ki; bir çocuk anadilini ögrendi mi, bir ikinci ve çok dil ögrenmesi daha kolay oluyor. Bizim tek dil (Türkçe) hayrani sistem içinde algi yanilgisina sahip olan Kemalist düsünceliler, zaman içinde gördüler ki, o küçük çocuk çocuklar, çok kisa zamanda gittikleri ülkenin dilini de, Türkçeyi de kimi Türk çocuklarindan daha iyi ve daha düzgün kullandiklarina tanik oldular.

Yine arastirmalar gösteriyor ki, çocuk kendi anadilini ve melodisini ögrendiginde, bir baska dilde okudugu kitaplarda, izledigi filmlerde karsilastigi kelimeleri anadiliyle biliyorsa o ikinci dili anlamasi ve ögrenmesi daha hizli gerçeklesiyor. Yani karsiligi varsa onu ögrenmesi algilamasi daha hizli gerçeklesiyor. Örnegin, günlük yasam içerisinde birçogunuzun dikkatini de çekmistir. Koca koca siyasetçi, koca koca kitaplar yazmis, prof olmus, akademik kitaplari olan veya bir kurum temsilcisi, önemli pozisyonlara gelmis insanlardan duymussunuzdur. Kendisine sorulan herhangi bir soruda anadilini tüm akiciligiyla harika konusur ancak, söz konusu dogum tarihi veya bir tarih rakam olunca, onu mutlaka Türkçe söyler. Kendi basindan geçen bir olayi anlatir o insan; 1980 derken onu kendi anadili Kürtçeyle söyleyemez. Nedenini uzmanlar su sekilde açikliyorlar. O çocukken veya günlük yasam içinde rakamla ilgili anadilliyle bir algi olusturulmamis. Yani anadiliyle rakam ögretilmemis. Konusulmus ama ögretilmemis.

Ben de sunu açik yüreklilikle ve gurur duyarak söyleyebilirim ki, anadilimizi çocugum dogduktan sonra, onunla konusmamiz ona bol bol hikayeler okumamiz, oyunlar oynamamiz, sürekli iletisim halinde olmamiz, acimizi da sevincimizi de, kendi anadilimizle birbirimize aktardik. Aktarmaya devam ediyoruz. Diye bilirim ki, çocugumla birlikte daha çok ögrendim anadilimi. Anadilini gramatikal melodisiyle ögrenen çocuk için, çok dilliligin çocugum için büyük bir zenginlik oldugunu biliyordum. Su an on dört yasinda, anne babasi disinda, amcasi, halalari ve onunla Kürtçe konusanlarla Kürtçe konusuyor. Bu delikanli ve kendi anadili disinda yasadigi ülkenin dili yani sira, Türkçe de dahil bes dil biliyor. Çok dilli olmasinin temeli anadilinde yatiyor.

Bir baska algi yanilgisi, ya da yanlis bilinen seyde, çocuk okula, yuvaya baslarsa nasil dersi anlayacak veya nasil iletisim kuracak. Çocuk en hizli sekilde ikinci ve üçüncü dili hatta çok dil ögrenebilecek kapasiteye fazlasiyla sahiptir. Bize ögretilmis yanlisliklar nedeniyle çocuk okula veya yuvaya baslar baslamaz, hemen evde konusulan anadil, okulda yuvada kullanilan dile dönüsüyor. Ve o çocuk tatbiki bir daha o dili kullanmiyor. Bu o çocugun degil, onun ebeveynlerinin eksikligidir.

Bize eziyetler eden devletlerin bizim asimile ve dilimizin yok olmasi için oynadigi oyunlari ve bize dayatilanlara karsi durmak her duyarli, insanimizin öncelikli görevidir. Kendinize ögretemediniz, çocugunuza da ögretemediniz, torununuza ögretin. Torununuzla birlikte dogacak çocuklarinizla siz dilinizi ögrenmeyi kendiniz için yapacaginiz en iyi yatirim olacaktir.

Konusulmayan bir dil, ögrenilmeyen ögretilmeyen dil bizlerin tahmin edemeyecegimizden de hizli bir sekilde erimeye devam edecektir. Buna göz yummayi hiçbirimizin yüregi kabul etmez. Her birey nerede olursa olsun, her gün kendine bir kelime ögrense, bir yil içinde 365 kelime azimsanmaz. Buna biraz da dilbilgisi eklenince anadilimizi kendimize ögretmis, ögrendigimiz de yani basimizdakine ve birlikte yasadiklarimiza ögretebiliriz. Bu kadar basit, ama algi farkliligi nedeniyle ne yazik ki, bu kutsal vazife çogu zaman sünmen alti ediliyor.

En kalpten selamlarimla.

21.02.2021

Necla Çamlibel

Back to top button