Anayasa Referandumu penceresinden Türkiye-AB iliskileri
Referandum öncesinden Avrupa Birligi (AB) ile iliskileri gerginlestiren AKP Hükümeti referandum sürecine girildiginden beri daha ‘saldirgan’, ‘populist’ yöntemlere basvuruyor. Bu yüz- den iki kesim arasindaki gerginlik giderek tirmaniyor. Türkiye özellikle Almanya, Avusturya ve Hollanda ile karsi karsiya gelmis durumda..
Almanya Die Welt gazetesinin muha- biri olan Deniz Yücel’in Cumhurbaskani Erdogan tarafindan dile getirilen ‘PKK’li terörist’ ve ‘Almanya’nin ajani’ oldugu iddi- asi Almanya’daki tüm medya kuruluslarini ayaga kaldirdi. Daha evvel de zaten bir ‘Can Dündar krizi’ yasanmisti.
Türk kanunlarinin yurt disinda seçim propagandasini yasaklamasina ragmen, AKP hükümeti, Avrupa’daki yandas örgüt- leri ve DITIB kanaliyla adi geçen ülkeler- de propaganda toplantilarini hedefledi. Referandum nedeniyle Avrupa’nin çesitli ülkelerinde propaganda etkinliklerini ör- gütleyen AKP’ye ve hükümetine öncelikle Almanya, Hollanda ve Avusturya ve diger ülkelerden de tepkiler geldi, birçok ülkede yapilmasi planlanan etkinlikler güvenlik nedeniyle yasaklandi.
Avrupa’daki dönemin özgül kosullarini kale almayan Cumhurbaskani Erdogan, hükümet üyeleri ve diger eski bakanlar sorunlari diplomatik bir üslup ve yön- temle çözmeye çalisacagina atese körükle giderek tüm AB ile iliskilerin haddinden fazla gerilmesine ve nerede ise durmasina neden oldular. Özellikle Cumhurbaskani’nin Almanya’yi ‘nazi metotlari’ ve ‘fasist- likle’, Hollanda’yi da ‘nazi artiklari’ olarak suçlamasi ilisk ilerin tamamen çigirindan çikmasina neden oldu.
Cumhurbaskani Erdogan, son yillarda AB üyesi birçok ülkede populist ve asiri sagci, AB karsiti partilerin giderek güçlendigini bilmiyor mu? Tabii ki biliyor. Bu partiler ayni zamanda da islamifobik bir siyaset yürütüyor ve yabanci düsmanligini da kiskirtiyor. Pragmatik bir diplomatik dil ve yöntem kullanmasi gerekirken AKP Hükümeti tam tersi bir yöntemi tercih etti. Karsilikli iliskiler açisindan gelismeleri degerlendirirken su önemli konulara deginmekte yarar var:
Almanya’da önümüzdeki ilkbaharda 3 eyalet seçimi ve sonbaharda ise federal seçimler var. Demokratik partilerin tümü asiri sagci ve islamofobik AfD (Almanya için Alternatif) partisinin daha da güçlenmemesi için çaba harciyorlar. Ilticaci ve göçmenlere karsi yabanci düsmanligini körükleyen AfD’nin eline malzeme vermek istemiyorlar. Diger AB ülkelerinin birçogunda, özellikle de Fransa ve Hollanda’da bu ilkbaharda genel seçimler var. Bu seçimlerde asiri Gerginlesen Türkiye-AB iliskisinin yarattigi sorunlar diplomatik üslup ve yöntemle çözülmeye çalisilacagina, atese körükle gitme politikasi iliskilerin daha fazla gerilmesine hatta durmasina neden oluyor. Bundan tüm Türkiye toplumu zarar görmektedir.
Sagci Gerd Wilders’in partisi islamofobik ve yabanci düsmanligi politikasiyla 14 Mart seçimlerinde güçlü çikti, ama hükümet olusturamayacak. Fransa’daki Le PEN’in partisinin giderek güçlenme tehlikesi var. Bu nedenle Hollanda Basbakani Ankara’da Basbakan Yildirim’i arayarak Hollanda’da yapmayi planladiklari mitingleri 14 Mart’ta yapilacak genel seçimlerin sonrasina ertelemeyi önerdi, ama AKP bunu bilerek kale almadi, diplomatik iliskileri zedeleyen provokatif söylem ve eylemlere giristi, tehditler savurdu.
AKP hükümeti Almanya’yi -PKK’yi kast ederek- terörizmi destekledigini iddia ediyor. Halbuki Almanya PKK’yi 1993 de yasakladi. Kisa bir süre önce de PYD’yi yasaklar listesine aldi. Bu sürede PKK’lilara karsi açilan dava ve sorusturma sayisi 4.200 ü geçiyor.
Türkiye ihracatinin %50’ye yakinini AB’ye yapiyor, düne kadar Türkiye’ye gelen turistlerin 2/3’si AB ülkelerinin vatandasiydi. AB, uyum süreci çerçevesinde 2020’ye kadar yapilacak 4,8 Milyar dolayindaki yardim miktarinin önemli bir kesimini bu gelismelerden ötürü durdurdu.
Türkiye’de sürekli olarak sayilari 10 binleri asan Alman ve Hollandali kitle yasiyor. Türkiye-AB iliskilerinin gerileyerek kötüye gitmesi bu insanlari da etkiliyor. Türkiye’de yasayan AB vatandaslari irkçi saldirilardan korkuyor. Süreç böyle devam ederse onlar da Türkiye’yi terk edebilirler.
AB iliskilerinde Kürdistanli göçmenlerin etkisi Tüm AB ülkelerinde yasayan Türkiye kökenli göçmenlerin sayisi tahminen 5 Milyon civarinda. Bunlarin en az 1/3’i Kürtlerden ve
200 bin dolayinda ise Asuri (Süryani), Arap ve Ermenilerden olusuyor. Unutulmamali ki adi geçen bu kitlenin önemli bir kesimi Alevilerden olusuyor.
Türkiye’nin kullandigi bu saldirgan üslüp ve tavir, bahsedilen yukaridaki çesitli göçmen gruplari etkilemiyor mu, Türklerle bahsedilen diger gruplar arasindaki gerginligi arttirmiyor mu?
Geçen dönemde Türkiye’de gerçeklestirilen genel seçimlere baktigimizda Avrupa’da en büyük oy potansiyeline AKP ve HDP sahiptiler. AKP, bu referan dum sürecinde belki milliyetçi ve dini söylemlerle oylarini arttirabilir. Ama, ayni zamanda da daha evvel sandik basina gitmeyen seçmenlerin, bu kez sandik basina giderek ‘hayir’ oyu kullanacaklarini bilmeli. Nedeni ise Kürdistan kökenli göçmenler hem AKP ve hem de HDP’ye ‘kizgin’ ve ‘kirgin’lar.
Özellikle Almanya’da nüfuslari 1,5 milyona ulasan Kürtler, Almanya ve diger ülkelerde özel olarak konuya iliskin etkinlikler düzenlemeye gerek görmüyorlar. Mart ayinda Kürtler açisindan iki önemli olay bunda etken. Birincisi Halabja Jenosidini anma ikincisi ise Newroz etkinlikleri. Adi geçen bu her iki etkinlige tüm Avrupa’da yüzbinlerce Kürdistanli katiliyor. Etkinliklerin ana konusmalarindan biri de süphesiz Anayasa Referandumu oldu. Kürt göçmen örgütlerinin kitlelere çagrisi, sandik basina giderek ‘hayir’ oyu vermeleri yönündeydi. Cumhurbasbani Erdogan ve diger AKP kurmaylari Anayasa Referandumu nedeniyle kisa süreli düsünerek AB-Türkiye iliskilerini zedeliyorlar. Bunun ceremesini tüm Türkiye toplumunun çekecegi kesin. Cumhurbaskani Erdogan ve AKP’nin AB ülkelerine karsi kullandiklari dile bakildiginda akla ‘porselan dükkanindaki fil’ benzetmesi geliyor. Halbuki, Türkiye-Rusya iliskilerindeki geriye adim atma tutumu, gelecekte Türkiye-AB iliskilerinde de tekrarlanma ihtimalini tasiyor.
Bekir Saydam