Makale

Anka Kusu ve bir hak arayis hikayesi

Mitolojik hikayeler insanin DNA’sina yerlesmis varolusun saklandigi harika tilsimli, nasihatlerin, bilgiye götürdügü, tilsimli bir diyardir.

Tecrübe edinmis, yasamin geride kalanidir. Bu nedenledir insanlar konustugunda, her birinden ayri gerçek hikayeler duyarsiniz. Evet her yasanmisligin kendine özgü gizemli sirlarla dolu bir tarafi vardir. Her yasanmislik özel ve kendine has birer hikayedir. Ben de bu hikâye vesilesiyle, toplumumuzdaki bir magduriyeti sizlerle paylasacagim.

Bir rivayete göre derler ki;

Anka kusu ölecegini bildigi zaman bir ates olup kendini yakar, küllerinden yeniden dogarmis. Yasamindaki tüm olumsuzluklara ragmen idealleri için yoluna devam eden her kadin bir Anka kusu gibidir. Çünkü bu kadinlar, tüm zorluklari, olumsuzluklari deneyimleyip yeniden hayata tutunmayi tecrübe eder.

Zorluklariyla ve bagimliliklariyla yüzlesip, toplumun, geri kalmis yapilarin kendisine yükledigi olumsuz yükten kurtulup, yasama yeniden tutunur. Yigmaz dertleri üst üste, hepsini tek tek sabirla çözer. Zorluklar karsisinda sürekli sikâyet etmenin acizlik, zaman kaybi oldugunu bilir. Zorluklarin da yasamin bir deneyimi oldugunu ve edindigi deneyimle sabirla amaçladigi yolda yürür. Bu yüzden yanip yeniden küllerinden kendini dogurur.

Her insanin dogustan edindigi yetistigi toplum, aile içerisinde edindigi kimlikler vardir. Bunlarin bazilari ilk dogustan itibaren üzerine giydirilen ve sonradan ediklerimizdir. Örnegin, dogumumuzla birlikte edindigimiz soy adin, evlilikte de kullanmayi büyük bir özgürlük olarak gösterildi. Ya da evlilik kurumu sadece bir dini nikahla ese verilen hak. Resmi nikahla taçlandirilmasi düzene uymayi ve modern olmanin ilk adimidir. Yine evlilik öncesi sahip oldugu soyadini tasiyanlar da en özgür kadinlar diye bir algi olusturuldu. Bu köle’ özgür’ hemcinslerin yasadiklari ayri bir makale konusu…

Sevginizi de maddi ve manevi varliginizin paylasimi sadece bir kâgit devlet onayi ya da bir imamin iki dudagi arasiyla onayina baglama anlayisini toplumsal uyumu ve ‘ahlak’ algisini ne kadar koruyor?

Çagdas, özgür, esitlikçi olmak ‘seçim yapabilmek’ ile ilgilidir. Yasaminizla, yapmak istediklerinizle, ilgili kendi seçimlerinizi özgür iradenizle bir baski altinda kalmadan var olmayi seçmektir.

Bunu yapmak geri kalmis toplumlarda zor olundugunun farkindayim. Ama bunu basarmak da imkânsiz degildir. Biliyorum ki, bir kadin önce kendisini dönüstürür, degistirirse, etrafi da degisecektir. Bu degisim dönüsüm içinde yasadigi toplumun ve ülkesinin ve dünyanin dönüsümüne yol açan taslarin örülmesini gelecek nesillerin kendisinin yasadiklarini yasamamasina hizmet edecektir.

Bagimlilik, pismanliklar ve güçsüzlüge yol açar. Dayanisma içinde olmaktir tüm iliskilerde, yani esitlikçi bakis açisi adaletli olmak bir karakter yasam tarzidir. Sadece bir isim ve sifata yüklemek yetmez.

Uzun yillar birlikte yasayip çocuk sahibi olduktan sonra, günü gelince artik anlasilmayacak yasam içinde paylasilacak bir seyleri kalmayan çiftlerin birbirlerinden ayrilmalari kadar dogal bir olay yoktur. Ancak, birlikte yasadigi sürede yarattigi en büyük deger olan çocuklarini, ayrilan çiftlerin çocuklarini birbirlerine karsi koz olarak kullanmalari, ya da düsman ettiren taraflara ne demeli?

Yine, ekonomik olarak varlikli olmasina ragmen yillarca birlikteliginde isterse sonradan edindigi varliktan bir kadini mahrum birakiyorsa bu siddet degil de nedir? Kanimca, birlikteliginizde yarattiginiz maddi ve manevi degerleri birlikte koruyup, paylasmayi basaramayanlar Fasizan bir anlayisin sürdürücüleridirler.

Bir baska algi, ekonomik olarak büyük bir zenginlige sahip olan tarafin ihtiyaç sahibi olan birlikteliginden büyük hazine olan çocuklarini, ayriliklarda koz olarak kullanip magdur etmektir.

Ya da zenginligini paylasmasi halinde de. Bir lütuf büyük bir iyilik yapmis gibi kendini göstermek hangi toplumsal ahlaka uyuyor.

Sözüm; toplumsal yapimiz içindeki bir yanlisliga adaletsizligi dillendirerek, bu magduriyeti yasatanlara karsi daha duyarli olmaktir.

Kadinlari magdur etmek. Çocuklarinizi ve toplumumuzu magdur etmek anlamindadir. Eger bencil egoist dünya sirf benim mutlu huzurlu özgür olmamla ilgidir diyenlere benim söyleyecek sözüm olmaz. Onlara ancak uzman danismanlar yardim edebilir.

Hem cinslerime de tavsiyem. Kendiniz için güçlü olursaniz. Zenginliginiz yeniden dimdik ayakta durusunuz yasama anlamli ve bagimsiz durusunuzu getirecektir. Bu adim atildi mi? Gerisi çorap sökügü gibi gelir. Bagimli degil özgür kadin cins olma yolunda enerjisini harcayan Anka kusu olur.

Özgür ve bagimli olmak bir seçimdir ve hayatinizi nasil yasayacaginizi seçmek sizin tutumunuza baglidir. Eger güçlü özgür çocuklar yetistirmek istiyorsaniz kendinizden baslayin. Özgür kadin olma düsüncelerinizi pratige dökerseniz, çevrenizdeki herkese bu ikisinin bir arada gidebilecegini göstermis ve eril egemen toplumun bir parçasi olmadan da aileye sahip olunabilecegini kanitlamis olursunuz.

Aslinda bunu yapmak sizi daha güçlü ayaklari saglam yere basan biri haline getirecektir. Elestirel düsünme ve tabulasmis fikirleri analiz ederek yanlislari ortaya çikarmak, sizin bu düsüncelere olan bagliliginizin ve onlari daha iler tasimak için ortaya koydugunuz gayretin bir simgesidir. Derin felsefi düsüncelere sahip olmaniz, size toplumsal yapi kuramlariyla ögretilen fikirleri sorgusuz sualsiz kabul etmeniz gerektigi anlamina gelmez. Eger cinsiyetler arasi esitlige inaniyorsaniz siz bir özgürlesmeye açik cinssiniz demektir. Bu fikrinize baska neyi dahil edeceginiz tamamen size kalmis.

Hangi eril düsünce olursa olsun, eril düsüncenin hayatinizi mahvetmesine izin vermeyin. Unutmayin ki, yasaminizin kontrolünü kizlariniza ve kendinize ögreten rol modeller basta sizlersiniz. Ezilmis bagimli, onlarin kullandigi dili kullanmak onlar gibi olmaya dönüstürür. Iyilik, kibarlik ve sözünüz varsa, sükûnetle ifade etmek. Hangi taraf olursa olsun, suçlama ve iftira dilini kullanmamayi seçmek her seçmek güçlü öz güven gerektirir.

Cins kimliginizle sözlü siddet ve baski altina alinmayi bir kez dahi kabul ederseniz devami kesin gelecektir. Bu da sizin kendinizi daha yipratmis, eli kolu baglanmis hissettirir. Esinizle, birlikte yasamini paylastiklariniz kimse onlarla ortak haklariniz oldugunu önce kendinize kabullendirin. Boyun egen, hakaret eden, ezen bagiran taraf olmayi seçmek yerine. Donanimli, hakliliginizi durusunuz ve sözcüklerinizle ifade etmek. Insan olani ikna eder. Ama fasist ve bencil hasta insanlari çigirindan çikarir.

Son olarak sunu söylemek isterim. Her kadin kendi basina dimdik ekonomik, sosyal olarak ayakta kalmayi basaracak güce sahiptir. Sadece bu gücünü birine, bir yere bagimli olmadan, nasil daha etkin kullanacagina karar vermekten geçiyor.

Bir haksizliga ugradiginizda, bir fikir size ters geldiginde, eger yanlis oldugunu düsünüyorsaniz, bu fikre karsi çikmak ve yanlisligini ortaya koymak sizin hakkinizdir. Bunu yapmak kadinliginizdan bir sey kaybetmenize neden olmaz. Farkli bir düsünceye sahip oldugunuz, yasamda birikimlerinizle bir konu hakkinda kendinizi ifade etmeniz en dogal seydir ve bu çok normaldir. Kadin ya da erkek olmak insan olmaktir. Insan olmayi beceren her birey, esitlikçidir güçlüdür.

Her türlü haksizlik ve zorlugun üstesinden gelen Anka kuslarina, kendilerini yeniden doguranlara, selam olsun! 8 Mart Dünya kadinlar gününüz kutlu olsun.

Not: Bu 8 Mart için yazdigim makaleydi. Ancak, gecikmeli de olsa, siz okuyucularimla paylasmayi uygun buldum. Selam ve sevgilerimle.

Necla Çamlibel

Back to top button